Liseli olmak zor zenaat (6)

Bürokratlar, akademisyenler, öğretmenler, öğrenciler ve veliler yıllardır liseleri tartışıyor.
Haber: İsmail SAYMAZ / Arşivi

Ne olacak bu okullar!
Bürokratlar, akademisyenler, öğretmenler, öğrenciler ve veliler yıllardır liseleri tartışıyor. Bürokratların 'ÖSS'ye göre biçimlendirmek istediği, akademisyenlerin 'yeterli eğitim verilmiyor' diye eleştirdiği, öğretmenlerin 'olanaksızlarından' yakındığı, öğrenci ve velilerin
'Dershanelerden başka çaremiz kalmadı' diyerek umudunu kestiği ortaöğretim sistemi, her yıl yarım milyon öğrenciyi sıralarına kabul ediyor, bir o kadarını da üniversite sınavına uğurluyor.
Okullaşma oranının yüzde 55 düzeyinde olduğu ortaöğretime yönelik başlıca eleştiriler; eğitim araç ve gereçlerindeki olanaksızlıklar, öğretmenlerin çalışma koşulları ve müfredatının ÖSS'ye yönelik olmaması...
Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) 2003-2004 yılı verilerine göre, ortaöğretimde 6 bin 512 okulda 3 milyon 593 bin 404 öğrenci eğitim görüyor. Öğretmen sayısı 160 bin 49.
Geçtiğimiz yıla göre, öğrenci sayısı yaklaşık 300 bin düşerken, 11 bin 486 yeni öğretmen işbaşı yaptı, 478 yeni okul da hizmete açıldı.
Bu yıl liseye kaydolan öğrenci sayısı, 558 bin 809'u erkek, 407 bin 917'si kız, toplam 966 bin 726. Bunların 610 bin 461'i genel liselere, 356 bin 265'i de mesleki ve teknik liselere kaydoldu. Geçtiğimiz yıl mezun olan öğrenci sayısı ise 518 bin 104.
Liselerin bölgesel dağılımına bakıldığında; 1511 okul ve 777 bin 626 öğrenci ile Marmara Bölgesi birinci sıraya yerleşirken, 489 okul ve 178 bin 396 öğrencisi bulunan Doğu Anadolu Bölgesi, sonuncu sırada yer alıyor.
Sayısal dersler dinleniyor
MEB'in Anadolu ve fen liseleri ile yabancı dil ağırlıklı, çok programlı ve genel liselerde seçmeli dersler konusunda geçtiğimiz ay yaptığı araştırma, ilginç sonuçlar ortaya koydu.
Fen liselerindeki öğrencilerin yüzde 71'i biyoloji, yüzde 67'si kimya, yüzde 52'si fizik seviyor.
Anadolu liselerinde ise öğrencilerin yüzde 64'ü fizik, yüzde 61'i kimya ve yüzde 59'u da biyoloji tutkunu. Bu dersleri beden eğitimi, geometri, matematik ve coğrafya izledi. Öğrencilerin en az tercih ettiği dersler ise standardizasyon ve kalite ile halkbilim.
Genel liselerde öğrencilerin yüzde 43'ü biyoloji, yüzde 42'si fizik, yüzde 39'u kimyayı; yabancı dil ağırlıklı liselerdeki öğrencilerin yüzde 48'i biyoloji, yüzde 40'ı kimya, yüzde 38'i de fizik dersini seçti.
Genel liselerde, bunlardan sonra en fazla tercih edilen dersler beden eğitimi ve sanat tarihi, Türk edebiyatı tarihi ve resim. Genel liselerde en az tercih edilen dersler ise astronomi ve uzay bilimleri ile hukuk.
Felsefeye prim yok
Fen liselerinde de sırasıyla beden eğitimi, insan ilişkileri ve bilgisayar en fazla seçilen dersler oldu. Bu okullardaki öğrenciler, trafik bilgisi ve jeoloji derslerini çok az tercih etti.
Bu arada, tüm liselerde öğrencilerin yüzde 13'ü felsefe tarihi, yüzde 8'i demokrasi ve insan hakları, yüzde 5'i mantık ile trafik bilgisi, yüzde 3'ü kütüphanecilik, yüzde 2'si bilim tarihini daha az tercih etti.
Grupla çalışma istatistikleri, istatistik, hukuk, ileri matematik, araştırma teknikleri, astronomi ve uzay bilimleri de öğrencilerin en az tercih ettiği dersler arasında.
Öğrencilerin öğretmenleri ve okulları için belirttikleri görüşler, müfredat ve derslere ilişkin görüşleri kadar iç açıcı değil. KESK'e bağlı Eğitim-Sen tarafından geçtiğimiz yıl yapılan 'Öğretmen Yetiştirme Araştırması' kapsamında görüşülen 1328 lise öğrencisinden yüzde 52'si, öğretmenlerinin 'konuları iyi bildiği ve konuları dışındaki alanlara da hâkim olduklarını' düşünürken, yüzde 20'si bu düşünceye katılmıyor.
