@ismailsaymaz

Mahkeme: Siz zaten hemen beraat etmezsiniz, kalın içerde!

Mahkeme: Siz zaten hemen beraat etmezsiniz, kalın içerde!
Mahkeme: Siz zaten hemen beraat etmezsiniz, kalın içerde!

Davaya konu saldırı 2 Temmuz 2010 da yaşanmıştı.

Şırnak'ta 2010 yılında PKK'ya yardım ettikleri gerekçesiyle cezaevine konan dört kişi, yasa gereği beş yıllık tutukluluk süresini doldurdukları halde tahliye edilmedi. Savcı tahliye istemesine rağmen mahkeme, "Sanıkların hemen beraat edebilecekleri bir durum da gözlenememektedir" diyerek, tahliye talebini reddetti.
Haber: İSMAİL SAYMAZ - ismail.saymaz@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Şırnak’ın Cizre ilçesinde, 2 Temmuz 2010’da basın açıklamasından dönen Çevik Kuvvet Şubesi’nden 20 polisin bulunduğu araca saldırmaya hazırlanan PKK ’lı Abdullah Hezer ve Osman Çağlar’a müdahale edildi. Hezer öldürülürken, Çağlar kaçarken yakalandı. Savcılık, Emniyet’e gönderildiği iddia edilen bir ihbarı esas alarak, iki kişiye yardım ettikleri ileri sürülen 13 kişiyi gözaltına aldı.

O GÜN HEP BELEDİYE ÖNÜNDEYDİ

İhbar tutanağına göre ilçede kasaplık yapan Mehmet Şerif Uçkan, iki PKK’lıyı saldırının yapılacağı yere noktaya araçla bırakmıştı. Ayrıca Uçkan ve diğer şüphelilerin, 20 Haziran’dan 2 Temmuz’a kadarki süreçte iki PKK’lıya yardımda bulundukları ileri sürüldü. Soruşturmanın sonunda sekiz kişi tutuklandı. Haklarında “üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” ve “devletin birlik ve bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde” bulunmak iddiası ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle, eski özel yetkili Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Davanın ilk duruşması, 2 Haziran 2011’de görüldü. Aralarında Mehmet Şerif Uçkan’ın da olduğu yedi sanık, Kürtçe savunma yapmak istediklerini belirtti. Mahkeme, “sanıkların Türkçe’ye bildikleri” gerekçesiyle talebi reddetti. Bu nedenle sanıklar savunma yapamadı.

İkinci duruşma, 22 Eylül 2011’de görüldü. Uçkan’ın avukatı Rıdvan Dalmış, olayın meydana geldiği gün müvekkilinin belediyenin önünde olduğunu belirterek, görüntülerin teminini istedi. Görüntüler, 25 Nisan 2012’de dosyaya girince Uçkan’ın gerçekten de gün boyu belediye önünde vakit geçirdiği anlaşıldı. Bu arada, tanık olarak dinlenen polisler Uçkan’ı olay yerinde görmediklerini söyledi. Ancak mahkeme, Uçkan’ı tahliye etmedi.      

Yargılama devam ederken, mahkemelerde Kürtçe savunmaya serbesti getiren 6111 sayılı yasa çıkınca bu talep, 28 Şubat 2013’teki duruşmada gündeme geldi. Sanıklar yasanın tanıdığı hak gereği Kürtçe savunma yapmak istediğini söyledi. Fakat mahkeme, ancak iddianame okunduktan sonra ve esas hakkındaki mütalaa kısmında bu hakkını kullanabileceğini belirterek, talebi yeniden reddetti. Haliyle sanıklar yine savunma yapamadı. Bu arada, yaklaşık üç yıl önce sorulan, “ihbarın kim tarafından gönderildiği” yönündeki soruya nihayet yanıt geldi. Yanıtta ihbarı gönderen IP adresinin belirlenemediği belirtildi. Oysa ihbarın üzerinde, IP adresi zaten yazalı haldeydi.

