MHP'den AB'ye: Adım Hıdır elimden gelen budur

  • Kıbrıs konusunda AB'nin hiçbir söz hakkı yok. AB iyi niyetli değil. Kıbrıs'tan vazgeçerek AB'ye girmemiz mümkün değil.
  • TCK'nın 312. maddesini kaldıralım da sokaklar sınıf, ırk, mezhep, din ve bölge farklılığını tahrik edenlerle mi dolsun?
  • AB herkese kendi dilinde eğitim ve televizyon hakkı istiyor. O zaman Türkiye bölünür. Bunu kabul etmemiz olanaksız.
  • Türkiye farklı kimliklere kültürel hakların tanınması konusunda henüz hazır değil. Avrupa'nın bizi anlaması gerekli.
  • Biz AB'ye girmek için yapabileceğimiz yasal değişikliklerin hepsini yaptık.
    Adım Hıdır, elimden gelen budur.
  • AB, Türkiye'den PKK'nın istedikleriyle aynı şeyleri istedi. AB'ye girmek için
    acelemiz yok. Zaten AB'nin de acelesi yok.
  • Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

    NEDEN? Şevket Bülent Yahnici
    MHP son zamanlarda Avrupa Birliği ve Kıbrıs konusunda sertliğini artırmaya başladı. MHP lideri Devlet Bahçeli, Kıbrıs konusunda hükümetin politikalarını eleştirenleri, Rum basınıyla aynı paralelde olan 'çarpık kafalılar' olarak değerlendirdi. Avrupa Birliği'nin yeni yayımlanan Türkiye İzleme Raporu'nu 'objektif' bulanları eleştirdi. Objektif bulanlar arasında Cumhurbaşkanı ve MHP'nin hükümet ortağı Mesut Yılmaz da bulunuyordu.
    Türkiye, Avrupa Birliği ve Kıbrıs konusunda hepimizin yaşamını etkileyecek 'hayati' bir yol ayrımına gelirken, hükümet ortaklarından birinin ne düşündüğünü anlayabilmek için MHP'nin ağır toplarından Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici ile görüştük. Şevket Bülent Yahnici, hükümetin ortağı olan MHP'nin Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren konularda ne düşündüğü üzerine önemli ipuçları verdi, net açıklamalar yaptı.
    ***
    Parti başkanınız Devlet Bahçeli, Kıbrıs konusunda hükümetin politikalarını eleştirenleri Rum basınıyla aynı paralelde olan 'çarpık kafalılar' olarak niteledi. Sizin gibi düşünmeyen herkesin hain olduğuna gerçekten inanıyor musunuz?
    Hayır. Çarpık kafalılık ayrı, hainlik ayrı.
    Peki birilerinin de, MHP yöneticilerini, Türkiye'nin Avrupa'yla bütünleşmesini, zenginleşmesini, özgürleşmesini, güçlenmesini önlemek için 'özel olarak görevlendirilmiş birileri' olmakla suçlayabileceği hiç aklınıza geliyor mu?
    Biz inandıklarımızı söylüyoruz. İnandıklarımızın gereğini yapıyoruz.
    Hiçbir hamasi sözcük kullanmadan Kıbrıs politikanızı anlatabilir misiniz? MHP, Türkiye'nin çıkarlarını hangi politikada görüyor?
    Kıbrıs, Birleşmiş Milletler'in sorunudur. AB'nin Kıbrıs'ta kendi başına bir çözüm üretme hakkı yoktur. Uluslararası hukuk açısından, 'Kıbrıs'ı tek başına AB'ye alıyorum' deme veya Kıbrıs'ın tek başına 'AB'ye giriyorum' deme hakkı yoktur. Garantör üç devlet sıfatıyla, Türkiye, İngiltere ve Yunanistan Kıbrıs'ın katılacağı uluslararası birlikleri veto edebilir. Ama Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki hukuki haklılığını göz ardı ediyor. Ayrıca bizim Kıbrıs dışında da AB ile problemlerimiz var.
    Nedir onlar?
    Bir, idam konusu. iki, insan hakları ve düşünce özgürlüğü konusu. Üç, azınlık hakları diye ifade ettikleri azınlık TV ve azınlık eğitimi konusu. Türkiye Anayasa değişikliğiyle, savaş ve terör suçları dışında idamı kaldırdı. Ama AB, "Türkiye idamı kaldırmadı" diyor.
    Avrupa Birliği, her aday üyeden Avrupa hukukuna uymasını istiyor. "Sen üye olacaksın diye ben kurallarımı, hukukumu değiştirmeyeceğim. Hukukunu sen değiştireceksin" diyor. Siz ise daima Türkiye'nin özel şartları var diyorsunuz. Düşünce özgürlükleri konusundaki itirazınız nedir sizin? İnsanların bu ülkede fikirlerini serbestçe, açıkça söylemesinin, örgütlenmesinin bu ülkeyi batıracağına, böleceğin, parçalayacağına mı inanıyorsunuz gerçekten?
