Mafya asıl şimdi futbola girecek

Vaktiyle silahlı saldırıya uğrayan eski hakem Ahmet Çakar: Dört isim verdim, savcılar 'Gel anlat' demedi. Mafyanın futboldan beklentisi yoktu, artık olur. Hakem ve yöneticiler şikenin içinde.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Ahmet Çakar
İnönü Stadyumu'nda işlenen cinayetten sonra birdenbire futbol dünyasının gerçek yüzü ayrıntılarıyla çıktı ortaya. Tribün çeteleri, bu çetelerle ilişki kuran kulüp başkanları ve yöneticileri, çetelere sağlanan imkânlar, dağıtılan bedava biletler, kulüplerin mafya bağlantıları, futboldaki rant kavgaları, vurulan, dövülen gazeteciler, yakalanmayan failler... Bu konular bir anda tartışmaya açılırken, bütün bu korkunç gerçeklerin aslında medya ve devlet tarafından bilindiği de anlaşıldı. Şu görüldü ki, bugüne kadar ses çıkarılmayan, göz yumulan rezaletler birikmiş birikmiş, cinayetlere kadar ulaşmıştı. Biz de dokuz ay önce faili meçhul bir saldırıda ağır yaralanmış olan Ahmet Çakar'la futbol dünyasının içyüzünü, kulüp başkanlarını, yöneticilerini, mafyayı, futbolda bundan sonra olabilecekleri, futbol yazarlarına ve kendisine yapılan saldırıyı, futbol dünyasıyla ilgili gerçekleri açıklamanın yarattığı tehlikeleri konuştuk. Türkiye'de on beş yıl üst düzeyde hakemlik yapan, şampiyonluk ve küme düşme maçlarını yöneten, on yıl da FIFA hakemi olan tıp doktoru Çakar, medyada futbol yorumculuğunu sürdürüyor

İnönü Stadı'nda işlenen cinayetle birlikte sanki Pandora'nın kutusu açıldı. Beni şaşırtan şu oldu. Meğerse spor medyası, futbol dünyasındaki bütün rezaletleri biliyormuş. Ama birkaç kişi dışında kimse bu olayların üstüne gitmemiş. Bu son olayla birlikte medyanın bilmediği herhangi bir gerçek ortaya çıktı mı?
Çıkmadı... Futbolda benim 'top-bin' diye nitelediğim kişiler var. Bu top-bin, futboldaki yöneticilerdir, medyadır, gazetecilerdir, eski ve aktif hakemlerle futbolculardır, federasyoncular ve komite üyeleridir, eski kulüp başkanlarıdır. Yani futbol dünyasında ismini herkesin bildiği, sokaktaki çocukların bile bildiği isimlerdir bunlar. Ben de bu top-binin içindeyim, Hıncal Uluç da içinde, Özhan Canaydın da...
Siz, futbol dünyasının en tepesinde bin kişi olduğunu söyleyerek, bunlara 'top-bin' diyorsunuz. Futbolun en tepesi için bin sayısı biraz fazla değil mi?
Top iki yüz elli deyin. Ama top-10 ya da top-100 değil bu. Bu insanların yüzde 99'u Türk futbolunda neyin ne olduğunu, gayri ahlaki boyutta, ahlaki boyutta ıcığına cıcığına kadar bilir. Ama bu insanlar umumiyetle üç maymunu oynar. Ben top-binin hepsi kirli demiyorum. Ama top bin, her şeyin ne olduğunu bilenlerdir.
Futbolda çok tehlikeli ve karışık ilişkilerin hâkim olduğunu görüyoruz. Futbolda yaşanan her şeyi bilen bu insanlar, korktukları için mi yoksa kendileri de bu ilişkilerin içinde yer aldığından ötürü mü üç maymunu oynuyor?
'Top-bin'deki insanlar, ama kötü kişi olmadıklarından, ama menfaatleri icabı, ama rantları devam etsin diye... Çok ilginçtir biliyor musunuz? Futboldaki bütün illegalitenin, illegal ilişkilerin yüzde 90-95'i bu 'top-bin'den çıkar. Ve bu illegal ilişkiler, bunlar tarafından kesinlikle dile getirilmez.
Neredeyse bütün televizyon kanallarının futbol programları var. Bütün gazeteler sayfalarca futbol yazıyor. Neden spor medyası, gerçekleri halka daha önce ve gür bir sesle anlatmadı peki?
Anlatamazsınız. Futboldaki gür sesle anlatılacak gerçekler, aslında Türkiye'deki sistemin rezaletidir. Türkiye'deki bozuk sistemin küçük bir maketi futboldadır. Çarpık ilişkiler, menfaat kavgaları, belli idealler uğruna değil de belli menfaatler için soyunulmuş görevler, görevi kötüye kullanmalar, rüşvet, haksız kazanç...