Bu soruya yanık beklenirken, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin 6526 sayılı yasa çıktı ve davanın görüldüğü Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi kaldırıldı. Dava dosyası da 7 Mart 2014’te Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Şırnak Ağır Ceza ise suçun işlendiği yerin Cizre olduğunu belirterek, 7 Nisan 2014’te dosyası Cizre Ağır Ceza Mahkemesi’ne yolladı. Cizre Ağır Ceza suçun işlendiği tarihte kurul olmadığını belirterek, davanın nerede görüleceğine karar vermesi için dosyasını Yargıtay 5. Ceza Dairesi’ne yolladı. Daire, Şırnak’ın yetkili olduğuna karar verdi. Şırnak da 9 Şubat 2015’te “duruşma salonu yetersizliği” nedeniyle davanın Kahramanmaraş’a nakledilmesini isteyerek, dosyayı 5. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Daire Şırnak’ı haklı bularak, Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ni yetkili kıldı. Fakat bu kez, Kahramanmaraş’taki 1 ve 2. ağır ceza mahkemeleri arasında çıkan itilaf nedeniyle dosya üçüncü kez 5. Ceza Dairesi’ne gitti. Daire, 2. Ağır Ceza’yı yetkili kıldı.

BEŞ YILLIK SÜRE DOLDU, TAHLİYE ÇIKMADI

Bu süreç sonunda, sanıkların beş yıllık tutukluluk süresi dolmuştu. Avukatları mahkemeye başvurarak, yasa gereği tahliye edilmelerini istedi. Fakat 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Temmuz 2015’te verdiği kararında, “kuvvetli suç şüphesini gösteren delillerin bulunması, bu suçların katolog suçlardan olması, tutuklulukta geçen süreler ile suçların yasada öngörülen cezalarının alt ve üst sınırları arasında ölçülülük bulunması, dosyanın iki kez mahkeme tarafından el çekilmesinden sonra Yargıtay’a gitmesi nedeniyle o aşamada geçen sürelerin beş yıllık süre hesabında dikkate alınmaması” gerekçesini gösterip sanıkları bırakmadı.

Avukatlar da bu karara itiraz etti. Görüş bildiren savcılık, “Beş yıllık süre dolmuş bulunmaktadır. Her ne kadar yargılamanın yapıldığı dosya Yargıtay’a gitmiş ise de hüküm sonrası temyiz incelemesi için gittiği anlamına gelmemektedir. Bu nedenle sanıkların adli kontrol altına alınarak tahliyelerine karar verilmesi mütalaa olunur” dedi. İtirazı değerlendiren 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Ağustos’taki kararında, tahliye talebini reddetti. Kararda, “Sanıkların hemen beraat edebilecekleri bir durum da gözlenmemektedir” diye kanaat bildiren mahkeme, şunları kaydetti:

“Tutuklama tarihi ile tahliye tarihi arasında şeklen yasada öngörülen beş yıllık sürenin dolduğu anlaşılmış ise de isnat edilen suçun birden ziyade oluşu, suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği, görevli mahkemenin belirlenmesinde geçen sürenin bu süreye dahil edilmemesi gerektiği hususları izahtan varestedir. Sanıkların hemen beraat edebilecekleri bir durum da gözlenememektedir.”

Uçkan’ın avukatı Rıdvan Dalmış, yasadaki açık hükme rağmen mahkemenin, kendisini Meclis’in yerine koyduğunu belirterek, “Kanunda olmayan bir şartı kanuna ekliyor. Kendini kanun koyunu yerine koyuyor. 'Sürenin şeklen dolması' diye bir ifade, hukuk literatüründe yoktur. Bunu ilk kez duyuyorum. O zaman üç misyoneri katleden beş kişi neden tahliye edildi?” dedi. Dalmış bugün Anayasa Mahkemesi’ne başvuracaklarını söylüyor.