Metropolde yitip gitmemek için...

Sürgün başlamış. Ama dört bir yandan katliam haberleri geliyor. 'Sürgüne' diye yola çıkartılanlar kurşuna diziliyor, süngüleniyor. Herkeste büyük bir korku var. Kimse hayvanlarını sağmıyor, ekinlerini biçmiyor.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Sürgün başlamış. Ama dört bir yandan katliam haberleri geliyor. 'Sürgüne' diye yola çıkartılanlar kurşuna diziliyor, süngüleniyor. Herkeste büyük bir korku var. Kimse hayvanlarını sağmıyor, ekinlerini biçmiyor. Kızıyor köyün yaşlıları bu duruma:
"Haydi, farz edelim kurtuldunuz. Ekinler yok oldu! Ne yiyeceksiniz?"
Sonunda beklenen haber geldi.
"Herkes kıymetli eşyasını yanına alsın! Asker köye gelmiş! Bekçi
ile emir yollamışlar. Bizi sürgün edecekler. Gitmek mecburiyetindeyiz. Gitmezsek kendileri gelir bizi götürürler."
Herkes gözyaşı döküyordu: "Sürgüne razıyız. Ya bu çoluk çocuğu katlederlerse! Gitsek de olmaz, gitmesek de olmaz" diyenler çoğunlukta.
'Erkek çocukları bırakalım'
Mallarını, hayvanlarını yaylada bırakıp köye dönüyorlar. Taşıyacakları kadar eşyalarını alıyorlar yanlarına, kadınların ağıtları yeri göğü tutuyor evlerin kapıları kilitlenirken. Sonunda bir karar alıyorlar. "Erkek çocukları götürmeyelim. Şayet bizi öldürmez, sürgün ederlerse, sonra çocukları yanımıza alırız." Ağlaya ağlaya ayrılıyorlar çocuklarından. Geride kalan erkek çocuklar ormana saklanıyorlar. Yanlarında birkaç günlük yiyecek var. Boyunları bükük, saklandıkları yerden köyün yolunu gözlüyorlar. İçlerinden biri bağırıyor: "Mezarlığın tepesinden gelen var." Gelen ablalarıdır. Arkasından bütün "Sürgün"e giden köy halkı sökün eder. Ağlayarak sarılırlar birbirlerine. Af çıkmıştır. Köyde bırakılan erkek çocuklardan biri de 'Tanığım Dikiz Aynası' kitabının yazarı Hüseyin Ateş'tir.
'Gıda ambargosu gerçeği'
Göçtüğü Almanya'dan 1995 yılında köyü Cıvrak'a yaz tatiline gelen Ateş, geri dönerken bölgede yaşanan 'gıda ambargosu' gerçeğiyle yüz yüze gelir. Köyden ayrılmadan önce karakola gider, Yanında götüreceği öteberiyi yazdırır; beş kilo tereyağı, 10 kilo çökelek, bir torba elma ve erik kurusu... Derova'ya varınca kontroller başlar. Karakoldan aldığı belgeyi gösterir. Nazımiye'ye kadar gider. Yeniden jandarmaya başvurur. Ancak komutan "10 kilodan fazla götüremezsiniz. Bu kadar malı ancak müfreze refakatinde götürebilirsiniz.
Cıvraklılar Derneği Başkanı Makbule Çerimli de, 1990'lı yılların sonunda, uzun bir aradan sonra köyüne giderken yüz yüze gelmişti bölgede uygulanan 'sıkıyönetim'le ve 'gıda ambargosu'yla. Yanlarındaki yiyecekler mühürlenmiş. Kocası Bingöl doğumlu olduğu için köye gitmesine güçlükle izin verilmişti. Köy neredeyse boşalma noktasına gelmişti o yıllarda. Oysa 1980'lerde 1600 kişi yaşıyordu köyde. Müthiş bir üretim vardı. Köy için 1960'lı yıllarda kurulan dernek de 12 Eylül'de kapatılmıştı. 2000'li yılların başında Cıvraklılar "gelenek ve göreneklerini yaşatmak, dini inançlarının yerine getirilmesi için aracı olmak, anadillerini geliştirmek ve yaşatmak, köylülerin bir araya gelmesini sağlamak, geçmişlerini araştırıp arşivlemek, geriye dönüşü için köyün altyapısını güçlendirmek ve üretimin yapılacağı bir ortamı sağlamak" için bir dernek kurmuşlardı.
Cıvraklılar Derneği Başkanı Çerimli, 1970'li yılların başında, daha 12 yaşında bir çocukken ayrılmıştı köyden.
