Limanda ilanı aşk

İsrail ile bugün gelinen noktadaki askeri işbirliği 1996 yılında İsrail ve Türkiye'nin imzaladığı Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması sayesinde gerçekleşti.
Haber: Ayşe KARABAT / Arşivi

İsrail ile bugün gelinen noktadaki askeri işbirliği 1996 yılında İsrail ve Türkiye'nin imzaladığı Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması sayesinde gerçekleşti. İşte bu anlaşma Arap dünyasında fırtınalar kopardı. Hatta İsrail'de o sene yapılan seçimlerden hemen önce Lübnan'da Filistinli mülteci kampına yapılan ve Kana katliamı olarak tarihe geçen bombardımanda İsrail uçaklarına hava sahasında uçuş eğitimi veren Türkiye suçlandı.
İki ülke çok uzunca bir süre 'İlişkilerimiz üçüncü ülkeleri hedeflememektedir' demekten dillerindeki tüyleri bitirdiler. Ama bir süre sonra kimseyi ikna etmek zorunda olmadıklarını tavırlarıyla ortaya koydular.
1990'lı yıllara gelindiğinde, Ortadoğu'da değişiklikler başlamıştı. Körfez Savaşı'ndan sonra bölge yeniden şekilleniyordu.
O dönemde ilk üst düzey ziyaret gerçekleşti. 1993 yılında, İsrail'in Güney Lübnan'ı bombalaması nedeniyle bir kez iptal edilen ama birkaç ay sonra gerçekleştirilen ziyaretle Hikmet Çetin, İsrail'e ayak basan ilk Türk dışişleri bakanı unvanını aldı.
Şeytanın bacağı kırıldıktan sonra gerisi geldi. İki ülkenin dışişleri bakanları birbirlerini komşu kapısı yaptılar. Onları başbakanlar, cumhurbaşkanları ve diğer bakanlar izledi.
Askeri dönem
Kıbrıs harekâtından ve petrol krizinden sonra Türkiye, Arap ülkeleri ile ilişkilerini geliştirme kararı almıştı. Bu çerçevede Türkiye, fanatik bir Yahudi'nin Kudüs'teki Mescidi Aksa'yı yakma girişiminden sonra kurulan İslam Konferansı Örgütü'ne (İKÖ) 1976 yılında tam üyelik kararı aldı. Örgüt İstanbul'da toplandı ve aynı toplantıda Kıbrıs konusunda destek alınırken Siyonizm ve İsrail kınandı.
25 yıl sonra yapılacak İKÖ zirvesinde ise Türkiye, Filistin ve İsrail arasındaki
çatışmalar nedeniyle, İsrail ile ilişkilerin kesilmesi gündeme geldiğinde bütün gücüyle karşı koyacak ve zirve kararlarını yumuşatmayı başaracaktı. Bu sebeple de
İsrail Savunma Bakanı Binyamin Ben
Elizer, Ankara'da Türkiye'ye müteşekkir olduklarını açıklayacaktı.
1970'lerin sonlarında Türkiye'de iç karışıklık nedeniyle Yahudi cemaati de İsrail'e göçe hız vermişti. 1978 yılında Mısır Büyükelçiliği'nin Suriye yanlısı El Şaika örgütü tarafından basılmasının ardından Filistin Kurtuluş Örgütü Ankara'da temsilcilik açmıştı.
Bakan devrildi
1980 yılında İsrail'in Doğu Kudüs'ü önce ilhak edip sonra da başkent ilan etmesi ilişkileri iyice gerdi. İsrail bütün dünyanın hışmına uğrarken Türkiye de Kudüs Başkonsolosluğu'nu kapatma kararı aldı. İlişkiler zaten maslahatgüzarı seviyesindeydi ama bu durum o zamanki Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen'in, İsrail ile hâlâ ilişkilere devam edildiği gerekçesi ile verilen bir gensoru nedeniyle bakanlık koltuğunu kaybetmesini engelleyemedi.
İlişkilerin dondurulması 12 Eylül askeri darbesinden sonra oldu. O dönemde askeri yönetim Batı'dan gelen tepkiler nedeniyle
İslam ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmeye karar vermişti ve bu nedenle de İsrail'deki maslahatgüzarını da geri çekerek ilişkileri kâtip düzeyine indirdi. Bu kararın hemen ardından Suudi Arabistan 250 milyon dolarlık bir yardım yaptı askeri yönetime.
Bugün ise İsrail'deki Türkiye temsilciliği yalnızca askeri ataşelik düzeyinin çok üzerinde. Tıpkı Washington da olduğu gibi Silahlı Kuvvetler temsilciliği var Tel Aviv'de. Bu da dört kuvvet komutanlığının dört subayının Türkiye'yi temsil etmesi anlamına geliyor. 28 Şubat'tan birkaç gün önce Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın İsrail'de olması ise hâlâ dedikodular yapılmasına yol açıyor.