Ya mafyayla ilişkiler?
Çok ilginç bir şey söyleyeyim mi size? Bugüne kadar mafya, futbolun içinde inanıldığı kadar kötü amaçlarla bulunmamaktadır.
Mafyanın ve illegalitenin nasıl bir iyi amacı olabilir sizce?
Söyleyeyim. Mafya, gücün ve paranın olduğu yere girer. Evet futbolda büyük bir güç ve para var. Ama inanın, futboldaki bu büyük paradan mafya tahmin edildiği kadar fazla yarar sağlamıyor. Mafya, futbolun gücünden yarar sağlıyor. Hem mafyanın bugüne kadar futboldan fazla bir beklentisi yoktu. Bundan sonra daha ağır olacak. Ama ben bunu size de anlatmayacağım. Asıl mafya bundan sonra futbola girecek.
Futbolda ne değişecek ki, mafya daha çok futbola girecek?
Bunu size söyleyemem. Meclis Araştırma Komisyonu, Şike Tahkik Komisyonu beni çağıracak. Ben oradaki milletvekillerine 'Hiçbir şey bilmiyorum. Çok şey biliyordum ama 25 Şubat 2004'ten sonra hepsini unuttum. Ameliyatın etkisiyle unuttum' diyeceğim. Çünkü bana kim sahip çıkacak? Kim sahip çıktı ki?
25 Şubat sizin vurulduğunuz tarih değil mi? Daha önce siz de dahil, birçok spor yorumcusu saldırıya uğradı. Hemen hemen hiçbirinin faili de yakalanmadı. Bu gerçek medyayı korkutuyor mu?
Kesinlikle. Ben dokuz ay önce saldırıya uğradım. Ölüyordum... Beni vuran yakalanmadı ve bana kimse sahip çıkmadı. Özellikle de basından. Benim basına da güvenim yok. Bir tek Hıncal Uluç bana gerçek anlamıyla sahip çıktı. Sahip çıkmamanın bir nedeni korkuysa, bir nedeni de, çok kişinin benim vurulmamla ilgili olarak 'İyi oldu' demesidir. Benim için, 'Çok konuştu. Onun bunun çarkına çomak soktu. Bu işi sen mi kurtaracaksın' demişlerdir.
Spordaki suç örgütlerinin futbol kulüplerinin yönetimleriyle ilişkisi olduğu anlaşılıyor. Taraftar çeteleri diyebileceğimiz tuhaf örgütleri koruyanlar, onlara bilet verenler, gerektiğinde onları polisten koruyanlar kulüp yöneticileri. Kulüp yöneticiliği, insanlara çetelerle işbirliği yaptırtacak kadar büyük bir rant mı sağlıyor?
Hayır. Bugün Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray başkanını yolda herkes tanır da, bir orman bakanını kimse tanımaz. Birinci etken popüler olmaktır.
Neredeyse bütün büyük kulüplerin başkanlarının müteahhit olması, devletten büyük ihaleler almaları bir rant değil de, rastlantı mı?
Şimdi hepsine sorun, bütün kulüp yöneticileri, 'Biz kulübümüze hizmet için, onu bir yere taşımak için başkan olduk' derler. Yüzde 80'i yalandır. İdealist olanlar çok azdır. Burada popüler olmak isteğinin yanı sıra kendilerine bir zırh, kalkan, koruma edinmek, iş hacimlerini genişletmek gibi etkenler de var. Bunun da adı ranttır tabii.
Kim bu kulüp yöneticileri? Nedir bu adamların ortak özellikleri?
Konuştuklarında sanırsınız ki bunlar saygın, kültürlü, elit insanlar. Bir kısmı öyledir ama, hepsini tanıdığım için, çoğunu dinlerken, 'Sen zamanında neler yapmıştın' diye burulurum. Top-bin olduğum için onu ben bilirim.
Yanlış mı anlıyorum? Toplum futbol dünyasında yaşananların çok azını biliyor ama futbol medyası her şeyi biliyor öyle mi?
Her şeyi bilir. Geçen yıl Televole'de yaptığım kavgalarda bana herkes terbiyesiz, küstah dedi. Ortada bazı tezgâhların, yalanın olduğunu anladığında bir adam dayanamaz, bağırır çağırır.
Gazeteci topluma gerçekleri iletmekle yükümlüdür. Bir yazarın, medya mensubunun bildiklerinin çok azını yazıyor ve konuşuyor olması çok acıklı bir şey değil mi? Meslek açısından ahlaki mi bu?
Ahlaksız bir durumdur, şerefsizliktir. Ben spor medyasına güvenmiyorum. Spor medyasında satılmış insan da vardır. Ama hepsi mi? Asla. Çok namuslu, şerefli insanlar var. Ama kulüp başkanlarının yönetiminde olan spor medyacıları da var. Kendine çalışan, reyting uğruna kasıp kavuran medyacılar var. Her cins adam var. Ama iyileri de var.