    Hayır. Türkiye'de daha fazla insan hakkı olsun, düşünce hürriyeti daha iyi bir noktaya gelsin diye Anayasa değişikliklerini yapan parlamentonun ve hükümetin üyesiyiz biz. Türkiye'de herkes kendi diliyle konuşuyor. Ama AB için bu kâfi değil. Eğitim veya televizyon yayını hakkı da istiyor. Türkiye şu anda eğitim ve televizyon hakkını veremez. Bu olmaz. Ben 312'nci maddeyi inceledim. Fransa'nın basın özgürlü yasasının 'Suç ve kabahate tahrik' başlıklı 23 ve 24'üncü maddeleri Türk Ceza Kanunu'nun 312'nci maddesinden daha ağırını söylüyor. Niye Fransa'dan bu yasa maddesini değiştirmesi, daha fazla insan hakkı ve düşünce hürriyeti tanıması istenmiyor?
    Bana Fransa'daki yasanın nasıl yorumlandığını ve uygulandığını da söyleyebilir misiniz? Fransa'da düşüncelerinden ötürü hapiste yatan ya da hakkında dava açılmış olan bir gazeteci ya da yazar var mı?
    Onu da incelerim. Efendim suç işlemeyeceksiniz, halkı tahrik etmeyeceksiniz, bu kadar açık. '312'nci maddeyi kaldıralım ve AB'ye girelim' deniyor. 312'yi kaldıralım, sokaklar sınıf, ırk, mezhep, din, bölge farklılığını tahrik edenlerle dolsun, herkes istediği gibi yürüsün, yeşil cübbe giysin, şeriat istiyoruz desin, öyle mi. Çarpık kafalılar niye bunlara tahammül ediyorlar? Almanya, İtalya, İspanya ve Yunanistan'ın ceza kanunlarında da 312'nin muadili maddeler var. Bir tek Türkiye mi günah keçisi Avrupa Birliği'nde?
    Yunanistan son yıllarda hızla değişiyor. Türkler eğitim haklarını almaya başladılar, parlamentosuna bugün Türkler giriyor.
    İskeçe'den, Gümülcine'den üç tane Türk giriyor. Benim 550 milletvekilli parlamentomda ise 250 Kürt var. Yapmayın Allah aşkına. Ben parlamentoda 250 tane Doğu ve Güneydoğu kökenli insanla oturuyorum. Türkiye'de cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar Kürt. Ne isteniyor Türkiye'den? Bugüne kadarki dokuz cumhurbaşkanından yarısından fazlası Kürt asıllı.
    Lozan Anlaşması'na göre, bu ülkede Kürtler azınlık değil ki. Kopenhag Kriterleri, bireysel hak ve özgürlükler temelinde farklı kimliklere eğitim ve yayın gibi kültürel hakların tanınmasını istiyor.
    Bunlar Türkiye için yanlış. Hem Türkiye'de insan hakları kısıtlaması özel olarak Kürde karşı yok, herkese karşı var. Biz işkence yapılmasın diye TCK'nin 243'üncü maddesini genişlettik. Meclis Adalet Komisyonu'na Emniyet Genel Müdürü geldi, '243'ten mahkûm olmuş Emniyetçilerimi affedin' dedi. Hâlâ bunları yaşıyoruz. Türkiye'de işkence olmaz mı, var. Türkiye AB'nin bütün kriterlerini yerine getirse, biz gene işkence yaparız, işkence kriterinden yatarız. Ruhumuza işlemiş.
    Devlet Bahçeli, Avrupa'yı zigzaklar yapmakla, ikiyüzlü olmakla suçladı. Avrupa Birliği'ne girmememizi mi öneriyorsunuz? Yoksa ikiyüzlü bulduğunuz bir yapılanmaya üye olmanın da avantajları olduğunu mu düşünüyorsunuz?
    Türkiye'nin bundan avantajı da vardır. Türkiye AB'ye girmelidir, girecektir. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu yönde karar almıştır. Bu noktadan dönüş yoktur. Şu anda AB'ye girmeyelim diyen hiçbir siyasi parti de yok. Kaldı ki, AB'nin Katılım Ortaklığı Belgesi'yle Türkiye'den istediklerine, başta biz isyan ettik. PKK'nın da aynı şeyleri istediğini söyledik. Hem AB'ye girmek için acelemiz de yok zaten. Şunu bilmek gerek AB'nin de acelesi yok.