12 Eylül askeri yönetimine Amerikalı senatörlerin yaptığı 'İsrail ile ilişkileriniz ABD ile ilişkilerinizi etkileyebilir' uyarısı dikkate alınmadı hatta İsrail sporcu kafilesine vize bile verilmedi. O yıllarda Türkiye'ye ABD'nin yaptığı askeri yardımlarda Yahudi lobisinin de çabaları sonucu indirime gidildi. ABD baskısına uzun süre dayanamayan Türkiye ilk yeşil ışığı İsrail'in Golan tepelerini ilhak etmesini kınayan Birleşmiş Milletler oylamasında çekimser kalarak verdi.
İsrail'e hayır
Ama Türkiye bugünlerde İsrail'in tüm ricalarına karşın BM'deki oylamalarda
İsrail'in kınanmasına evet diyenlerden biri olmaya devam ediyor.
İsrail 1980'li yıllarını vazgeçmek istemediği Türkiye ile ilişkilerini düzeltebilmek için zemin arayarak geçirdi. Bu dönemde Türkiye'nin başına musallat olan, diplomatlarını katleden Ermeni terör örgütü ASALA'ya karşı işbirliği önerisi getirdi. Önerinin uygulamaya konulduğu ise bugün bilinen bir gerçek.
Askeri yönetimden sonra Başbakan olan Turgut Özal'lı yıllar başladığında, ilişkilerde yumuşama da başladı. Özal, 1985'teki ABD gezisinde Yahudi lobisi ile de buluştu. Aynı yıl İsrail ve Türkiye'nin Dışişleri Bakanları New York'da bir araya gelecekken
İsrail uçakları FKÖ'nün Tunus karargâhını bombaladı ve Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu görüşmeyi iptal etti.
'Barış' yolu açtı
Türkiye nazlı İsrail politikasını ise
1991'de bıraktı. O yıl ilişkiler büyükelçilik
seviyesine çıkartıldı ve karşılıklı ziyaretler başladı. Ama ilişkilerin tam anlamıyla stratejik boyutlara taşınması ve Türkiye'nin İsrail politikasındaki Arap vesayetini kaldırması Ortadoğu barış sürecinin başlaması ile gerçekleşti.
Ortadoğu barış süreci başlar başlamaz, yolunda gitmeyeceğinin sinyallerini de verdi. İsrail'de art arda patlayan intihar bombaları sağcı Likud hükümetini ve lideri Binyamin Netanyahu'yu iktidara taşıdı. Netanyahu'nun başbakan olması ile Türk-İsrail ilişkilerinin hızının kesilebileceği tartışmaları yapıldı ama, öyle olmadı.
Türk askerleri ElHalil'de kurulan geçici gözlem gücüne katılırken ilişkiler de hızla gelişti. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 500 milyon dolardan 1.5 milyar dolara çıktı. Tıp alanında bile işbirliği başlatıldı. Dikkat çeken en önemli işbirliği alanlarından biri de tarım oldu.
Netanyahu'nun sert politikaları karşısında Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinden rahatsızlık duyan Arap dünyası bu rahatsızlığını her platformda dile getiredursun dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weisman, Türkiye Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i ağırladığı Aşkelon Limanı'nda Türkiye-İsrail ilişkilerini bir aşk ilişkisine benzetti.
Ürdün'e kanca
Türkiye o yılları Arap dünyasını ikna etmek için harcarken, Ürdün bütün ısrarlara karşın Türkiye ve İsrail'in gerçekleştirdiği deniz tatbikatlarına biraz da Arap dünyasından gelecek tepkiyi hesaplayarak yalnızca gözlemci olarak katıldı.
İsrail, PKK terörüne karşı Türkiye'ye yardım ederken, kendi teröristlerini de zaman zaman Türkiye'ye havale etti. İran'ın Türk hava sahasını kullanarak Suriye üzerinden Lübnan Hizbullah'ına silah göndermesini engellemesini dönemin Başbakanı Ehud Barak, Türk muadili Bülent Ecevit'ten rica etti. Barak'ın bu ricası kırılmadı. Türkiye, İran'dan kalkıp Suriye'ye giden iki uçağı aramak için indirdi. Uçaklar boş çıktı ama gereken mesaj da verilmiş oldu.
İsrail, Türkiye'nin diğer Müslüman ülkelerle kurduğu ilişkilerden de yararlanmak istediğini gizlemedi. İsrail'e bir ziyarette bulunan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz'dan İran'a gidip, İran'ın elinde olduğu tahmin edilen ve Lübnan'dan kaçırılan İsrail'in milli kahramanı Jon Arad'ın akıbeti hakkında bilgi almasını istedi. Ancak Arad'ın nerede olduğu hâlâ bilinmiyor. TürkiyeSuriye ilişkileri düzelmeye başlayınca benzer bir rica daha gündeme geldi. İsrail Savunma Bakanı Ben Eliezer, Suriye'nin desteğindeki Hizbullah'ın elindeki İsrail askerlerinin bırakılması için Şam'a Ankara'dan mesaj gitmesi ricasında bulundu. Ben Elizer, Suriye ile görüşme masasına tekrar oturmaya hazır oldukları mesajını da yine Ankara'nın Şam'a ulaştırmasını istedi.
