Mahkeme aynı kararlar farklı

Tecavüzcüsüyle evlendirildi
Rabia Aksın 14 yaşında kendisine tecavüz eden Murat Yoldaş'la evlendirildi.
Yoldaş, 12 yıl boyunca eşini sık sık dövdü. Evi terk eden Rabia Aksın baba evine gelerek yine kendisini döven Murat Yoldaş'ı öldürdü.
Savcı da indirim istedi
Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davada hem savcı hem avukatlar sanığın ağır tahrik indiriminden faydalanmasını istedi. Ancak mahkeme dayağı
'hafif tahrik' saydı ve Rabia Aksın 24 yıl hapis cezası aldı.
'Aldatmak' ağır tahrik
Aynı mahkeme bu karardan üç hafta önce ise kendisini aldattığı gerekçesiyle eşini bıçaklayarak öldüren Halil Bakıcı için ağır tahrik indirimi uyguladı. Böylece Bakıcı'nın 24 yıl olan cezası 6 yıl sekiz aya indi.
Haber: AHMET ŞIK / Arşivi

İSTANBUL - Bir mahkeme, iki karar... Madalyonun bir yüzündeki Rabia Yoldaş (Aksın) 14 yaşında tecavüzsüyle evlendirilip 16'sında anne oldu. 12 yıl dayak yiyen Rabia Aksın, evini terk edip ölümle, geneleve satılmakla tehdit edildiği 26 yaşında, artık bir katildi. Avukatları, Rabia Yoldaş'a
'ağır tahrik' indirimi yapılmasını istedi. Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi ise önce ömür boyu hapis cezası verdi, ardından kocanın cinayetten önce ve cinayet günü eşine müessir fiilde bulunması, küfür etmiş olmasını 'hafif tahrik' nedeni sayarak bu cezayı 24 yıl ağır hapse çevirdi. Çocuklarının velayeti de elinden alınan Rabia, Yargıtay'ın kararını bekliyor.
Rabia'yı 14'ünde tecavüz mağduru, 15'inde öksüz, 26'sında katil yapan olaylar 1990'da başladı. Yaşadıkları Adana'da ailesiyle gittiği bir yemekte, lokantanın işletmecisi Yoldaş ailesi ile tanıştılar. Bir süre sonra Yoldaş ailesi oğulları Murat için Rabia'ya talip oldu. Baba Veysel Aksın müstakbel damadı araştırdı, hırsızlıktan, adam yaralamaya kadar sabıkalarla karşılaşınca, kızının 17 yaş büyük biriyle evlenemeyeceğini söyleyip reddetti.
Kızının kaçırılmasından korkan baba, anne Sabiha Aksın'dan kızlarını okula kendisinin götürüp getirmesini istedi. Birkaç gün böyle geçti. 10 Eylül 1990'da annesi, Rabia'yı okula yalnız gönderdi. Ancak okul çıkışı Murat Yoldaş, Rabia'yı iki arkadaşıyla kaçırıp tecavüz etti. 'Kirlenen namusun temizlenmesi' gerekiyordu. Ailesi ona sormadı bile, Rabia tecavüzcüsüyle evlendirildi.
Anne intihar etti
Evlilikten ötürü yasaların ceza vermediği tecavüzcü damat, hapisten kurtulmuştu. Rabia Yoldaş'ın evliliği ilk aylar kötü gitmedi. Ama üç ay sonunda hâlâ hamile kalamaması üzerine eziyet başladı. Rabia'nın kafasında bira şişeleri, sırtında sopalar kırılıyordu. Kızının yaşadıklarından kendini sorumlu tutan annesi, bir gün kendini asarak yaşamına son verdi. Rabia, annesinin yasını tutarken hamile olduğunu öğrendi. Bir yıl arayla iki çocukları oldu. Büyüğüne Pekcan, küçüğüne Mertcan adını verdiler. Ancak çocukları da dayakları durduramadı. Rabia, dayakları cezaevinden yazdığı mektubunda şöyle anlatıyordu:
"Yemek olmadığı için de döverdi, çocuklar hasta olduğu için de. Bir gün, onun için ayırdığım yemeği acıkan çocuklarıma yedirdim diye dayak yedim. Kafamı kırdı duvara vurarak. Bütün duvar kan oldu. Sonra kardeşim geldi, duvarı boyadık birlikte. Bu kez de, kanı temizledim diye dayak yedim. Yumruklardan burnum, vurduğu demir borudan ayağım kırıldı. Bir kâse yoğurt döküldü diye bacağımı çatalla delik deşik etti bir gün. Kahvaltı geç hazırlandığı için kaynar suyu üzerime döküp, kırdığı çay bardağıyla kolumu kesti. Hangisini anlatayım. Sustuğumda sessiz olduğum için, konuştuğumda cevap veriyorsun diye dayak atışını mı? Keserle başımı yarıp ölümden dönmemi mi? Bu yaraların izini hâlâ bedenimde taşıyorum ama ruhumda açılan yaranın acısı hiç geçmiyor."
Kurtuluş için baba evine dönen Rabia Yoldaş, bir de babasından dayak yiyip evine gönderildi. Yine ağır bir dayağın ertesinde, çocuklarını alıp evini terk etti. Ucuz bir otele yerleşti. Aynı gün savcılığa dilekçe verip kocasından şikâyetçi oldu. Ama ertesi gün babası onu kaldığı otelde bulup, döve döve eve bıraktı:
"Artık iyice sahipsiz olduğumu gören kocam, bana daha kötü davranıyordu. Şimdi cezaevindeyim ama, benim özgürlüğüm zaten daha 14 yaşındayken elimden alınmıştı."
Dayaklara bir süre daha dayanan Rabian, Haziran 2003'te bir daha dönmemek üzere terk etti evini.
Kardeşlerinin ikna ettiği babasının evine dönmüştü nihayet. Muayene olup darp raporu alan Rabia Aksın, boşanmak için müracaatta bulundu. Bu kez de telefonla, geneleve satılmak ve ölüm tehditleri almaya başladı. Ev telefonunu savcılık kanalıyla dinlettirdi. 31 Ağustos 2003'te telefon yine çaldı. Kocası çok sevecen konuşuyor, barışmak istiyordu. Geleceğini söyleyip telefonu kapattığında, Rabia olası bir kavgaya tanık olmasınlar diye çocuklarını teyzelerine gönderdi:
"Bulaşık yıkarken tıkırtı duydum. Yatak odasında Murat'ı gördüm. Vurmaya, küfür etmeye başladı. Beni geneleve satacağını söylüyordu. Kendi sabıkası nedeniyle benim üzerime çıkarttığı silah vardı evde. Bir ara elinden kurtuldum ve silahı aldım. Silahı doğrultup gitmesini söyledim. Üzerime geldi. Önce bir el boşa sıktım. Güldü. Bunun üzerine gözlerimi kapadım ve arka arkaya tetiğe bastım."
Savcı: Ağır tahrik var
Murat Yoldaş, dört mermiyle olay yerinde ölmüştü. Raiba hakkında, TCK'nın kasten adam öldürmek suçunu düzenleyen 449. maddesinden dava açıldı. Adana Barosu Kadın Hakları Komisyonu üyesi avukatları, aile içi şiddete ilişkin çok sayıda tanık olduğunu, sanık tarafından açılan davalar ve darp raporları bulunduğunu belirtti ve 'ağır tahrik' indirimi istedi. Savcı da mütalaasında, maktulle sanık arasında uzun süreli bir geçimsizlik olduğunu, maktulün darp, hakaret ve tehditlerde bulunduğunun anlaşıldığını belirterek, 'ağır tahrik' nedeniyle TCK'nın 51. maddesi uygulanarak ceza indirimin talep etti.
Ancak 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Şubat 2004'te oybirliğiyle verdiği kararda, yaşananların, sanık lehine 'hafif haksız tahrik' olarak değerlendirilmesi gerektiği, öldürmeyi gerektirecek ağır tahrik boyutuna ulaşmadığını belirterek, önceömür boyu, sonra da indirim yapılarak 24 yıl ağır hapis cezası verdi.