Devletin bugüne dek kulüp yöneticileriyle çeteler arasındaki ilişkileri bilmemesi mümkün mü?
Değil. Kulüp yöneticileriyle organize çeteler arasındaki ilişki sanıldığı kadar büyük ve gayri ahlaki değildir.
Çeteyle ilişki ahlaki olabilir mi?
Olur. Şöyle olur. Kulüp yöneticileriyle mafya ve organize şebekeler arasındaki ilişki sanıldığı kadar ranta dayalı ve tehlikeli değlidir. Ama ilişki var mıdır? Vardır. Türkiye'deki sistem, mafyayla ilişki sadece futbolda yok. Her sektörde mafyayla münasebet var. Eğer bir ülkede ekonomi bozuksa, kayıt dışı paralar varsa, para ve güç çok çabuk el değiştiriyorsa, burada mafyanın olması kaçınılmazdır. Ama mafya futbolda sanıldığı kadar etkili değildir.
Federasyon seçiminden kulüp kongrelerine kadar futbolda yöneticilerin seçiminde etkili olan mafya, futbolda nasıl etkili olamıyor?
Alaattin Çakıcı ve Sedat Peker'in futboldan ne beklentisi olabilir? Futboldaki paradan mafya sanıldığı kadar nemalanmıyor. Bahis ve şikenin içinde mafyanın para kazanmak amacıyla olduğunu düşünmüyorum. Şikeyi yapmak için mafyaya ihtiyaç yoktur.
Ya bahis? Bahisi kim yapıyor?
Bahis apayrı olay. Bahis olayıyla ilgili tehlikeyi ben görüyorum. Ama bunu bir röportajda konuşmak istemem.
Beşiktaş'ın eski başkanı Süleyman Seba MİT görevlisiydi. Onunla birlikte pek çok MİT görevlisi de Beşiktaş'ta görev almış anladığım kadarıyla. Beşiktaş'ın Alaattin Çakıcı ile de ilişkisi olduğu ortaya çıktı. Bu garip ilişki ağını nasıl açıklamamız gerekiyor?
Yirmi yıl hakemlik yaptım. Şampiyonluk ve küme düşme maçlarını yönettim. Bana bir günden bir güne ne Alaattin Çakıcı, ne Sedat Peker ne de başkası şu maç şöyle olsun demedi. Bana yapmadıysa benim dönemimde hiçbir hakeme yapmamıştır. Mafya denilen o insanların maçların skorlarını belirlemeleri diye bir şey yok. İşin havası için belki kulüp yöneticilerinin yanında olmuş olabilirler. Kulüp seçimlerinde etkili de olmuş olabilirler ama...
Futboldaki şikeyle 'hakemin' ilgisi yok, 'mafyanın' ilgisi yok. Kimin şikeyle ilgisi var peki? Futbolda şikeyi yapan kim?
'Top-bin'deki kişiler yapıyor. 'Topbin'de ne babalar var! Türkiye'de şike çok fazla yapılıyor.
Kulüp yönetimlerinin payı yok mu bu şikede?
Aslanlar gibi var Ama şike yapılmasıyla mafyanın alakası yok. Hakemin ise var. Düdüğü çalan hakem. Kulüp başkanlarından, yöneticilerden eski hakemlere ve hakem komitelerine kadar, 'top-bin'de bulunan insanların belli bir kısmı bu manipülasyonların içinde. Ama şike olaylarının yüzde 99'unu ispat edemezsiniz.
Anladığım şu ki, ismi herkesçe bilinen insanlardan oluşan 'top-bin' in kendisi mafya olmuş, öyle mi?
Zaten mafya genel bir terimdir. 'Top bin'de öyle adamlar var ki, futbolda Çakıcı'dan, Peker'den daha etkili olabilirler. 'Top-bin'de mafya grupları var.
Fenerbahçe'de de kaptan Rüştü kulübün bahçesinde dövüldü. Sonra Fatih Altaylı statta saldırıya uğradı. Bu saldırıları yapanların da Sedat Peker'in adamları olduğu söylendi. Fenerbahçe yönetiminin Sedat Peker'le nasıl bir ilişkisi var?
Bilmiyorum, duyuyorum. Rüştü' nün dövülmesi ayıbını çözmek zorunda olan kişi Aziz Yıldırım'dı.
Sedat Peker davasında adı geçenlerden birkaçı da, Fenerbahçe'yle ya altyapı yöneticisi, ya futbol menajeri olarak ilişki içinde. Fenerbahçe gibi milyonlarca taraftarı olan bir kulübün yöneticilerinin ilişkilerini kontrol edebilecek bir mekanizma yok mu bu kulüpte?
