MHP krizleri sürdürecek

MHP kimsenin anlayamadığı garip bir politika izliyor. Durduk yerde IMF ile ilişkileri geriyor. Krizi tırmandırıyor.
Haber: Neşe DÜZEL / Arşivi

MHP kimsenin anlayamadığı garip bir politika izliyor. Durduk yerde IMF ile ilişkileri geriyor. Krizi tırmandırıyor.
İsteklerinden vazgeçmeyecek gözüküyor. Sonra da son anda çark edip IMF'nin isteklerini kabul ediyor. Herhalde bundan bizim anlayamadığımız bir çıkarı var. Nedir MHP'nin kriz tırmandıran parti görüntüsünden çıkarı?

Aslında MHP, belirli bir ideolojisi ve sosyal tabanı olan, neyi, neden yaptığı çok kestirilebilir bir parti. Oysa 1999 seçimlerinden sonra MHP değişti diye başta medya olmak üzere çeşitli çevrelerde yapay bir hava yaratıldı. Hayali istikrar tablosuna, bulunabilecek en uyumlu koalisyon iddiasına, hiç sorun çıkarmayacak mükemmel siyasi uyum görüntüsüne çok fazla duygusal yatırım yapıldı. MHP'nin değiştiğini öne sürenler, MHP kumaşından bir merkez partisi icad etmeye soyundular. Bu ilüzyon yüzünden de bugün MHP'nin yaptıkları flulaştı, tuhaf olarak algılandı. Bugün sorunların büyük yaşanmasında, yaratılan bu yapay atmosferin önemli payı var. Gerçek MHP'ye baktığımızda ise yaptıkları hiç şaşırtıcı değil. Eğer koalisyon devam ederse MHP'nin daha pek çok kriz yaratacağını bilmeliyiz. MHP gerilimi sürdürecek.
Ama şu bir gerçek ki MHP bu gerilimlerle ülkedeki siyasi krizi tırmandırıyor ve ekonomik krizi derinleştiriyor. Bundan ne çıkarı olabilir bir siyasi partinin?
MHP aslında reel politik davranıyor. Belki de reel politik davranan tek parti o, şu anda. Böyle davranmaya da mecbur. MHP, toplumsal taban ve seçmen profili açısından çerçevesi en tanımlı partilerden biri. MHP'nin sınıfsal desteğini resmetmek diğer partilerden çok daha kolay. MHP'yi taşıyan üç toplumsal ayak var. Bir tarım kesimi, iki esnaf, üç bir kısım memur. Coğrafi olarak da ana gövdesini Orta ve Doğu Anadolu taşrası oluşturuyor. Bu kesimlerin siyasi tercihleri, ekonomik talepleri diğer kesimlere göre çok daha belirgindir. Dolayısıyla MHP diğer partiler gibi rahat manevra yapamaz, değişemez.
Niye?
Başta tarım olmak üzere tabii ki bu kesimler, Türkiye'deki ekonomik krizden etkileniyorlar ama krizin çözümü olarak yürütülen programın sonuçlarından da bunlar aynı ölçüde olumsuz etkileniyorlar. Bu yüzden MHP, hem son kertede ekonomik programın tamamen rafa kaldırılmasına yol açacak kesin dirençleri göstermiyor, hem de ortaya koyduğu dirençlerle hükümette bu kesimlerin temsilciliğini devam ettiriyor görüntüsünü veriyor. Böylece diğer partilerden farklı olduğunun altını çizen teatral gösteriler yapıyor. Bu gösterilerin bedeli de krizler oluyor.
Geçenlerde Avni Özgürel, Ulaştırma Bakanı'nın krizi parti başkanına sormadan tırmandırdığını ve Devlet Bahçeli'yi kendi politikasına angaje ettiğini yazdı. Ulaştırma Bakanı, parti başkanından bağımsız mı hareket ediyor sizce de?
MHP yapısı gevşek bir merkez partisi değil. MHP bir ideoloji partisi. İdeolojik omurgalı bir partide, genel parti politikasını sıkıntıya düşürecek hamleler yapılmasına izin verilmez. Enis Öksüz,Bahçeli'nin 'Böyle bir direnç asla gösterilmeyecek' demesine rağmen bir direnç gösteremez Sadi Somuncuoğlu
örneğini gördük. Partinin kararına uymadığı için Meclis'te tartaklanma noktasına geldi. Ayrıca Bahçeli, geçen yaz yapılan Erciyes Kurultayı'nda 'Hükümette ağırlığımızı artık daha çok hissettireceğiz. Kendimizi daha çok göstereceğiz' demişti. Bu politika, Enis Öksüz'ün tavırlarıyla uyumlu bir politika.
