'Müze kent'in müzesi yok

Tarihi geçmişiyle müze kent görünü-münde olan İstanbul'un kent müzesi, Türkiye'ye özgü nedenlerle 11 yıldır kurulamadı.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Topkapı Sarayı'nın surlarından içeri girince başka bir çağa doğru uzanan zaman tünelindeymiş gibi hissediyor insan kendini. Hele Necdet Sakaoğlu'na göre İstanbul'daki sanayi kuruluşlarından ilki olan, imparatorluktan Cumhuriyet'e kesintisiz bir tarih tanıklığı yapan Darphane'nin 17 bin metrekarelik alana yayılmış binalarının arasında gezinirken hangi yüzyılda olduğunuza ilişkin belirgin kuşkular oluşuyor kafanızda.
Yeni yıla birkaç gün kala bir kez daha gittiğimiz Darphane-i Amire de yine aynı duygulara kuşanmıştı. Buz kesen bir İstanbul akşamında tarihi Darphane binalarının yolunu tutmamızın nedeni Tarih Vakfı'nın yeni yılı 'Tarih Dostları'yla birlikte karşılamak için vereceği yemekti. Daha birkaç ay önce yine aynı mekânda bir kokteylle kutlanmıştı vakfın kuruluşunun 15. yıldönümü. İki gecede de gösterilen belgesellerde, Tarih Vakfı Başkanı Halim Bulutoğlu'nun konuşmalarında bugüne birbirinden önemli 55 proje, 40 sergi, dokuz kongre, 78 konferans ve söyleşi, 43 sempozyum, 32 atölye çalışması, 25 panel gerçekleştirildiği; 153 sayı Toplumsal Tarih dergisi, 56 sayı İstanbul dergisi, 400'ü aşkın kitap ve iki ansiklopedi yayımlandığı anlatılıyor, ardından söz dönüp dolaşıp bir türlü kurulamayan İstanbul Müzesi'ne geliyordu.
Tam 11 yıllık bir öyküsü vardı bu çabanın ve kendisi 'doğal müze' olan İstanbul bir türlü 'kent müzesi'ne sahip olamıyordu. Başkan Halim Bulutoğlu Tarih Vakfı'nın müzeye ilişkin tasarımını anlatırken en çok dinamizmin üzerinde duruyordu.
Kentin geçirdiği evreleri gösterir
"Birçok yönü var kent müzesinin. Kentin tarihten bugüne gelişimini anlatan bir yapı. Gerek yurtiçinden, gerek yurtdışından kente gelen insanların bu kent nasıl oluşmuş, hangi aşamalardan geçmiş, hangi tarihi evreleri yaşamış, hangi kültürleri taşımış, bütün bunları kesitler halinde ve belli bir kronoloji içinde görebileceği bir müze. Ama biz kuruluşundan itibaren kentlinin katıldığı bir müze yaratmak istiyoruz. Statik değil, sürekli üreten, yenilenen bir müze tasarımımız var. Örneğin bir yemek kültürü, şehrin en önemli kültürel noktalarından bir tanesidir. O kültürü eğer o müzeye taşıyacaksanız, şehirde yaşayanlar ne tür ritüellere sahiptirler diye geçmişte donmuş kalmış sahneler anlatmak değil, bugün nedir, yarın ne olacaktır diye pratiğini de o çalışmanın içine sokmak lazım."
Darphane-i Amire'nin toplam 10 bin metrekarelik 11 binası 1995 yılında Tarih Vakfı'na 49 yıllığına verilir. Kültür ve Maliye bakanlıklarının onayıyla Hazine'nin tahsisi tapuya da kaydedilir. Vakfa iki amaçla verilmiştir bina. Birincisi HABİTAT'ın sergisini açmak, ikincisi de İstanbul Müzesi'ni kurmak.
"Aldığımız yıl 3.5 milyon dolarlık bir kaynak bulduk. 10 ay gibi kısa sürede 28 yıldır çöplük haline gelmiş olan ve çok önemli bir endüstriyel mirası barındırıyorken içindeki darp makinelerinin hurdacılara satıldığı bir noktada kalanları kurtardık. Geçici restorasyonunu yaptık. Ama bu arada Kültür Bakanı değişti. Yeni gelen bakan da yeni bir Koruma Kurulu atadı. Yeni kurul, siz efendim bunları yaparken bizden izin almadınız, diyor. Sonra da bir karar veriyor 1996 yılında: 'Sur-i Sultani diye nitelendirilen sarayın surları içindeki alanlarda kültürel amaçla da olsa bir yapıya fonksiyon vermek sadece Kültür Bakanlığı'nın yetkisindedir. Burada bir sivil toplum kuruluşu olarak Tarih Vakfı'nın müze kurması mümkün değildir.' Aslında bu Koruma Kurulu'nun vereceği bir karar değil."