Üç hafta önce farklı karar

Rabia Yoldaş'a 'ağır tahrik' uygulamayan Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi, bu karardan üç hafta önce, ayrıldığı karısını 'kendisini aldattığı için' öldüren Halil Bakıcı'yı 'ağır tahrik' indiriminden yararlandırdı.
Halil Bakıcı, kendisinden ayrı yaşayan 10 yıllık imam nikâhlı eş Nilüfer İstifçi'yi, başkalarıyla birlikte olduğu gerekçesiyle 8 Ağustos 2003 günü sokakta sekiz yerinden bıçaklayarak öldürdü. 'Kasten adam öldürmek' suçundan yargılanan Bakıcı'nın avukatı müvekkilinin ağır tahrik altında kalarak cinayeti işlediğini savundu.
29 Ocak 2004 günü görülen karar duruşmasında Bakıcı, öldürdüğü eşiyle geçimsizlik yüzünden ayrı yaşamaya başladıklarını belirterek, "Çocuklarımı görmeye gittiğim bir gün evde karımın başka erkeklerle çekilmiş fotoğraflarını buldum. Çocuklarımı yanıma aldım. Bir gün çocukları görmek istediğini söyledi. Buluşacağı-mız yere lüks bir aracın içinden inip geldi. Tartışmaya başladık, ben de sinirlenip bıçakladım" diyerek pişman olduğunu söyledi.
Bakıcı evde bulduğunu söylediği fotoğrafları da delil olarak mahkemeye sundu. Mahkeme, fotoğrafları ağır tahrik indirime gerekçe sayıp, 24 yılla yargılanan Bakıcı'yı sekiz yıl hapse mahkûm etti. Bu ceza da iyi halden dolayı altı yıl 8 aya düşürüldü.


'Erkek yasaların sonu geldi'
Yeni TCK tasarısını hazırlayan, TBMM Adalet Alt Komisyonu Danışmanı Doç Dr. Adem Sözüer, özellikle töre cinayetlerinde sanıkların düşük cezalar alması döneminin önüne geçileceğini söyledi. "Erkek yasaların sonu geldi" diyen Sözüer, Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Rabia Aksın ile ilgili kararını şöyle değerlendirdi:
"Bir insanın uzun süreli dövülmesi, işkence yapılması, hakaret edilmesi, ağır tahrik oluşturur. Yargıtay'ın yerleşmiş kararlarına göre bu, ağır tahriktir. Burada temel sorun şu; aldatma ağır tahrik de, dövüp işkence yapmak değil mi? Haksızlık oluşturan bir eylem var ve nihayetinde kişi öfkeye kapılıp suç işliyor. Burada tahrik ağırsa, indirim daha fazla yapılır ki, bu olayda bence tahrik fazladır. Sürekli fiili şiddete maruz kalan bireyin çok büyük bir öfkeye kapılması ve bu nedenle diğerini öldürmesi durumunda tahrikin ağır olduğu kabul edilmeli. Buradaki somut olayın özelliklerine göre zaten Yargıtay çözümü bulacaktır. Kişiye yönelik bir saldırı oluşuyorsa ve kendini savunmuşsa, ortada meşru müdafaa vardır."