    O zaman sizin politikanız, AB'de Türkiye'nin üyeliğini istemeyenlerin politikasıyla çok denk düşüyor.
    Hayır efendim. Bütün istediklerini yapsak da AB bizi hemen alacak mı?
    Avrupa'nın kriterlerini yerine getirip sonra bizi alıp almadığını görmek daha akıllıca olmaz mı?
    Yerine getirecek gücün varsa getirirsin. Türkiye ekonomik manada da AB'ye hazır değil. Ben AB olsam Türkiye'yi bu ekonomik kriterlerle almam içime. Zaten AB'nin 2007 programında Romanya ve Bulgaristan var ama Türkiye yok. Türkiye AB'nin 2006'da hazırlanacak altı yıllık ekonomik programında bulunmuyor. Türkiye'nin 2012'ye kadar esamisi okunmuyor.
    Siyasi kriterlere baksaydınız Türkiye'yi AB'ye alır mıydınız peki?
    Siyasi kriterleri tartışırız. AB Genel Sekreteri Volkan Vural'a, 'Niye biz siyasi kriterler konusunda yapamayacaklarımızı Ulusal Program'ımızda AB'ye anlatmıyoruz' dedim. Vural, 'Yapamayacaklarımız onların problemi değil, bizim problemimiz. Yapamayacağım diye bir şey kabul etmiyor onlar' dedi. Etmiyorlar da, kriterler yönünden benden daha kötü olan, uyuşturucu, silah ticaretinin merkezi sayılan, karaparanın aklandığı, terör örgütü üyelerine pasaportların verildiği Kıbrıs'ı içine alıyor. Kıbrıs, AB'nin kriterlerine daha mı çok uyuyor?
    Sizinle geçen yıl yaptığımız konuşmamızda Türkiye'de de uyuşturucunun polis eskortunda doğudan batıya gittiğini ve Türkiye'nin de bu işin içinde olduğunu söylemiştiniz. Ama AB Türkiye'yi üye olması için adaylığa kabul etti. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
    Devletin içinden bazı kişilerin bu işe katıldığı bir vakıa ama Türkiye resmi iradesiyle uyuşturucu işinin içinde değil. Zaten devletin içinden bazıları bu işe katılmasaydı, bu işler olmazdı. Karapara ise Kıbrıs'ın devlet politikası. Karaparanın aklanması neticesinde Kıbrıs'ta fert başına milli gelir 17 bin dolara çıktı. Ayrıca AB konusunda 'egemenlik' meselesi de bizim için problem. Yarın 'Anayasa'nın 6'ncı maddesini değiştir, egemenliğini Avrupa Parlamentosu'na, hukukuna devret, hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir lafını Meclis'inin duvarından sil' dediği zaman ne yapacağız? Bunu hiç düşünmedik. AB ülkeleri de düşünmediler. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir konusunun tartışılacağı gün de gelecek.
    Türkiye'de hâkimiyet gerçekten kayıtsız şartsız milletin mi bugünkü tabloya baktığınızda?
    O ayrı bir şey. Şu anda Türkiye'de temsili bir demokrasi işliyor.
    Avrupa Parlamentosu'nu halk seçmiyor mu? AB'ye girildiğinde temsili demokrasi sona mı erecek, mutlakiyet rejimi mi gelecek?
    Hayır ne ilgisi var. Türkiye'de doğrudan demokrasi değil de temsili sistem işliyor. Bunu anlatmak istiyorum ben.
    Bahçeli'nin de sözlerine bakıldığında MHP'nin yabancılara pek güvenmediği görülüyor. Ama üyesi olduğunuz hükümet bir yandan da yabancılardan sürekli para istiyor. Niye güvenmediğiniz insanlardan sürekli para istiyorsunuz?
    Güvenmemek nereden çıktı, öyle bir şey yok.
    'Çifte standart', 'ikiyüzlü' suçlamaları size ait değil mi? Siz hükümet üyesi olarak sürekli yabancılardan kuşkulanırken yabancılar niye size para versin? Politikanızda bir çelişki yok mu?
    Paranın milliyeti olmaz. Para kuşkuya göre sirküle etmez.
    Sizin için insan haklarının, özgürlüklerin, demokrasinin milliyeti var ama paranın milliyeti yok. Bu da bir çelişki değil mi?
    Hayır efendim hiçbirinin milliyeti yok. Hepsinde belli standartlar var. İnsan haklarının belli bir standardı var.
    İşte Kopenhag Kriterleri tam da bu aslında. Türkiye neden bu standartlarda hep geride?
    Canım Kopenhag Kriterleri bütün ülkelere söyleniyor iyi de, AB'ye üyelikte Türkiye'nin önüne alınan ülkelerin hepsi uydu mu bu kriterlere?