Türkiye'nin neresi doğru ki, futbolu olsun. Futbolumuz da Türkiye'deki bozuk sistemden etkilenip bu hale gelmiş işte. Bu sistem sadece Fenerbahçe'de değil bütün diğer kulüplerde de var.
Geçen hafta Habertürk'te bir futbol programının yöneticisi, Serdar Bilgili'nin kendisine 'hapisten çıkan biriyle anlaştığını ve çetelerin önleneceğini, tribün güvenliğinin sağlanacağını' söylediğini açıkladı. Çeteleri önlemek için tuhaf bir yöntem değil mi bu? Beşiktaş Başkanı bu tür ilişkilere nasıl bu kadar pervasızca girebiliyor ve bunu hiç çekinmeden açıklıyor?
'Top-bin'deki herkes biliyor bunu ama Türkiye bilmiyor. Bu 'top-bin'i bir konferans salonunda toplasak, ışıkları söndürsek, kimin konuştuğu belli olmasa ve 70 milyon dinlese, Türk futbolunda son elli yıldır yaşanan her şey ortaya çıkar. Bu kirli sistemi, Frankenstein'ı 'top-bin'deki adamlar yarattı.
Galatasaray yöneticilerinden birinin adı da Alaattin Çakıcı davasında geçti. Eskiden her büyük takımın kendi tavrı ve kişiliği vardı bildiğim kadarıyla. Ama bu tehlikeli, kirli, karışık ilişkilere bakınca bütün takımlar birbirine benzemiş gözüküyor. Takımların arasında artık hiçbir fark kalmadı mı?
Hepsi birbirine benzemeye başladı. Eğer sistemde kirlilik yayılmışsa, bir takımın bu kirliliğin dışında kalma şansı yoktur. Futbol her şeydir ama spor değildir. Futbol çok önemli, çok güçlü, çok popüler birçok insanın tutunmak istediği korkunç bir endüstridir, bir lobidir. Fairplay, kardeşlik, barış nutukları ise 'top-bin'in birbirine söylerken içinden kahkaha attığı kocaman bir yalandır. Türkiye'de fair play yoktur.
Şu anda, bunca yazıdan, konuşmadan sonra hâlâ kulüplerle ilgili bilmediklerimiz var mı?
Kesin var. Benim bile vardır.
Siz silahlı bir saldırıya uğradınız ve saldırgan yakalanmadı. Şimdi bunca gerçek ortaya çıktıktan sonra size kimin saldırdığına dair bir tahmininiz oluştu mu?
Oluşmadı. Vurulduktan sonra polise, Türkiye'de herkesin tanıdığı dört isim verdim. 'Beni bunlardan biri vurdurdu' dedim. İsimlerden üçü futbol dünyasındandı. Tahminlerimin hâlâ arkasındayım. Ama bana hiçbir savcı 'Gel, olayı anlat' demedi.
Kulüplerle ilgili gerçekleri açıklamak hâlâ tehlikeli mi?
Yüzde yüz. Artık kimse açıklayamaz. Bundan sonra kimsenin bunları dile getirebileceğine, spor basınının futboldaki kirlilikleri toplumun önüne gerçek anlamda koyabileceğine ihtimal vermiyorum. Bu camianın yüzde 90'ı temiz insan... Susmakta haksız değiller. 'Adam beş kurşun yedi, ben niye yiyeyim' diyor. Bundan sonrası devletin kolluk kuvvetlerinin ve yargının görevidir.
Bu kadar tehlikeli bir ortam mı futbol gerçekten?
Yaşayan bilir... Ben yedim kurşunu, biliyorum. O adamın arkadan nasıl geldiğini, ilk kurşunun belime nasıl saplandığını, silahın nasıl patladığını, hastaneye beni nasıl götürdüklerini ve bana nasıl sahip çıkılmadığını... Ben göğsümden kasıklarıma kadar karnıyarık gibi yarıldım. Beş kurşun yedim. Öldüm ve uyandım. Eskiden siyasi cinayetler vardı. Öldürülen gazeteciler Uğur Mumcu gibi hep spor dışındandı. Son beş yıldır basındaki saldırıların hepsi spor yazarlarına oldu.
Hıncal Uluç, Engin Verel...
Abdullah Çevrim, Feridun Niğdelioğlu... Arada da Kazım Kanat ve Osman Tamburacı gibi dövülenler var. Niye basın dövülüyor da, kulüp başkanı dövülmüyor? Çünkü basına 'sus' diyor, 'konuşma!'. Ben 24 saat polis kordonundayım. Geliş ve gidiş güzergâhlarımı hep değiştiriyorum. Diken üstünde oturuyorum. Çünkü ben spor yazarıyım. 'S...m böyle sporuna..!'