Molla Kasım, sansüre karşı ne yapacak

Molla Kasım, sansüre karşı ne yapacak
Molla Kasım, sansüre karşı ne yapacak
Prof.Dr. Nabi Avcı, Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturunca can sıkıcı bir gerçeği masasında buldu: Sansür. Şimdi merak edilen bir dönem 'Molla Kasım' ismiyle mizah yazıları yazan Avcı, sansüre karşı ne yapacak?
Haber: ÖMER ŞAHİN - omer.sahin@radikal.com.tr / Arşivi

Nabi Avcı, birçok sorunla birlikte ‘sansür’ gerçeğini de masasında buldu. Fareler ve İnsanlar ve Yunus Emre’den sonra sıradaki isim Edip Cansever. Ne yapacağı merakla beklenen Avcı, sansür haberlerinin konuşulduğu gün bürokratlarına ezberindeki bir şiiri okudu. O şiir ne Necip Fazıl’dan ne de Mehmet Akif’tendi. Nabi Hoca, devletin sevmediği şairlerden yıllarca hapis, sürgün, sansürü yaşamış Can Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı yapmış babası H. Âli Yücel’e yazdığı şiiri okudu. Bu bir ‘işaret’ olabilir mi? Yıllarca ‘Molla Kasım’ adıyla yazılar kaleme alan Nabi Avcı, Yunus Emre’yi sigaya çeken Molla Kasım gibi, bürokrasiyi hesaba çekebilecek mi?
Prof. Dr. Nabi Avcı, Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturunca öğretmen, öğrenci sorunları kadar can sıkıcı bir gerçeği masasında buldu. Her dönem farklı şekillerde gündeme gelen ‘sansür’. Selefi Ömer Dinçer döneminde John Steinbeck’in dünyaca ünlü ‘Fareler ve İnsanlar’ kitabı, hatta Yunus Emre’nin yüzlerce yıllık şiiri ‘Talim Terbiye’ye takılmıştı. Nabi Hoca’nın göreve başlamasından sonra bürokrasinin boş durmadığı belli oldu. Edip Cansever’in ‘Masa da Masaymış Ha’ isimli şiirinin içinde ‘bira’ geçen dizesinin Lise 4’üncü sınıflarda okutulan ders kitaplarından çıkarıldığını öğrendik. Ömrü kitaplar arasında ‘yazı-çizi’ işiyle geçen Nabi Hoca’nın ‘sansür’den hoşnut kalması beklenemez. Şu ana değin bu konularda herhangi bir açıklamasını duymamış olsak da geçmişten bugüne oluşan Nabi Avcı portresi bunu söyletiyor.
Nabi Hoca, 1980’li yılların sonunda ‘Molla Kasım’ ismiyle mizah yazıları yazıyordu. ‘Molla Kasım’ Yunus Emre’yi hesaba çeken kişi olarak biliniyor. Bakan da herhalde
Nabi Avcı ‘şiir’ ve ‘sansür’e bakışıyla ilgili mutlaka bir açıklama yapacaktır. Ne söyleyeceğini merakla bekliyoruz. Tam da bu konuda, hem de Edip Cansever’in şiirinin sansürlendiği haberlerinin medyaya düştüğü gün yaşanan bir olay Nabi Avcı’nın duruş ve bakışını göstermesi açısından ipucu olabilecek nitelikte.
Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir toplantı yapılıyor. Ömer Dinçer döneminin tartışmalı uygulamalarından olan eski ‘müfettiş’ yeni ‘denetçi’lerin toplantısı. Kanun Hükmünde Kararname ile ‘müfettiş’ kadroları lağvedilerek ‘denetçi, başdenetçi’ yapılmıştı. Toplantıya katılan Nabi Avcı zarif bir mesajla konuşmasına başlıyor. “Maarif müfettişlerim” diyor. Bu, gelişigüzel kullanılan bir ifade değil. Milli Eğitim müfettişlerine 1982 yılına kadar böyle denirdi. Bu sözleri ‘denetçi’ uygulamasını tasvip etmediği şeklinde yorumlanıyor. 

Sansürlü şaire Can Yücel’le Cevap 

Nabi Hoca, o konuşmada bir şey daha yapıyor. ‘Müfettiş’ mesleğinin ne kadar önemli olduğunu anlatırken diline bir şiir takılıyor.
Başbakan R. Tayyip Erdoğan ve hükümet üyeleri çoğunlukla Necip Fazıl’ın, Mehmet Akif’in şiirlerini okur. Nabi Hoca’nın okuduğu dizeler Can Yücel’in ‘Hayatta ben en çok babamı sevdim’ şiirinden. Şair kadar şiire konu olan ‘Baba’ da mesaj yüklü. Sevenlerinin ‘Can Baba’ dediği Can Yücel 12 Mart’ın ardından 15.5 yıl hapis, 4 yıl sürgün cezası almıştı. Devletin, sistemin sevdiği şairlerden değildi. En çok sevdiğini söylediği ‘Baba’sı ise Hasan Âli Yücel. Milli Eğitim denince adı akla gelen ilk isimlerden. Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun süreli Milli Eğitim Bakanlığını yapmış ismi. Siyasi değirmen olarak görülen o koltukta 7.5 yıl oturmuştu.
Nabi Avcı’nın iki kıtasını ezberinden okuduğu bir çocuğun daha sonra bakan olacak ‘maarif müfettişi’ babasına özlemini anlatan şiirin dizeleri şöyle:

Hayatta ben en çok babamı sevdim
kara çalılar gibi yerden bitme bir çocuk
çırpı bacaklarıyla ha düştü ha düşecek
nasıl koşarsa ardından bir devin
o çapkın babamı ben öyle sevdim

bilmezdi ki oturduğumuz semti
geldimi de gidici hep heep acele işi
çağın en güzel maarif müfettişi
atlastan bakardım nereye gitti
öyle öyle ezber ettim gurbeti

sevinçten uçardım hasta oldumu
kırkı geçerse ateş çağırırlar İstanbul ’a
bir helalleşmek ister elbet diğ mi oğluyla
tifoyken başardım bu aşk oyununu
ohh dedim göğsüne gömdüm burnumu

en son teftişine çıkana değin 
koştururken ardından o uçmaktaki 
devin daha başka tür aşklar geniş 
sevdalar için açıldı nefesim, fikrim, 
canevimhayatta ben en çok babamı sevdim

Nabi Hoca, ‘Havuz Sorunu’nu nasıl çözecek?


Milli Eğitim Bakanlığı bu günlerde ‘havuz sorunu’yla da gündemde. Yani, görev verilmeyen, boşta bekleyen bürokratlar. Sayıları az-buz değil. 135 kişi müsteşar yardımcısı, genel müdür, genel müdür yardımcılığı, daire başkanlığı gibi üst düzey görev yapmış. 63 eski il müdürü. Bakanlıkta şeflik ve üstü görev yapmış toplam 785 kişi bu durumda. Bu kişiler iş yapmıyor, görev bekliyor. Maazallah hepsi aynı anda işe gitse oturacak yerleri bile yokmuş. Bakanlığın, ‘atanamayan öğretmen’lerin ardından bir de ‘atanamayan bürokrat’ sorunu olmuş. Nabi Hoca’dan beklenti büyük.