Menekşe'de nostalji zamanı

1960'lı yılların sonlarında deniz dedik mi aklımıza bir tek Florya'daki Menekşe gelirdi. 1980'li yıllarda ise kirlilik yüzünden müdavimi olduğumuz plajlar tarih oldu.
Dün yine Menekşe'deydim.
Kalabalık hiç fena değil. Romatizmadan kurtulmak isteyenler kuma gömülmüş, serinlemek isteyenler denizde. Bir de hırsızlıklar olmasa her şey çok güzel.
RUHİ SANYER
Haber: RUHİ SANYER / Arşivi

İSTANBUL - Bitmiş bir evliliğin ardından Konya'da babalarıyla oturan iki küçük çocuk annelerini görmek için her yıl bir ay İstanbul'a geliyor: Biri ben, diğeri de kardeşim Engin. 1960'lı yılların sonları. Küçükçekmece Soğuksu'da annemle kaldığımız günlerde en büyük eğlencemiz denize gitmek. Deniz deyince de aklımıza iki istasyon ötedeki Menekşe geliyor.
Menekşe küçük bir balıkçı köyü. Tren istasyonu, birkaç salaş lokanta, adı çevrede pek hayırla anılmayan Çanakkaleli Melahat'in bazı hanımlarla erkekleri buluşturduğu pavyona benzeyen lokantası, az sayıda ev ve tabii İngilizceden alınmış adı tabelada okunduğu gibi yazılan Haylayf Plajı, ilerisinde Kızılay Kampı.
'Minik Kuş'la deniz turu
Anneannemiz 'Minik Kuş' Makbule ile Menekşe'ye gittiğimiz her gün önce ücretli olan Haylayf Plajı'nı yoklardık, Acaba kapıdaki görevliye görünmeden kendimizi içeriye atabilir miyiz diye. Haylayf kazıklar üzerinde barakaların oluşturduğu ve deniz tarafı açık bir plajdı.
Tek başına erkeklerin gelmesine pek de hoş bakılmaz. Bu nedenle de denize girmek isteyenlerin büyük çoğunluğu aileler ya da çoluğunu çocuğunu kapıp gelmiş hanımlardı.
Kızılay'a girmek zordu!
Haylayf'ın hemen yanı başında Kızılay Kampı vardı. Her önüne gelen elini kolunu sallayarak giremezdi. Ya içeride sezonluk çadır kiralamış bir tanıdığınız olacaktı, ya da kapıdaki görevliler sizi tanıyacaktı. Kısacası bizim ne Haylayf'a girecek paramız, ne de Kızılay kampında tanıdığımız olduğu için iki kapıdan da geçemezdik. Bu nedenle de istasyonun hemen çıkışında bulunan kayalık bölgede belimize havlu dolayıp mayo giyer ve denize girip serinlerdik. Cefakâr minik kuşumuz Makbule'ninse biz kulaç açtıkça 'Çocuklarrr! Gitmeyin boğulacaksınız' demekten sesi kısılırdı.
1980'lerde bitti...
1970'li yıllarda Haylayf'a girecek parayı denkleştirdik ve kapıdaki görevliye biletimizi gösterip içeri girmeye başladık. Kızılay Kampı yine yerindeydi. Haylayf fena değildi.
Ancak İstanbul, bölge kalabalıklaşıyordu ve bu nedenle de kirlenme başlamıştı. Daha sonra Küçükçekmece'den taşındık, deniz için İstanbul'un dışına gitmeye başladık. 1980'li yılların ortalarında ise bir gün yolum Menekşe'ye düştüğünde ne Haylayf'ın, ne de Kızılay Kampı'nın yerinde olduğunu gördüm.
Yeniden Menekşe
Dün yıllar sonra yine Menekşe'deydim. Çocukluk günlerimizin gözde mekânlarının yerinde bu yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin açtığı Halk Plajı vardı. Halk Plajı, Haylayf'ın yerinden başlıyor içine Kızılay Kampı'nın olduğu bölgeyi de alarak 1 kilometre uzanıyor. Etraf kalabalık. Nevaleler açılmış, az da olsa mangal yakanlar var. İç çamaşırı yerine mayo ağır basmış. Cankurtaran botu denizde dört dönüyor. Kulelerde cankurtaranlar hazır.
Kadın ve erkek için soyunma giyinme yerleri yapılmış. Bastırıyorsunuz 50 Ykr'yi bir kabinde giyinip soyunuyorsunuz. Ancak eşyalarınızı yanınızda getirdiğiniz torbaya koymak ve denize girerken bir muhafız ayarlamak zorundasınız. Etrafta bol miktarda 'özel koruma' var ama denize girenlerin anlattığına göre sürekli cep telefonu ve giyim eşyası hırsızlıkları oluyor. Duşlar var ama önemli bölümü susuzluktan akmıyor. Sahile yosun vurmuş ve kalınca bir tabaka oluşturmuş. Kumda ayakacıtan taş parçaları hayli fazla. Ancak deniz temiz. Daha önceki gün numune alınıp bakılmış. Kolibasili yok denecek kadar az. Bu da hırsızlıktan, yosundan, susuzluktan yakınan vatandaşı memnun ediyor.
'Oturacak yer kalmıyor'
Gelenlerin önemli bölümü yakın çevreden. Uzaklardan gelenler de var. En kalabalık olduğu günse pazar günleriymiş. Adını vermemekte direnen Mardinli midyeciye göre pazarları kumda bile oturacak yer bulunmuyormuş. Bir saatlik gözlemle işin keyfi çıkmadı. İnşallah bir pazar erkenden gelip hem denize girerim, hem de çocukluğuma bir yolculuk yaparım. Ancak eksikler az olsa bile bunları gidermenin sevgili dostum İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mesut Pektaş'ın görevi olduğunu da bu sütunlardan kendisine hatırlatmadan edemedim.