Masum değiliz hiçbirimiz...

İstanbul'da iki büklüm olmuş yaşlı adamın soğuktan morarmış yüzünü yüzlerce insan gördü. Biri 112'yi aradı. Ambulans adamı aldıktan bir saat sonra aynı yere bıraktı. Haseki 'Kimliği yok' diye almamış, Vakıf Gureba 'Yer yok' demişti. Gece çığlıkları duyuldu.
Isınması için yakılan ateş battaniyeyi tutuşturmuştu ve bacakları tutmayan adam kaçamamıştı. Bir insan, kentin göbeğinde böyle öldü...
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - Binlerce aracın ve insanın geçtiği Vatan Caddesi'nin kıyısında önceki gün, iki büklüm yaşlı bir adam duruyordu. Titrediğini, soğuktan morarmış yüzünü pek çok insan gördü, "Battaniyem yok" diye bağırışlarını bir o kadar insan duydu. Bu insanlardan biri poğaca verdi, bir diğeri montunu üzerine örttü, bir manav yakıp ısınması için boş meyve kasalarını taşıdı. Çoğunluk uzaktan bakarak geçip gitti. Biri, Hızır Acil 112'yi aradı. Ama hastaneler onu kabul etmedi, ambulans bacakları tutmayan hasta adamı, aldığı parka bıraktı. Yanına gelip ne olduğunu soranlara "Kimliğim yok diye hastaneler bakmadı" dedi.
Gece olup kalabalık cadde ıssızlaştığında çevredekiler, çığlıklarını duydu. Yaktığı ateşten esnafın verdiği battaniyesi tutuşmuştu. Bacaklarını kullanamayan adam kaçamamış yanıyordu. Polisler, onu bir marketten aldıkları pet şişe sularla söndürmeye çalıştı. Ateş söndüğünde kimsesiz adam ölmüştü.
İstanbul'un en kalabalık yerlerinden Vatan Caddesi'nde trafik çoğu zaman olduğu gibi yavaş ilerliyor. Caddenin üzerindeki İskenderpaşa Durağı'nın yanındaki küçük çocuk parkında bir anne, oğlunu salıncakta sallıyor. Bir baba, kızını kaydırağın sonunda gülümseyerek bekliyor. Onların hemen yanında yanmış, kara bir banksa bu mutluluklardan çok farklı bir öyküyü anlatıyor. Bu bankta dün bir insan yandı.
Çöpten besleniyordu
Son bir haftadır, burada yaşayanlar onu görüyordu. 50-60 yaşlarındaydı. Sokakta yaşayan bir kimsesizdi. Bazen çöpten bulduklarıyla karnını doyuruyordu. Kimse adını bilmiyordu. Sadece bir kişi, başka bir sokak adamından banka emeklisi olduğunu duymuştu. Adını, yaşam hikâyesini bilmeseler de ölümünden bir gün önce onlarca insanın vicdanına, onun çaresiz hali dokunmuştu.
Onlardan biri parktan 100 metre uzaktaki börekçide çalışan 28 yaşındaki Mehmet Sahem'di. Tezgâhın başında bıçakla börekleri parçalarken, kimsesiz adamın öldüğü günün sabahını anlatıyor: "Adam sürekli 'Battaniyemi çalmışlar, battaniyem yok' diye bağırıyordu. Sonra biri elinde battaniyeyle dükkânın önünden geçti, herhalde ona götürüyordu. Ama Manav daha iyi bilir..."
'Yürüyemiyordu'
Manav, 28 yaşındaki Hâkim Şahin, iki gündür 'kimsesizi' parkta gördüğünü, önceki gün çok kötü bir durumda olduğunu söylüyor. Şahin, "Titriyordu, yürüyemeyecek haldeydi. Boş meyve kasalarından 15-20 tane götürdüm. Ateş yaktım. Montumu da üzerine örttüm, üstü ıslaktı. Sabah öldüğünü söylediler. Kamyonetçiler, 'Ambulans gelip götürmüş, geri getirmiş' dedi. Onlara sorun..." diyor.
Hamallık yapan 36 yaşındaki Üzeyir Sönmez, "Çöpleri karıştırıyordu, zavallı. Tinerci filan değildi. Yandığı gün sabah benden gazete istedi" diye konuşuyor.
