Muhabirin karla savaşı

Bu sayfanın editörü yanıma geldiğinde, eğer iki yaşındaki oğlum Yusuf'u dinleyip hiç evden çıkmasaydım, bir saati tipi altında yürüyerek geçen 11 saaatlik yolculuğu hiç yapmayacağımı düşündüm.
Haber: ADİL KÜÇÜK / Arşivi

İSTANBUL - Bu sayfanın editörü yanıma geldiğinde, eğer iki yaşındaki oğlum Yusuf'u dinleyip hiç evden çıkmasaydım, bir saati tipi altında yürüyerek geçen 11 saaatlik yolculuğu hiç yapmayacağımı düşündüm.
Kartal Soğanlı'dan Bağcılar'a gitmek için 12.30'da evden çıktım. Metroyu ilk kez bu kadar dolu gördüğümü aktarmadan geçemeyeceğim. Bir de Mecidiyeköy'den Halıcıoğlu'na kadar bölgede oturan neredeyse herkesin yürümeyi tercih ettiğini... (Başka şansları da yoktu).
Bayrampaşa'da kilitlenen trafiği, önce yolda kaza olmasına bağladık. Saatler bu arada 18.30'u geçiyordu. Normal günlerde neredeyse her kavşakta ellerinde ceza makbuzlarıyla bekleyen trafik polislerini arıyor gözlerim. Yoklar. Bu arada kar tipiye dönüşmeye başladı.
Saat 19.30: Sabırsızlanan sürücüler inip yola bakıyor. Evi yakın olan yolcular yürüyerek evlerinin yolunu tutuyor.
22.00: Servis aracının öğlen dolu olan deposu çeyreğin altına inmiş. Keşke yanıma biraz yiyecek alsaydım.
22.15: Sözde bu akşam nöbetçiyim! Fakat artık yapabileceğim bir şey kalmadı. Bir karar vermem gerekiyor.
22.30: Araçtan indim. Göz gözü görmüyor. Yollar dondu. Bir dakikada kardan adama döndüm.
23.00: Sürekli telefonum çalıyor. Konuşmakta zorlanıyorum. Yüzüm de dahil uyuşmuşum.
23.30: DMC'deyim. Manyetik kartımı çıkaramıyorum. Hep selamlaştığımız güvenlikteki arkadaştan kapıyı açmasını rica ediyorum. Beni tanıyamıyor.