@ismailsaymaz

Mahkeme: Ölümüne yol açmasa da Kükçe işkence görmüş olabilir

Mahkeme: Ölümüne yol açmasa da Kükçe işkence görmüş olabilir
Mahkeme: Ölümüne yol açmasa da Kükçe işkence görmüş olabilir
Mustafa Kükçe'nin ölümü davasında beraat eden polislerle ilgili gerekçeli karar açıklandı. Kararda, "Ölüm sonucunu meydana getirmese de maktulün vücudundaki diğer bulgular dikkate alınarak, kötü muamele ya da işkence gördüğü olasılığının dışlanmadığı" belirtildi
Haber: İSMAİL SAYMAZ - ismail.saymaz@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - İstanbul ’da, Mustafa Kükçe adlı vatandaşı yedi yıl önce döverek öldürdükleri iddiasıyla yargılanıp beraat eden yedi polis hakkındaki gerekçeli karar açıklandı. İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Kükçe’nin gözaltına alınmadan önce yüksekten düşerek beyin kanaması geçirdiğini ve bu nedenle öldüğünü kaydetti. Ancak gözaltına alındıktan sonra Kükçe’nin vücudunda darp bulguları gözlendiğini kaydeden mahkeme, “Ölüm sonucunu meydana getirmese de maktulün vücudundaki diğer bulgular dikkate alınarak, kötü muamele ya da işkence gördüğü olasılığının dışlanmadığı” ifade edildi. Fakat sanık yedi polisin işkence yaptığına ilişkin delil olmadığı savunuldu.

Gerekçeli kararda, Adli Tıp Kurumu raporuna göre Mustafa Kükçe’nin kafasına darbe almaksızın beyin kanaması sonucunda öldüğü ifade edildi. Kükçe’nin eşi Sevda Kükçe ve Gazi Alver’in, “Mustafa’nın kafasına polis silahla vurdu” dediği hatırlatılarak, “Bu anlatımın kabulü halinde beyin kanaması sonucu meydana getirecek nitelikte bir darbenin kafa dış yüzeyinde küçük de olsa bir bulgu bırakmasının beklenebilir olması gerekmektedir. Oysa vücudun başka bölgelerinde açıklanamayan darp bulguları bulunmakla beraber ölüm sonucunu meydana getiren neden, düşme ile uyumlu bulunmuş ve bu darbenin soruşturma konusu olaydan önce gerçekleştiğine dair Adli Tıp Kurumu raporu mevcuttur” denildi. Kükçe’nin vücudunda darp bulgularının olduğu, mahkemenin ‘işkence’ olasılığını dışlamadığı kaydedilerek, “Bununla beraber mahkememiz, ölüm sonucunu meydana getirmese de maktulün vücudunda yer alan diğer bulgular dikkate alınarak, kötü muamele ya da işkence gördüğü olasılığının dışlanmaması gerektiği kanaatindedir” denildi.

Sanık polislerden Cemalettin Torun, Ahmet Altun, Elvan Çakıcı, Mahmut Küçük ve Şevket Kürşad Kürkaya’nın Kükçe’yi yakalayıp Şehit Salih Sevgican Polis Merkezi’ne teslim ettikleri ve bu andan sonra alınmış üç sağlık raporunda da bir kötü muamele bulgusuna rastlanılmadığı ifade edildi. Polis Talip Aksoy’un da kendisine teslim edilen Kükçe hakkında bir tutanak tutması ve amirlerini bilgilendirmesi nedeniyle bir suçunun olmadığı belirtildi. Sanık Fikret Aslan’ın ise araçtan inmeyen Kükçe’yi aşağıya çekmekten başka bir eylemi olmadığı, bunun da suç teşkil etmediği anlatıldı. Kararda, “Sanıkların ölüm sonucunu getirmeye elverişli eylemi tespit edilemediği gibi suç oluşturacak fiillerinin tespit edilemediği” kaydedilerek, beraata hükmedildi.


SUÇU, 'JANT ÇALMAK'

Mustafa Kükçe, 14 Haziran 2007’de gözaltına alındığında 24 yaşındaydı. Ümraniye’de, babasıyla bir gecekonduda oturuyordu. Üç çocuk babasıydı. Yoksuldular. Düzenli bir işi yoktu. O gün, hırsızlık iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Üç ayrı karakola götürülen Kükçe, son üç gününde şunları yaşadı:
* İlk gün; Ümraniye Şehit Sevgican Polis Merkezi’ne, ardından da Dudullu Şehit İsmail Akkoyun Polis Merkezi’ne götürüldü. Ertesi gün çalıntı ihbarı üzerine Çakmak Polis Merkezi’ne getirildi. Polise göre araçtan inerken baygınlık geçirip yere düştü.
* O içerdeyken, ailesi karakol önündeydi. Amcasının oğlu Ali Yılmaz’ın iddiasına göre kendilerine küfür ve hakaret edildi, yumruk atıldı. “Pis Çingeneler” ve “Pis Aleviler” denildi.
* Saat 16.40’ta Ümraniye Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Polise göre Kükçe, araçtan inmeye direnmiş, kendisini yere atıp uzanmıştı. Muayenesinde, morluk ve şişlikler saptandı.
* Vahim bir çelişki vardı: Polis “Gözetim izni aldık” derken, Polis Merkez Amirliği’nin savcılığa gönderdiği rapora göre, gözaltı kaydı yoktu. Yani, ‘kayıtdışı gözaltı’ uygulanmıştı. “Nezarethanedeki kameranın kayıtlarını gönderin” talebineyse “Kameramız arızalı” yanıtı verildi.