Olaydan habersiz kamyonet sahibi Mustafa Ersoy, Karadeniz şivesiyle, "Ne olmuş" diyerek kalabalığa yaklaşıyor. Sönmez, "Gariban yanmış, ölmüş" diye açıklıyor.
'İnsan değil hayvan sanki'
Gözlerinden şaşkınlık ve üzüntü okunuyor. "Ulan daha dün akşam..." diyor, kelimeler boğazında düğümleniyor. Nasırlı elleriyle beresini çıkarıp öfkeli konuşuyor: "Göz göre göre öldü adam. İnsan değil, hayvan sanki. Bu nasıl devlet. Burada yaprak gibi titriyordu. Eli yüzü mosmor olmuştu. Kıyafetlerinden duman çıkıyordu. Yanıyor sandı arkadaşlar. Meğer akşam çiy düşmüş üstüne, sabah buharlaşıyor ya... Cahiliz bizim aklımıza gelmedi. Ama ambulans çağırmış birileri. Geldiler, normalde yürür bu adam, aklı başındadır. Ama baygın gibiydi, yürüyemiyordu. Sedyeyle ambulansa taşıdık. 'Gitti, kurtuldu' derken bir saat sonra baktım, ambulansla geri getirdiler. Yanına gidip 'Ne oldu?' diye sordum. 'Kimliğim yok diye bakmadılar' dedi. Allah aşkına böyle devlet oluyor mu?" diyor.
Önce Haseki'ye götürüldü
Çocuk oyuncakları sattığı rengârenk el arabasının başındaki seyyar satıcı Ali Yavuz Kabataş, sokak adamının ambulansla götürülüp bir saat sonra geri getirildiğinin başka bir tanığı. Kabataş, "Bana Haseki'ye götürdüklerini söyledi" diyor. Haseki Hastanesi'nin acil dahiliye servisinde genç doktor, inleyen hastaların arasında telaşla koşuşturuyor. Önceki gün tarife uyan isimsiz bir hastanın getirildiğini hatırlıyor: "Burası çok kalabalıktı. Kaydı yapılmamıştı. Vakıf Gureba'ya gönderdik, isimsiz hastalara orası bakıyordu" diyor aceleyle. İstifra eden bir hastanın yanına koşuyor.
Acil kalabalık olunca
Vakıf Gureba Hastanesi'nin Hasta Kabul bölümünde ve hastane polisinde 'isimsiz bir kayıt yok'. Ama kapıdaki genç güvenlik görevlisi buraya getirildiğine tanık olmuş. "Sedyeyle indirdiler. Acil çok kalabalıktı, kabul etmediler. Onu getirenler ambulansa götürürken kendi aralarında 'Nereye götüreceğiz şimdi' diye konuşuyorlardı" diye anlatıyor.
Sonrasında neler olduğunun yanıtı, Hızır Acil 112 servisinin kayıtlarında saklı. Kayıtlara göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Vatan Caddesi yakınlarındaki ambulansı saat 13.15'te parktan kimliksiz adamı aldı. 13.43'te Haseki'ye götürdü, hasta kabul edilmeyince 14.03'te Vakıf Gureba Hastanesi'ne getirdi. Hasta burada da kabul edilmedi. Kayıtlar burada bitiyordu. Yani baygın, yürüyemeyen hasta adam alındığı yere bırakılmıştı..
'Bilsem eve götürürdüm'
Günün aydınlatmasına birkaç saat kalmışken ıssız Aksaray'da çığlıkları duyuldu. Evlerinin pencerelerine çıkan insanlar, çocuk parkındaki bir bankta alevlerin içinde çırpınan adamı gördü. Ekip otusuyla gelen polisler, marketten aldıkları pet su şişelerini dökerek onu söndürmeye çalıştı. Alevler söndüğünde hareket etmiyordu.
Bu sırada olayı öğrenen Hüseyin Akkaya, gözlerini yanmış banktan alamadan konuştu: "Daha dün gördüm onu. Bir poğaca verdim. Teşekkür etti, istemedi. Titriyordu, perişan haldeydi. Bilsem alıp eve götürürdüm" dedi. Kimsesiz adamın son gününü anlatan diğer insanlar gibi yüzünden vicdan sızısı okunuyordu.