Mehmet Barlas, bir yabancı kaynağa dayanarak, MHP'nin Türk Silahlı Kuvvetleri'nin isteklerini yerine getirdiğini yazdı. MHP, ordunun politikadaki uzantısı mı sizce?
MHP, hükümete girdikten sonra AB, Telekom gibi temel siyasi mesajlarını daha çok Silahlı Kuvvetler'in tavrına endeksli olarak belirledi. Dikkat edilirse, Bahçeli'nin sert çıkışlarını yaptığı MHP Grup toplantıları hep MGK toplantılarının sonrasına denk gelir. Öksüz'ün Telekom'daki direncini tırmandırması da, bazı yüksek rütbeli subayların Başbakanlığı ziyaretinin hemen sonrasına rastlar. MHP, TSK'nın ve Milli Güvenlik Kurulu'nun tavrını hep dikkate alır. Hatta biraz abartarak söylersek, MGK'nın bir tür siyasi kolu gibi davranma refleksi gösterir.
Ordu ile MHP'nin görüşleri arasında paralellik var mı?
MHP'nin milliyetçilik ve muhafazakârlık gibi temel ideolojik refleksleri kadar güçlü olan bir de devletçilik refleksi vardır. MHP, TSK'nın ve hatta sivil, asker genel devlet bürokrasisinin devletçi refleksleriyle hep çok uyumludur. Nitekim iki yıllık hükümet sürecinde buna hep çok dikkat etti MHP.
MHP'nin krizi tırmandırması herkesin yüreğini ağzına getiriyor ama MHP buna aldırmıyor. Belli ki, bu davranışının bir politik getirisi olduğuna inanıyor. MHP'nin bu davranışını, geleneksel tabanı dışında destekleyen başka bir kesim var mı Türkiye'de?
Evet var. Türkiye'de değişime direnç gösteren kesimler var. Bu direnç, orta ve uzun vadede ciddi bir politik potansiyel içeriyor. MHP, bu politikalarıyla bir sonraki seçimde, değişime karşı olan kesimlerin adresi olmayı düşünüyor. MHP kendi geleneksel tabanını ve bu direnç odaklarını partide tutmak için ikili bir politika uyguluyor. MHP tam teslimiyetçi bir politika yürüttüğü ve diğer partilerden farkını hissettirmediği takdirde, daha sonraki politik süreçte tekrar marjinalize olacağını, tabanını önemli ölçüde kaybedeceğini düşünüyor. Bu yüzden de krizler çıkarma pahasına diğer partilerden farklı olduğunu hep kayda geçirmek istiyor.
MHP bu politikalarıyla oylarını artırabilir mi?
MHP şu anda oy artırmaya değil, oy kaybını önlemeye çalışıyor. Çünkü bu ekonomik programın sonuçlarından olumsuz etkilenecek kesimler bir önceki seçimde büyük ölçüde MHP'ye oy verdiler. Hem ekonomide, hem Öcalan'ın idamının ertelenmesi, başörtüsü gibi meselelerde kendilerini sahipsiz ve temsilsiz bırakılmış hissettiklerinden, MHP'nin geleneksel tabanında memnuniyetsizlik artıyor. Bu tabanın erimesi, sadece MHP'yi değil, Bahçeli'nin liderliğini de sıkıntıya düşürür. MHP ekonomik programa ve değişime karşı olan geleneksel tabanını koruyabilmek için, sonucu kriz de olsa IMF'ye ve Kemal Derviş'e direnç gösterileri yapmak zorunda. MHP hükümeti ve ekonomik programı tümüyle bozmuyor. Programı ve hükümeti bozmanın ekonomik ve siyasal maliyetini üstlenmek istemiyor. Bunun yerine krizcikler yaratıyor.
MHP'nin kendi taraftarlarına Telekom'da kadrolar açtığı defalarca yazıldı. Şirketin kârı da bu politika sonucu azalıyor. Bu böylesine açıkça söylenirken, MHP kendi çıkarları için Türkiye'nin geleceğini tehlikeye atan parti görüntüsüne sahip olmaktan çekinmiyor mu?
Yüzde 10'luk, 12'lik sabit tabanında MHP böyle algılanmıyor ki. Ülkenin Batısı ve medya açısından negatif figür olan Enis Öksüz, partinin geleneksel tabanında IMF'yi kızdırdığı için bir tür kahraman olarak algılanıyor. MHP Türkiye için doğru sonuç vermese de, öyle bir politika izliyor ki, hem her şeyi imha etmiş bir parti olmuyor hem de direniş göstererek geleneksel tabanını korumaya çalışıyor. MHP var olmaya çalışıyor. Çünkü kendisine merkez partisi rolünün verilmeyeceğini biliyor. Kendisiyle ilgili aşırı iyimser 'değişti' söylemlerinin giderek zayıfladığını MHP de görüyor. Dolayısıyla MHP aslına rücu etme ihtiyacını duyuyor. MHP'nin şu anda derdi yüzde 10'luk oy tabanını ana gövde olarak tutmak. Ama Türkiye'de her konu gibi değişim meselesi de çok otoriterce tartışılıyor.