"Köyümüzde A'dan Z'ye üretim vardı. Yemekten giyime, tarımdan inşaata kadar her türden meslek sahibi vardı. Şu anda köyde kışları 10 kişi yaşıyor. Göç hâlâ sürüyor. Bu yıl dört aile daha ayrıldı köyden. Yazın 350'yi buluyor gelenlerin sayısı. Nisanda gelip kasımda dönüyorlar. Emekliler yerleşmeye başlayacak yavaş yavaş. Öğrenciler de yaz tatillerinde dönüyorlar köye. Hayvancılığın yanı sıra; buğday, arpa, mısır, fasulye, nohut, mercimek, lahana, domates tarımı da yapılırdı. Araziler tarıma elverişli değildi ama köylüler sonuna kadar kullanırlardı toprağı."
İlkokulu bitirdikten sonra İstanbul'a babasının yanına göçüyor ailesiyle beraber. Kızı daha iyi okusun diye, az paraya kapıcılık yapıyor Nişantaşı'nda babası Abdullah. "Köydeyken dünyanın köşeli olduğunu düşünürdüm. Gözümün gördüğü en uç nokta dünyanın sonuydu benim için. Ancak İstanbul'a gelince böyle olmadığını anladım. İlk kez Unkapanı Köprüsü'nden Şişhane'ye doğru çıkarken avizecileri görünce 'yıldızlar yere düşmüş' diye düşünmüştüm. Öğrencilik yıllarımda yazları köye gidilirdi. Ama duygu olarak köyden hiç kopmadım. Dernek 2001 yılında kuruldu. Ben de yönetime girdim. Yerimiz yoktu. Zeytinburnu'nda küçük bir yer bağışlandı. Ama ahır oradan iyiydi. Kime gittiysek hayır demedi ve dernek binasının tadilatını gerçekleştirdik. Önceleri evlerde, büroların mutfaklarında toplantılar yaptık. Sıradan bir köy derneği olmamalıydı bu. Kendimizi yaşamalıydık. Oradan başladık. Derneğin açılışını bir aşureyle başlattık. Kadın komitesini, gençlik komitesini kurduk."
İşe belli zamanlarda kutlanan bayramlarını İstanbul'da yeniden canlandırmakla başlıyorlar. "Muharrem vardı, yeni yıl denilen, Noel'de kutlanan Gağan vardı. Bir sakallı dede, yanında da fistan giyinmiş bir erkeği gelin yapıyorlar. Gelin kaçıyor, gelini arıyorlar, gelin naz yapıyor. Biz bunu ilk yıl evleri dolaşarak gerçekleştirdik. Kızlar bahşiş aldılar, hediye topladılar. İkinci yıl salonlara taşıdık. Gağanda çörek yapılır. Biz ona miyaz deriz. Kesilip dağıtılır. Aynen paskalya çöreğine benzer. Aslına uygun semah folklor ekibi kurduk. Elbiseleri kadınlar, kıyafet araştırması yaparak dikti. Hızır'ı, Muharrem'i de kutlamaya başlıyorlar bütün İstanbul'da yaşayan köy halkıyla beraber. Unutulmaya yüz tutmuş gelenekler canlandırılıyor, büyük kente savrulan köylülerin bir araya gelmesi sağlanıyor. Şimdi yöre yemeklerini kitaplaştırarak onların yok olup gitmesini de önleyeceğiz."
Cıvrak'ı yaşatma çabası
İstanbul'da bunlar yapılırken, neredeyse boşalmaya yüz tutmuş Cıvrak Köyü de unutulmuyor. Bir yandan köyü yaşarken, diğer yandan da köyü yaşatmayı hedefliyorlar. İşe önce daha önce kavgalı oldukları komşu köylerle barışarak başlıyorlar. Yıllarca süren mera kavgasını sona erdiriyorlar. Sonra da köyün altyapısını tamamlamak için girişimlere başlıyorlar. Valilik başvuruları üzerine köyün kapalı su şebekesini yaptırıyor. Araçların mazot parasını ödeyerek köyün yolunu yaptırıyorlar. Hatta müteahhidin yaptığı çalışmayı denetliyorlar dernek olarak. Köydeki evlerin çoğu yenileniyor. Artık yazları daha çok insan toplanmaya başlıyor köyde.
Amaçları köye ceviz ağacı dikimini özendirerek ekonomik faaliyetleri daha etkinleştirmek. Ekolojik tarıma geçmek. Böylece köye dönüşü çekici kılmak. Cıvraklılar kurdukları dernek aracılığıyla hem kendilerinin metropolde yitip gitmesini engelliyorlar, hem de boşalmaya, yok olmaya yüz tutmuş köylerini yaşatmayı amaçlıyorlar. Kulak vermişler topraklarından gelen çağrıya; koca kentte var olmanın, kendilerini yaşamanın yolunu açmışlar.