Mercan Dede'den Başbakan'a çağrı

Mercan Dede'den Başbakan'a çağrı
Mercan Dede'den Başbakan'a çağrı
Gezi Parkı olayları sırasında gazlı müdahaleyi yaşayan Mercan Dede, Başbakan Erdoğan'a hitaben bir mektup yazdı.

Barışçıl bir protestoya devlet tarafından ‘gereksiz ve acımasız bir şiddet uygulandığını belirten’ sanatçı, “Gördüğümüz sahneler arasında kendileri acı içindeyken yerde kıvranan köpeğin yüzünü suyla yıkamaya çalışan gencecik kızlarımız, tencerelerle evlerinden getirdikleri sularla sokaktaki insanlara yardımcı olmaya çalışan yaşlı teyzelerimiz vardı. Harbiye’deki eczaneler insanlara ücretsiz kâğıt maskeler dağıttı. Bir yanda halkın içinde muazzam bir dayanışmayı diğer yanda halka karşı muazzam bir şiddeti aynı anda yaşadık. Bir devletin bunu kendi milletine yapabilmesi hepimizin vicdanını derinden yaralamıştır” dedi.

 

Sayın Başbakanım,

Bu mesajı size müzisyen ya da sanatçı kimliğimle değil, Gezi Parkı'nda başlayan ve istenmeyen boyutlara gelen olaylara bizzat katılmış sade bir vatandaş olarak yazıyorum. Özellikle olayların kaba tabiri ile "zıvanadan çıktığı " 31 Mayıs -1 Haziran tarihleri arasında protestolara katılan her kesiminden insanla birlikte bizler de yakın bir dost grubumuzla yaklaşık 10 saatlik bir sürede burada yer aldık, ola ki bu insanlar "yasadışı eylemci" olarak görülüyorsa, mektubumuz hakkımızda kendimizin yaptığı bir suç duyurusu mahiyetindedir.

Bu on saatlik süreç içerisinde gözlemimiz şudur ki; toplumun çok farklı kesimlerinden, yaşlı, genç, üniversiteli, memur, işçi, çok farklı öz geçmişe, inanç ve perspektiflere sahip insanların oluşturduğu, barış , sevgi ve kardeşlik dolu, daha ziyade bir pikniği, hatta daha geçen hafta katıldığımız Brezilya'nın Sao Paulo şehrinde gerçekleşen İstanbul Festivali gibi çok renkli karnaval havasında bir topluluğun bu protestoları gerçekleştirdiğidir. Gezi Parkı'nda, polis tarafindan ağır bir şiddete maruz kalan genç insanlarla buluşmak, sadece dayanışma ve kardeşlik içerisinde onlarla birlikte ağaçların altında oturmak, sohbet etmek, dertlerini dinlemekten başka bir amacı olmayan, başlangıçta 3- 4 bin civarında başlayan zaman içinde sayıları 10 bine varan, bu topluluğu belki geçmişteki miting ya da protesto gösterilerinden ayıran en önemli özellik bizce, ideolojik bir söylemin değil tamamen, barışçı, sevgi dolu, özgürlükler üzerine dayanışma amacı ile buluşmuş bir topluluk olmasıdır.

Ne yazıktır ki sözünü ettiğimiz grubun karşısına çıkartılan ve "devleti" temsil eden "devlet güçleri ve polis" barışçı bir protesto için bir araya gelen bu gruba ait özelliklerin tam zıt kutuplarını sergilemiştir. Osmanbey'deki Atatürk 'ün evinin önünün biraz ötesinden itibaren kurdukları barikatlar ve panzerler ile kadın erkek, genç yaşlı demeden sadece el ele kol kola yürüyen bu topluluğun üzerine maalesef gereksiz ve acımasız bir şiddetle biber gazı bombaları ile saldırmışlardır.

Osmanbey'den 31 Mayıs saat 18:00’de başladığımız ve Harbiye TRT Radyosu’nun önüne kadar gelebildiğimiz 22:00’ ye kadar - "güvenlik güçleri" sayısının yüzden fazlayı geçtiğinden emin olduğumuz - acımasız biber gazı bombası saldırısı ile bir piknik havasında başlayan yürüyüşü, ancak uluslararası haberlerde kaosun yaşandığı sıcak bölgelerden verilen yayınlarda görülen savaş alanına çevirmiştir. Ara sokaklara kaçmaya çalışan insanların üzerlerine atılan biber gazı bombalarına dahi bizzat şahit olduk. Bu tavır, olayların geldiği noktadaki tek ve en önemli sorumludur.

Taciz edilenler arasında bulunan, ellerinde bavullarla yol ortasında terörize olmuş yabancı turistleri, atılmış gaz bombaları sebebi ile hemen hiçbir yerde nefes alamayacak halde acıyla inleyen sokak hayvanlarını, kedileri, köpekleri saymıyoruz. Gördüğümüz sahneler arasında kendileri acı içindeyken yerde kıvranan köpeğin yüzünü suyla yıkamaya çalışan gencecik kızlarımız, tencerelerle evlerinden getirdikleri sularla sokaktaki insanlara yardımcı olmaya çalışan yaşlı teyzelerimiz vardı. Harbiye 'deki eczaneler insanlara ücretsiz kağıt maskeler dağıttı. Bir yanda halkın içinde muazzam bir dayanışmayı diğer yanda halka karşı muazzam bir şiddeti aynı anda yaşadık. Bir devletin bunu kendi milletine yapabilmesi hepimizin vicdanını derinden yaralamıştır.