Nasıl yani?
Değişimin karşısında olanlarda bir zekâ kusuru bulunduğu düşünülüyor. Oysa toplumda bir değişim talebi varsa, buna direnen bir kesim de bulunacaktır. Çünkü değişimden kazananlar olacağı gibi kaybedenler de olacaktır. İşte bu kaybedenlerin görüşleri dindarlık, milliyetçilik gibi kırılmalarla siyasileşecektir. Bu ülkede değişime direnen kesimin bir politik adresi olacaktır. MHP bu adres olmaya çalışıyor. Mesela toplumda değişime karşı bir Kemalist direniş odağı da var, onlar da MHP ile aynı şeyi söylüyorlar ama onların kendilerini destekleyecek toplumsal tabanla MHP gibi bir kültürel bağları yok. MHP'nin değişime direnen kesimler için güçlü bir muhalefet odağı olmasının nedeni, o kesimlerle milliyetçilik,
dindarlık, muhafazakârlık gibi kültürel kodlarda buluşmasıdır.
Başbakan Ecevit de özellikle Telekom krizinde MHP'yi destekledi. Ecevit niye MHP'yi destekliyor?
Kamuoyu yoklamalarında DSP'nin oyu koalisyonda üçüncülüğe düştü. Bu durumda Ecevit'in hem hükümeti sürdürme mecburiyeti var, hem de milliyetçi refleksler açısından iki parti arasında bir yakınlık var. DSP, AB konusunda da ANAP'a karşı MHP'nin yanında yer aldı. Demokratikleşme, Kürtçe televizyon ve Kıbrıs gibi meselelerde Ecevit, MHP'ye daha yakın.
Hükümetin özellikle DSP ve MHP kanadı, IMF'ye düşman gibi duruyor. Bu koalisyon, düşman gördüğü birinden borç istemenin tuhaf bir durum olduğunu fark edemiyor mu?
MHP ' Şimdiye kadar Türkiye'yi yönetenler bizi namerde muhtaç duruma düşürdü. Bu sorunu onlar doğurdu, bizim elimizde kaldı. Biz şimdi bu yabancılardan borç almaya mecbur kalmış olabiliriz ama yine de kendi pazarlık gücümüzle masadayız, teslim olmuyoruz,' argümanını kullanıyor. Mücadele ve pazarlık görevini kendisine biçiyor. Telekom'da partizan kadrolar değil de, 'IMF'ye teslim olmamış milli çıkarları gözeten insanlar var' diyor. Zaten milliyetçilik ideolojisinin kurgusunda mutlaka dış düşmanların içte kültürel, ekonomik ve siyasi uzantıları vardır. 1970'lerde bu soldu, sonra bölücülüktü, Kürt meselesiydi, şimdi de büyük ölçüde bu düşmanlık 'ekonomik aktörler' üzerinden kuruluyor. Mesela Enis Öksüz Kemal Derviş için 'Buraya uzaktan kumandalı sinekler geldi. Bizim bunları öldürecek ilaçlarımız var' diyor.
Sizce bu davranışlarıyla hükümet halkın güvenini mi kazanıyor, güvensizliğini mi?
1999 seçimlerinde hükümet partilerinin toplam oyu yüzde 50'nin üstündeyken, son kamuoyu yoklamalarına göre bu oy toplamı iki yıl içinde yüzde 25'lere düştü. Bu ciddi bir erime.
Siz MHP'yi iyi tanıyorsunuz. Sizce MHP tabanı MHP'nin politikaları hakkında ne düşünüyor?
25 yıldır iktidar özleyen bir teşkilatın iktidardan vazgeçmesi kolay değil. Parti teşkilatı ve kadroları açısından iktidarda olmayı sürdürmek büyük bir kazanım. Telekom, Emlak Bankası gibi ekonomik mevziler, İller Bankası üzerinden yerel yönetimlere götürülen hizmetler, açılan ihaleler gibi birçok şeyin MHP'li bakanlar üzerinden yürütülüyor olmasının pek çok avantajı var. Ama MHP'nin çekirdek kadrolarının dışına çıkılıp da, partiyle daha çok ideolojik bağı olan tabana baktığımızda genel bir memnuniyetsizlik giderek artıyor. İktidarda bulunmanın yapıştırıcı bir etkisi olsa da, MHP'nin kendi politikalarını uygulayan bir görüntü vermemesi, sık sık tam tersini yapması tabanda rahatsızlık yaratıyor. Özellikle taşra teşkilatlarında 1999 seçimlerinden önceki canlılık yok.