Yüzde 30'u da öğretmenlerin dersi ilginç hale getiremediğini, öğrencilerin eleştirilerine açık olmadığı, yaratıcılığa özendiremediği görüşünde.
Öğrencilerin yüzde 55'i 'ödülden çok cezaya başvurulduğunu', yüzde 48'i 'öğrenciler arasında ayırım yapıldığını', yüzde 28'i 'öğretmenlerin sosyal ve kültürel etkinliklerle ilgilenmediğini' ve yüzde 22'si de
'öğretmenlerin işlerini severek yapmadığını' savunuyor. Öğrencilerin yüzde 50'si okulun 'zihinsel ve düşünsel açıdan' gelişmelerini sağladığını düşünürken, yaklaşık yüzde 40'ı okullarının 'bakımlı ve güzel', 'sosyal ve kültürel açıdan zenginleştirici' bulmuyor. Yüzde 37'si okulun 'baskıcı ve yaptırımcı' olduğuna inanıyor..



Öğrenciyle öğretmeni 'konuşuyor'
Öğrenci ders çalışmıyor, tahrik ediyor. Aslında demek istediği, 'Öğretmenim
ben sorunluyum, benimle ilgilenin'. Biz de yanıt olarak şiddetle, 'Çok meşgulüm, ilgilenemem' mesajı veriyoruz.
KESK'e bağlı Eğitim-Sen üyesi beş lise öğretmeni; Neslişah Gökmen, Mesut Mike, Veysel Ata Yılmaz, Musa Doğan ve Refik Ali Kaya ortaöğretimdeki olanaksızlıkları, yetersiz bulunan eğitimi ve 'yeni kuşağı' tartıştı. Öğretmenler, pedagojik yetersizlik yüzünden öğrencilerle aralarında iletişim kopukluğu olduğunu, kendi sorunlarıyla baş edemeyen öğretmenle
'sorunlu' öğrenci arasında 'dayağın' ileşitim aracı haline geldiğini söyledi.
Bu kuşağa bir tanım getirmek mümkün mü?
Kocasinan Lisesi felsefe öğretmeni Neslişah Gökmen: Zor bir kuşak. Sadece liseli olmakla ilgili değil, sosyolojik yapıyla da ilgili. Ergenlik dönemini, toplumun değişimi ve gelişminden koparamayız. Düşünün, eğitimin
altyapısı yok, lise son sınıf öğrencisi okuma-yazma bilmiyor. İdeali ve amacı yok. Hayata karamsar bakıyor. Bu yüzden motive edemiyoruz.
Bu kuşağın karşısında ders vermekten memnun musunuz?
N.G: Memnun değilim. Mutsuzum. Mesleğimi kafamdaki gibi yaşayamıyorum. Bu halde ders veriyorum.
Güngören İzzet Ünver Lisesi kimya öğretmeni Mesut Mike: Öğrenciler aslında bize çok şey öğretiyor. Örneğin yeni başlayan bir kimya öğretmeni için gazların hareketini bilmek o sınıfa girdiğinde öğretmenlik anlamına gelmiyor.
Neler öğretiyorlar?
M.M:
Öğretmeyi öğretiyorlar. 'Bir çocukla nasıl ilişki ve diyalog kurabilirim'e yanıt buluyorum. Bir sorunu çözemediğimde, eğitimci arkadaşlarımla tartışıyorum.
Siz şiddete başvurdunuz mu?
M.M:
Kendimi kabul ettirmek için ilk zamanlarda oldu. Bir-iki yıl sürmüştür. Ama şimdi hiç yapmadığım şeyler.
Öğrenci liseden kaçarken, dershaneden kaytarmıyor. Bu, neden?
M.M:
Sistemle ilgili bu. Liseler boşa çıkarılmış durumda.
Bağcılar Orhan Gazi Lisesi felsefe öğretmeni Veysel Ata Yılmaz: Ben dershanede çalıştım. Bu konuda öğrencinin de velinin de bakışı farklı. Çoğunluk, 'Okuldaki öğretmenler kendilerini geliştirmemiş' ya da 'Okul müfredatı sınava uygun değil' diye düşünüyor. Müfredat konusunda haklılar. İşlenen dersler sınavda çıkmıyor.
Okuldaki otorite altındaki öğrenciyle, dershanedeki eğitimi parayla alan öğrenci farklı mı?
V.A.Y:
Kimlik bunalımı var. Ben okulumun semtindeki dershanede görev yaptım. Mezun ettiğim öğrencilerin dershaneye defter kitapla geldiğini, sürekli soru sorduğunu, dersi dinlediğini gördüm. Oysa o öğrenciye okulda zorla ders anlatıyordum. Bir de dershanede daha esnek davaranabiliyoruz.