    Peki milli egemenlik önemliyse, önce bir ülkenin parasının egemen olması gerekir değil mi?
    Bu, dünyanın en büyük gerçeğidir. Fert başına milli geliri yerlerde sürünen bir ülke olmasaydı, Türkiye'de demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü daha iyi noktada olurdu. Türkiye, bugün fert başına milli gelirde resmi rakamı bile olmayan bir ülke. 2000 ya da 2500 dolar, ne olduğu belirsiz. Türkiye'nin 50 milyar dolar parası soyulmuş, hüplenmiş. Birtakım kurumlar, kuruluşlar, kişiler sizi soyup soğana çevirmiş. Bu hırsızlardan siz hesap soramıyorsunuz. Paranızı geri alamıyorsunuz. Bunlar, bazı müesseselerin başında itibarlı insanlar olarak geziyorlar.
    Sizin partinizin kontrolüne verilen Bayındırlık Bakanlığı'nda da yolsuzluklar yapıldığı iddiaları var. Bakanınız da bu yüzden istifa etti zaten. Şimdi de MHP'nin grup başkanvekili oldu. Parti olarak siz Bayındırlık Bakanlığı'ndaki yolsuzluk konusunda kapsamlı bir araştırma yaptınız mı? Vicdanınız rahat olarak ve ileride aksi ortaya çıkarsa suç ortaklığını da yüklenme riskini göze alarak 'Bayındırlık Bakanlığı'nda hiçbir yolsuzluk yapılmadı' diyebilir misiniz şimdi?
    Hayır hiçbir suç ortaklığını yüklenmem. Sayın bakan cezasını çeker. Şu anda davalar sürüyor. DGM birkaç savcısıyla bu işin üstünde. Bütün ifadeler savcılıkta. Bu işin neticesinde, bakanın şahsen sorumlu olduğunu ortaya çıkaracak herhangi bir belge ve bilginin varlığı Türkiye'de hiçbir şekilde örtülemez, engellenemez. Eğer öyle bir bilgi ortaya çıkarsa, bakanla ilgili gereken yapılır. Benim bildiğim MHP hırsızlığa, vurguna karşıdır. MHP'de Şevket Yahnici olarak benim tavrım budur. Haa bir bürokratı, bir bakanı bir yere getirdiniz. O adam hırsızlık yaptı . Ben herhangi bir hırsıza ne kadar karşıysam ona da o kadar karşı olurum. Hırsıza hırsız demek için biz varız.
    Bahçeli, AB'nin Türkiye Raporu'nu 'objektif' bulduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Sezer'i de suçladı. Suçlama düzeyini biraz abarttığınızı düşünmüyor musunuz?
    Bahçeli'nin sözünde hiçbir kişiye dönük suçlama söz konusu değil.
    İzin verirseniz, konuyu netleştirelim. AB, farklı kimliklerin tanınmasını, onlara kendi dillerinde eğitim ve televizyon yayıncılığı gibi kültürel haklar verilmesini istiyor. Bu, Türkiye'yi böler mi?
    Elbette böler. Şu an için Türkiye bunlara hazır değil. Bunlara uygun bir ortamı yaşayan bir ülke değil. AB için yapabildiğimiz budur. Adım Hıdır, elimden gelen budur. Eğer AB, Türkiye'nin ne kadar zor şartlarda bu işleri yapmakta olduğunu takdir etmeyecekse, bizi anlamayacaksa, Türkiye ile ilgili acımasızlığı sonuna kadar sürdürecekse... AB iyi niyetli değil. Eğer problem, demokratikleşme adına bölünmüş bir ülke olarak, Kıbrıs'ı vererek, Kıbrıs'tan vazgeçerek AB'ye girmekse...
    AB'ye girmezsek daha zengin ve özgür yaşayacağımıza inanıyor musunuz?
    Hayır. Türkiye AB'ye girmek mecburiyetinde.
    Madem girmek mecburiyetinde, girmek için gerekenleri yapmak mecburiyetinde değil mi? AB herkese aynı kriterleri uyguluyor. Siz ise Türkiye'nin özel şartları var diyorsunuz. Sadece bizim mi özel şartlarımız var? Benim özel şartlarım var diyerek AB'ye girilemeyeceğinin farkındasınız değil mi?
    Bunlar tartışılacak.
    Türkiye'nin vakti var mı?
    Var... Türkiye'nin acele etmesini gerektirecek bir şey yok. Acele etse de AB'de bunun bir karşılığı yok...
    Türkiye'nin kendisi için yapması gerekmiyor mu bütün bunları?
    Tabii, tabii...