Eğer yeni bir kriz yaşarsak bunun sebebi MHP olacakmış gibi gözüküyor. MHP böyle bir sorumluluğu sırtlayabilir mi gerçekten?
MHP, Tahkim Yasası, Öcalan'ın idamının ertelenmesi, IMF ile niyet mektubu gibi bir sürü problemli şeye imza attı. Ama MHP kendi temsil ettiği tabanın da gözetilmesini istiyor. Şimdi tarımla ilgili bir sürü değişiklik yapılacak. Bir parti 25 yıl sonra iktidara geliyor ve kendini iktidara getiren tabanın yıllardır alıştığı desteğin zayıflatılmasına imza atıyor. Kimse MHP'nin kendini imha etmesini beklemesin. MHP'nin kendi toplumsal tabanını, ideolojik yörüngesini tamamen bir kenara bırakıp, herşeye uyumlanması bir imha sürecidir. MHP bunu yapmayacaktır. 'MHP değişti' diyenler, MHP'nin bambaşka bir şey olduğunu ileri sürenler Türkiye'ye kötülük yaptılar.
Niye?
Çünkü hem içeriyi hem dışarıyı buna fazlaca inandırdılar. MHP'nin gösterdiği en ufak tepki bile şimdi sürpriz oluyor ve hacminden daha büyük bir kriz yaratıyor. Üstelik 'değişti' diyenler, MHP'yi de kendi tabanı açısından zor durumda bıraktılar. Çünkü her MHP'nin değişimi tartışması açıldığında, MHP kendi tabanına değişmediğini anlatmak zorunda kalıyor.
Siz, baştan beri MHP'nin değişmediğini söyleyenlerdensiniz.
MHP değişmedi ve değişmek niyetinde değil. Kırk yıllık geleneğin üzerine oturmuş ideolojik omurgalı bir yapının sırf taktik ve stratejik gereklerle değişmesi mümkün değildir. Bu yapısal bir dönüşüm gerektirir ki, MHP'nin hem dayandığı taban hem milliyetçilik ideolojisi bu değişime uygun değil.
Hangi açıdan?
O toplumsal tabanın talepleri ve refleksleri hâlâ aynı. MHP'nin toplumsal tabanı muhafazakâr, dindar taşralıdır. Siyasal, kültürel, ekonomik olarak en uçlarda yer alan kesimlerin, kenardakilerin partisidir MHP. Bu kesim değişimi bir 'yenileşme' değil, bir tehdit olarak algılar. Türkiye'nin dünya ile entegre olmaya çalışması bir tehdittir bu kesim için. Dolayısıyla MHP neden ve nasıl değişsin ki? Ayrıca MHP'nin örgütlenme kurgusu, iç hiyerarşisi değişime uygun değil. Zaten zaman, MHP değişti diyenleri haksız çıkartdı. Biz sadece ekonomik değil, her değişim meselesinde kriz yaşayacağız. Siyasi değişimlerde, AB ile ilgili uyum süreçlerinde hep MHP krizleri yaşayacağız. Yeni MHP krizlerine hazırlıklı olmalıyız.
Kemal Can NEDEN?
Türkiye, ekonomik krizden kurtulabilmek için kıvranırken, koalisyon ortağı MHP sürekli yeni siyasi krizler yaratarak, ekonomik krizi daha da derinleştiriyor. Bu yüzden gerek halkın, gerekse iç ve dış piyasaların hükümete olan güveni sıfır noktasına yaklaşıyor. Siyasete olan bu güvensizlikle, demokrasi dışı arayışları besleyecek dereceye geliyor. Hem Türkiye'nin geleceğini hem hükümetin yarınını böylesine olumsuz etkileme pahasına krizler çıkartmayı göze alan MHP'nin bu tavrının nedenleri ise bir türlü anlaşılamıyor. MHP konusunda yaptığı ciddi araştırmalarla tanınan Kemal Can ile MHP'nin kriz yaratma nedenlerini, MHP'nin gerçekte kimi ve neyi temsil ettiğini, MHP'nin bundan sonra nasıl davranacağını konuştuk. NTV'nin siyaset danışmanı, MHP uzmanı Kemal Can, diğer araştırmacı yazar Tanıl Bora ile birlikte ülkücü hareketin 12 Eylül'den 1990 yılına kadarki seyrini ele alan 'Devlet, Ocak, Dergâh' kitabını yazmıştı. İkilinin, MHP'nin 90'lardan bugüne kadarki yüzünü anlatan kitabı ise sonbaharda İletişim'den çıkacak.