Hiçbir rejimin, hiçbir devletin ve hiçbir hükümetin, barış içinde bir parka gitmek ve oradaki genç insanlara destek vermek dışında amacı olmayan kendi vatandaşına böylesi sert, böylesi denge dışı, böylesi gereksiz bir şiddet ile saldırması kabul edilemez. Biber gazı bombalarının kullanılması gereken şartlar çok belirlidir, aslen insan sağlığına ve çevreye zarar veren çok tehlikeli bir silah olup çok özel şartlarda kullanılmaları gerektiği malumunuzdur.

Saldırıya uğrayanlar, size oy vermiş olsun olmasın , sizin güvenliklerinden sorumlu olduğunuz kendi milletinizdir. "Güvenlik Güçleri" tanımı gereği bir milletin tamamının güvenini korumakla sorumludur. Bu sefer güvenlik güçleri halkın güvenliğini tehlikeye atmıştır. En başta İstanbul Emniyet Müdürü olmak üzere, buna sebebiyet verenler hakkında hukuki işlemlerin yapılması, toplum vicdanı ve hukuk devleti adına, çok büyük önem taşımaktadır.

Sayın Başbakanım; siz okuduğunuz bir şiirden dolayı mahkum edilmiş, özgürlüğü elinden alınmış bir politikacı, hepsinden önemlisi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısınız. Haksızca kısıtlanan özgürlüklerin, özgürlüğe karşı şiirle, sanatla, müzikle verilen en barışçı mücadelenin karşısına gaz maskeleri, silahlar, şiddet ve tehditle çıkartılan "güçlerin" anlamını herkesten daha iyi bildiğinize inanmaktayım.

Yaşadıklarımızdan hem devlet, hem millet olarak hepimizin öğreneceği dersler çıkaracağı önemli sonuçlar vardır ve bunlar öğrenildiğinde yaşanılan acılar; umut, sevgi, barış dolu bir topluma doğru atılan aydınlık bir adıma dönüşür ve bu noktada şu anda sizin konumunuz çok büyük bir önem taşımaktadır. Dileğimiz bir lidere yakışan şekilde yapılan hataların kabul edilmesi ve haksız yere böylesi bir şiddete uğrayan insanlardan özür dilenmesi sürecine öncülük etmenizdir.

Bir devletin, bir ülkenin gelişmesi oto yolları, sanayisi, ekonomisi kadar, sanatı, kültürü, tabiatı, ağacı, bitkisi, doğal güzellikleri ile de ölçülür. Dünyanın en mutlu ülkeleri sıralamasında dünyanın en gelişmiş ülkeleri değil, aslında ekonomik olarak daha geride olan ama doğası ve tabiatı ile insanlarının muazzam bir ahenkle yaşadığı ülkeler yer almaktadır. İstanbul gibi büyük şehirlerde sayıları her gün artan trafik, araba ve çirkin kentleşmenin sonucu olarak artık yeşil alanlar yok olmuş ve insanların nefes alabileceği temiz bir hava, dinleneceği bir ağaç gölgesi hemen hemen kalmamıştır ve Taksim’deki Gezi Parkı bu anlamda şehrin merkezindeki halkın her kesimine açık bir parktır.


Size buradan şu çağrıda bulunuyorum: Gelin hep birlikte Taksim Gezi Parkı’nı "Barış ve Özgürlük" parkı yapalım, içerisine her renkten, her kökten, yetişebilecek bitkileri, ağaçları ekelim, içinde tek bir acı biber olmasın, yeşil tatlı biber onu temsil etsin. Genç yaşlı herkesin hayatın kaosundan kısa bir süre için dahi olsa kurtulup tabiatla başbaşa olabileceği yemyeşil bir mini orman yaratalım. Kuşların seslerine, gençlerin gitarları katılsın; bizim gibi pek beceremese dahi ney üflemek isteyen de bir ağaç dibinde otursun neyini üflesin. Kitabını okumak isteyen kitabını okusun; ister Mevlana, ister Ömer Hayyam , ister Nazım Hikmet olsun, kitap olsun da ne olursa olsun. Çiçek olsun da hangi renk olursa olsun; her türden insan olsun; kıyafetleri, saçları, inançları ister kapalı, ister açık ama kalpleri her zaman barış, sevgi, dayanışma ve karşılıklı sevgiye açık olsun.

Gelin Taksim Gezi Parkı’nı, son bir haftada yaşadıklarımızın hüznünden acısından arındırıp yepyeni aydınlık, kalplerin, güzelliklerin, özellikle de gençlerin buluşma noktası yapalım. Yaparken de BİR'likte, sorarak, danışarak, fikir alarak, toplumun tüm kesimlerinin katkısı ile birbirimizle konuşarak, tartışarak yapalım; davet olsun, zorlama olmasın, teklif olsun ısrar olmasın. Yunus'un tabiri ile: "Gelin birlik olalım, işin kolay kılalım, sevelim sevilelim... ' ve kimseye kalmayacak bu dünyada savaşa karşı kardeş, şiddete karşı muhabbet olalım.


İçinde sanat festivalleri, müzik festivalleri düzenleyelim, müzikler çalınsın; edebiyat festivalleri düzenlensin, şairler yazarlar buluşsun. Yaşar Kemal " İnce Memed" i okusun, Elif Şafak "Aşk" ı anlatsın; hatta bir gün siz de buyurun gelin, istediğiniz şairden istediğiniz şiiri okuyun. Bugün ağaçları koruyan gençlik inanın gerekirse sizi de korur içiniz rahat olsun. Gençliğe, gençlere daha fazla güvenin; hem hak ettikleri için hem de geleceği onlardan emanet aldığımız için.




Muhabbet müebbet,

Mercan Dede.

Bu mektup, Haziran 1 tarihinde yazilmis olup, bu tarihlten sonraki gelismelerden habersiz ve bagimsiz olarak kaleme alinmistir.