Metin Hoca gösterdi: Devrimciler var!

Metin Lokumcu 12 Eylül zulmüne karşı kırlarda direnenlerle aşını, ekmeğini paylaşan emekçi bir ailenin çocuğuydu.

ALPER TAŞ

Metin de kırlarda direnişi sürdüren Alaattin Demirci ve arkadaşlarının ayakta durması için çalıştı. O ‘şarabi eşkıyalar’ hep hınzır bir gülümsemeyi ve büyük hayallerini yanlarında taşıdı. Hayalleri büyük ve vazgeçilmezdi ama biliyorlardı ki ölüm de hep yanı başlarındaydı. Ne de olsa ‘aşkla örmek’ kadar ‘aşktan ölmekti’ de devrimcilik! Alaaddin Demirci mezarına çiçek getirmeye söz veren arkadaşına ‘dinine yanduğum, sanki sen yaşayacaksın’ diyordu. Yaşama âşık gencecik bedenler ölümle şakalaşıyordu! Metin de ‘Ölünce beni yumruklu yıldızlı tabuta’ sarın” diye not düşmekten geri durmuyordu elbette. 

Onu bir zamanlarda birlikte hayaller kurdukları, ölüme meydan okuyup yaşama aşkla tutundukları arkadaşlarıyla randevusuna uğurladık! Yumruklarımızı sıktık, üzerine yıldızları örttük... Ve bir kez daha ve bu kez Metin kardeşimiz için, yeryüzü aşkın yüzü oluncaya, göklerimiz yeniden yıldızlarla doluncaya kadar... diye ant içtik... 

Vardık, var olacağız... 
Metin kardeşimiz ve Hopa halkı zalimlere isyan etti, meydan okudu! Bu memlekette halen diz çökmeyen, zalime el pençe divan durmayan devrimcilerin var olduğunu gösterdiler. Metin kardeşimiz polisin önüne bedeninden barikat kurarken Alaaddin Demirci de elbette Kemalpaşa’nın tepelerinde gülümseyerek onu izliyordu.
Hopa suyuna, çayına sahip çıkmasaydı; Metin Hoca barikatın önünde durmasıydı ağlardı toprak... Yaşam başka nasıl olabilirdi ki göklerinde her gece parlayan onca yıldızın olduğu bu topraklarda. 

Hopa halkının direnişi tarihin zalimlere bir yanıtıydı ama aynı zamanda geleceğe de bir çağrıydı. Hopa asidir, dereleri coşkun akar, rüzgârı serttir ve insanı haksızlığa karşı ‘tahammülsüz’ ve ‘tez canlıdır’. Kardeşçe yaşamayı da kardeşçe direnmeyi de bilirler. Metin de o toprakların çocuğuydu işte. Laz’dı. Laz fıkraları anlatmayı severdi. En zor zamanlarda herkesin yüzünü güldürür, umut etmekten hiç vazgeçmezdi. Sakin sayılsa da aniden gelen gök gürültüsüyle yağan sağanaklar gibi de coşardı. İşte o gün de Metin polisin zulmünün önüne böyle dikiliyordu. 

Metin’in yolu... 
Hopa halkı ve Metin bize isyan etmenin ve direnmenin güzelliğini anlattı. Dereleri satmaya kalkanların, halkın emeğine el koyanların elini kolunu sallayarak yürüyemeyecekleri sokakları, meydanları var bu memleketin. Onların karşısına dikilecek devrimcileri var bu memleketin. İşte o yüzden bir baştan bir başa en güzel asfaltlarla kaplasanız da sizin yolunuzun ulaşamayacağı yerler vardır. Çünkü halen umutla, aşkla, inançla yollarda yürüyenler vardır. Metin’in yolu 12 Eylül ’de patikalardan kırlara çıkmıştı. Sonra o hep o yolda kaldı. 12 Eylül sonrasında devrimci hareketin toparlanması için sürdürülen çalışma ve tartışmalara katıldı. KESK’in kuruluşunda sokaklardıydı. Bir devrimci öğretmendi. Eğitim -Sen üyesi olarak mücadele etti. Suyuna, çayına sahip çıktı... Ve hiç bitmedi yolculuk...

Geri sar, geri sar... 
Onlar yağmur yağmasın, bahar gelmesin, çiçekler açmasın, dalgalar büyümesin istiyorlar. Zamanı durdurmanın ve kendi hükümranlıklarının sonsuzluğunu ilan etmenin peşindeler. Geçmişe de geleceğe de uzanan tüm yolları kapatmaya çalışıyorlar. Hopa işte buna karşı bir meydan okumaydı. Metin’in dilinde de ‘Geri sar geri sar sevgisini serenlere, ekmeğini bölenlere, Denizlerin aşkına geri sar’ şarkısı vardı. Bu devran elbet böyle durmaz! Zalimin zulmü yanına kalmaz! 

Kardeşimize sözümüz var ‘nehirler gibi uzun, nehirler gibi kollu, nehirler gibi hırçın ve nehirler gibi dur durak bilmeyen şarkılar söyleceğiz’ ve elbet ‘oraya... ta oraya... o büyük kurtuluşa yürüyeceğiz’... 

(*) ÖDP Genel Başkanı


    ETİKETLER:

    12 Eylül

    ,

    KESK

    ,

    Çiçek

    ,

    Yaşam

    ,

    Gece

    ,

    İlan

    ,

    eylül

    ,

    laz

    ,

    eğitim

    ,

    Karşı