Ortadoğu barış süreci bittiğinde, Filistin ve İsrail arasında eylül ayında çatışmalar çıktığında ise Türkiye Arap dünyasına
'Bizim İsrail'le ilişkilerimiz sürece yardım olacak' mesajı verdi. Bu mesajı gerçekleştirebilmek için de Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in çabaları ile bir süreç başlatıldı. Bu süreçte Türkiye, 'yardımcı' bir rol üstlendi. Filistin ve İsrail arasında bir an önce görüşme masasına oturulması için mesaj götürüp getirmeye başlandı. Hatta İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın ricası üzerine Cem, Barak ile görüştükten hemen sonra planlanmadığı halde Filistin lideri Yaser Arafat ile bir
araya gelmek için Mısır'a uçtu.
Ve Şaron geliyor
Türkiye, her iki tarafa da itidalli olmaları çağrısında bulunmaya devam ediyor. 8 Ağustos'ta Türkiye'ye gelecek olan İsrail Başbakanı Ariel Şaron'a da sert politikalar izlememesi tavsiyesinde bulunmaya hazırlanıyor. Türkiye'de akrabaları olan, akrabalarını ziyaret için zaman zaman Türkiye gelen ve Lübnan'daki Sabra, Şatilla katliamları nedeniyle hakkında suç duyurusu yapılan Şaron'un bu tavsiyeleri tutup tutmayacağı belli değil. Ama belli olan Türkiye-İsrail ilişkilerinin kendi yolunda ilerlemeye devam edeceği.
***
Şu Ermeni meselesi
1988 yılında Filistin Devleti ilan edilir edilmez Türkiye Filistin'i tanıdı ama her yıl BM gündemine getirilen ve İsrail'in Birleşmiş Milletler'de temsilinin yasaklanmasını isteyen öneriye Türkiye daha önce çekimser oy verirken 1989'da hayır dedi. Karşılığında da Yahudi lobisinin o sene de ABD Kongresi'nde gündemde olan Ermeni soykırımı tasarısının engellenmesini aldı. 10 yıl sonra Türkiye-İsrail ilişkilerinin hızla geliştiği dönemde,
İsrail'in Türkiye'ye atadığı büyükelçi Ehud Toledano'nun, yıllar önce bir radyo programında Ermeni soykırımı iddiaları lehine konuştuğu iddiasının ortaya atılmasından sonra Ankara Toledano'ya hayır demedi ama aradan aylar geçmesine karşın büyükelçinin agreman talebine de yanıt vermedi. Bunun üzerine İsrail de Türkiye'ye başka bir büyükelçi atadı. İsrail Eğitim Bakanı Yosi Sarid'in geçen yıl İsrail okul
kitaplarına Ermeni soykırımı ile ilgili iddiaları koyabileceklerini söylemesi Ankara'nın kalbini kırdı. İsrail'in, 'Bu Sarid'in kendi fikri, hükümetimizin görüşleri ile bir alakası yok' demesi,
o dönemde İsrail Başbakanı olan Ehud Barak'ın Türkiye'den bizzat özür dilemesi Ankara'nın kırgınlığını geçirmedi, her sene üst seviyede katılımın gerçekleştiği İsrail milli günü resepsiyonuna bu sefer üst düzey kimse gelmedi.
***
İlişkiler sulanacak
Kutsal kitaplarında Nil'den Fırat'a kadar olan bütün toprakların kendilerine vaat edildiğini düşünen Yahudilerin devleti İsrail, Güneydoğu Anadolu Projesi'ne ilgisini hiç gizlemedi. Tarım teknolojisi alanında kendi küçük ülkesinde harikalar yaratan İsrail bu teknolojiyi Türkiye ile paylaştı. GAP'ta görev alan teknisyenleri kendi ülkesine davet etti ve eğitimden geçirdi. Özal'ın ortaya attığı 'Barış Suyu' projesinin gerçekleştirilmesi ise zaman aldı. Manavgat Suyu'nu alarak yaşadığı kuraklığa çözüm bulmayı düşünen İsrail maliyet hesapları nedeniyle bu projenin gerçekleşmesini uzattı. Hatta bir ara deniz suyunun arıtılmasının, Manavgat Suyu'ndan daha ucuza mal olacağı hesaplanarak proje rafa kaldırıldı ama bu sene İsrail'de iyice artan kuraklık projenin tekrar gündeme gelmesini sağladı. Suyu taşımak için uluslararası bir ihale açan İsrail, bu yılın sonunda Manavgat suyu içmeyi planlıyor. Ortadoğu'nun en kıymetli tabii su kaynağı üzerinden yapılan işbirliği ise bölgedeki diğer Arap ülkelerinin meraklı bakışlarına hâlâ hedef olmakta.
-BİTTİ-