Okulda neden daha çok müdahale ediyorsunuz?
V.A.Y:
İdareciler kendi açılarından haklı. Okulda 2 bin öğrenci var. Onları disipline etmek adına saçından kıyafetine kadar birçok şeyi kontrol altında tutmak istiyorlar. Gençlerde de özgürlük arayışı var tabii.
Bunun ne zararı var?
V.A.Y:
Biz verilen görevi yerine getiriyoruz. Bir müdür küpeli öğrenci gördüğünde 'Niye müdahale etmiyorsun?' diye kızıyor. Öğrenciye hak verseniz ayrı, idarenin direktiflerini uygulasanız ayrı bir sorun. Maalesef, baskıcı yöntemler uygulayan öğretmenler daha başarılı ve saygı görüyor.
Bağcılar Orhan Gazi Lisesi kimya öğretmeni Musa Doğan: Biz sistemi değil, sistemin sonuçlarını tartışıyoruz. Bir kere eğitimde özelleştirme süreci var. Devlet okullarının özelleştirilmesi için 'başarısız' olması gerekiyor. Bunun için bir çaba var. Sadece İstanbul'daki eksik öğretmen sayısı 10 bin. Öğretmenler ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Biz bu ortamda şiddeti tartışıyoruz. Şiddet tabii ki oluyor. Öğrenci tahrik ediyor, ders çalışmıyor, dinlemiyor. Aslında onun demek istediği şu: 'Hocam ben sorunluyum, benimle ilgilen.' Biz de şiddetle şu karşılığı veriyoruz:
'Sorunlu olduğunu biliyorum. Çok meşgulüm, ilgilenemem. Kusura bakma.' Şiddet bir iletişim biçimi yani.
Siz geçmişte idarecilik yaptınız. Öğrenciler hangi sebeplerle idarelik olur?
M.D:
Başlıca sebep, öğretmenin ders anlatımının engellenmesidir. Öğretmene saygısızlık, kavga olayları... Kavgalar daha çok 'kız meseleleri' yüzünden çıkar. Sigara içmek mesela...
Hangi cezalar uygulanır?
M.D:
Yönetmeliğe göre, daha çok uyarı-kınama cezası verilir. İş büyürse uzaklaştırma ve okuldan atma olur.
Aranızda hiç öğrenci şiddetine maruz kalan oldu mu?
Bağlar Lisesi fizik öğretmeni Refik Ali Kaya:
Erzurum'da Çok Programlı Lise'de görev yaptığım sırada bir öğrencim bana vurdu. Aslında olaydan önce çocuğu dinlemeliydim. Telkinde bulunsaydım böyle olmayacaktı. Genel olarak öğretmenler çocukları anlamıyor. Kendisini ifade edemeyen çocuk patlıyor.
M.M: Aslında birkaç öğrenci tipi var: İlki, beyni nötralize olan ve yarış atına dönen tip. Devamlı test çözüyorlar ve tüm dünyaları test. Öğretmenler bunları çok seviyor. Diğer öğrenci tipi de popüler kültür doğrultusunda yaşayanlar. Bunlar kültürel yozlaşmadan en çok nasibini alanlar.
Üçüncü tip ise çeteciler. Bunlar grup halinde davranır, haraç toplarlar. Reisleri var. Bir de serseri ve tinerci çeteler var. Okulda bali çekiyorlar. Bugün ülkede çetecilik yapan, çek senet mafyalığı yapanlar liseden arkadaştır.
Çözüm umudu yok mu?
M.M:
Kuşağa ayak uydurmamız lazım. Ders kitapları da buna göre hazırlanmalı. Görsel eğitim olanaklarından yararlanmamız gerekirken, laboratuvarları bile sınıf yapmışız. Bu koşulların değişmesi lazım...


Ve bir liselinin ağzından...
Emrah Aktepe (18): "Bakırköy 70. Yıl Sağlık Meslek Lisesi'nde okuyorum. Okulumuzda eğitim yeterli değil. Ne İngilizce öğrenebiliyoruz ne de bilgisayar kullanabiliyoruz. Bazı öğretmenlerimiz arkadaş gibi davranıyor, bazıları ciddiyeti elden bırakmıyor. Aşırı disiplinden çok rahatsızız. İdareciler kız arkadaşlarımıza, saçımızdaki jöleye bile karışıyor. Çok sıkıyorlar. Üniversiteye geçiş hakkımız olduğu için gelecek kaygım yok. Ancak benim birçok arkadaşım kadrosu olmayan bölümlerde okuyor.
Onlar için üzülüyorum."
-----------------------
YARIN: Üniversite stresi bunalıma sokuyor