‘KÖPEK ÖLÜSÜ GİBİ...’
* Kükçe, o akşam Ümraniye Adliyesi’ne götürülürken, ailesi de adliye önünde toplandı. Ali Yılmaz’a göre Kükçe, dört polisin kolları arasında savcılığa çıkarıldı: “Yürüyemiyordu. Çok kötüydü. Köpek ölüsü gibi sürüdüler.”
* Kükçe, Savcı Faruk Sarıoğlu’nun karşısındayken yanında Avukat Abdulaziz Levent vardı. Levent de Kükçe’yi sağlıklı görmemişti: “Polislerin kollarında getirildi. Ayakta duramıyordu. İfadesini oturarak verdi. Savcı, ‘Dövdüler mi seni’ diye sorunca ‘Tansiyonum var’ dedi.”
* Tutuklandı. Çıkışta, annesine “Ana ağlama, peşimden gel” demişti.
* Ümraniye Cezaevi Başmemuru Binali Karadağ da Kükçe’nin ayakta duramadığına tanıktı.
* 16 Haziran’da sayıma kalkamayınca Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne götürüldü. Fakat artık çok geçti...
* Ailesi, oğlunu morgda buldu. Cesedi ilk görenlerden biri, Ali Yılmaz’dı: “Dizlerinde şişmiş ve açılmış yaralar vardı. Sol arka omuzunda yara ve sağ boşluğunda kan toplamış şişlik gördüm. Ellerinin ucu simsiyahtı. Kollarında izler vardı. Hayalarından biri patlamıştı.”
* Aile Avukatı Eren Keskin şikâyetçi oldu. Ancak soruşturma, baştan sorunluydu. Kuşkulu ölümü soruşturacak olan Savcı Faruk Sarıoğlu, Kükçe’nin birkaç gün önce tutuklanması kararına imza atmıştı.
* Yedi polis hakkında ‘işkence, işkence sonucu ölüme neden olma ve görevi kötüye kullanmak’tan soruşturma açıldı. Dosya, ‘ölümün darptan kaynaklanıp kaynaklanmadığının, şayet öyleyse darbın ölümden ne kadar süre önce meydana geldiğinin belirlenmesi’ için 12 Aralık 2007’de Adli Tıp’a gönderildi. Dosya, Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu’nda da 10 ay bekledi.
* Rapor, 20 Ağustos 2008’de bitti. Sonuç bölümünde; saptanan travmatik izlerin kötü muamele sonucu oluşmuş olabileceği gibi, düşme, çarpma sonucunda da meydana gelebileceği; ölümün beyin kanamasından ileri geldiği vurgulanırken, “Daha ziyade yüksekten düşmekle uyumlu olduğu” belirtildi. Raporda, beyin kanamasının ölümden 2-5 gün önce gelişmiş olabileceği kaydedildi.
* Soruşturma ölümden 1.5 yıl sonra, 4 Aralık 2008’de bitti. Adli Tıp raporundaki, “Daha ziyade yüksekten düşmekle uyumlu” olduğu ve “ölüme yol açan travmanın 2-5 gün öncesinde gerçekleştiği saptamasından” yola çıkan savcı, olayın gözaltından önce meydana geldiğini savundu. Ekimozlarınsa işkenceden değil, “Kükçe’nin kendini yere atması, dengesizlikten kaynaklandığını” iddia etti.
* Polislere ‘takipsizlik’ verilirken; fatura, beyin kanamasını saptayamayan dört doktora kesilip, ‘görevi kötüye kullanmak’tan soruşturma açıldı. 


16 YILA KADAR HAPİS İSTENDİ AMA...

* Ancak ailesi, adalet arayışını bırakmadı. Bir üst mahkeme olan Kadıköy 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 8 Ocak 2009’da itiraz ettiler.
* Mahkeme, 16 Şubat 2009’da ‘takipsizlik’ kararını bozup, ‘yeterli şüphe bulunduğu’ gerekçesiyle polislerin yargılanmasını istedi. Dosya Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.
* Üsküdar Cumhuriyet Başsavcısı 18 Mart 2009'da hazırladığı iddianamede, ‘zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılarak, kamu görevlisini ölüme sebebiyet verecek şekilde kasten yaralama’ suçundan dava açtı. Polisler 16 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya başlandı. İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesi, geçen yıl 16 Ekim’de davayı bitirdi. Suçu işledikleri sabit olmadığından yedi polis hakkında beraat kararı verildi.