Bu karar üzerine Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurur Tarih Vakfı. Talepleri reddedilir. Danıştay'a başvururlar, o da Tarih Vakfı'nın aleyhine onaylar kararı. Sonra da bu karara dayanarak Maliye, vakfın Darphane binalarından çıkarılması için dava açar. Tapuya da yazılı olan 49 yıllık tahsisin kaldırılmasını ister. Mahkeme de bu talebi kabul eder ve vakfın binalardan çıkarılmasına karar verir. Ancak Yargıtay bu kararı bozar ve sonunda vakıf binalardan çıkarılmaz.
Şimdi iki karar var. Danıştay'ınki Tarih Vakfı'nın aleyhine "Siz burada müze kuramazsınız" diyor. Yargıtay'ınki ise lehine "Siz bu binadan çıkmazsınız".
"İki arada kaldık. Bizim orayı açık tutup korumaktan başka yapabileceğimiz bir şey yoktu. Çünkü binaları restore etmek için proje vermek gerekiyor. Ne için vereceksiniz, İstanbul Müzesi için. Başka bir amaçla kullanamazsınız. Başvursak, Koruma Kurulu 'Sen İstanbul Müzesi yapamazsın' diyor. Dolayısıyla binaları restore etme olanağımız elimizden alınmış. Çökme tehlikesi olan binalar için proje verdik yanıt alamadık."
Bütün olanaksızlıklara karşın Darphane binalarında 11 yılda 600'e yakın etkinlik gerçekleştirmiş Tarih Vakfı. Bulutoğlu'nun saptamasına göre son 10 yıl içinde vakfın yaptığı etkinliklere gelen ziyaretçi sayısı aynı dönemde Arkeoloji Müzesi'ne gelen ziyaretçilerle aynı.
Ancak İstanbul Müzesi fikrinin peşini bırakmamış Tarih Vakfı. Yargı süreçleri tamamlandıktan sonra Kültür Bakanlığı ile yeniden bir araya gelinir sorunun çözümü için. Sonunda Kasım 2005'te bir ortaklık anlaşması imzalanır. Yani Tarih Vakfı'nın kuracağı İstanbul Müzesi'ni İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Kültür Bakanlığı destekleyecektir. Bu anlaşmadaki amaç müzenin yolunu açmaktır. Vakıf bu anlaşmayla tekrar başvurur Koruma Kurulu'na ancak olumsuz yanıt alır. İmzalanan anlaşmanın da bir anlamı kalmaz. Yeniden tartışmalı bir süreç başlar.
Sonunda Kültür Bakanlığı ile bir araya gelinerek bir formül bulunur. Buna göre İstanbul Müzesi Darphane binalarında kurulacaktır. Bunun ortakları Kültür Bakanlığı, Büyükşehir Belediyesi, Tarih Vakfı ve İstanbul Valiliği olacaktır. Bunlar karşılığında da Tarih Vakfı sırf İstanbul Müzesi'nin yolunu açmak için tapuya da kaydedilmiş olan 49 yıllık intifa hakkını Kültür Bakanlığı'na devretmeyi kabul eder. Bunun karşılığında da uzun vadeli bir ortaklık anlaşması imzalanacaktır. Bulunan modelden de umutludur Bulutoğlu:
"Ortaklığı bir anonim şirkette düşündük. Kültür Bakanlığı müzenin sahibi olacak. Ama müzenin işletilmesi, özellikle müzeye dinamizm katacak olan geçici sergilerin açılmasını, sivil toplumun katılımını da bu şirket düzenleyecek. Aslında bu model bugün pek çok yerel yönetimin ve devlet kuruluşunun tıkandığı noktalara da çözüm olacak."
Eminönü Belediyesi: Boşaltın
Kültür Bakanlığı'yla çözüm konusunda anlaşılmışken birkaç gün önce Eminönü Belediyesi'nin zabıtaları bir karar tebliğ ederler Tarih Vakfı'na. Gelinen noktayla yapılan tebligat arasındaki farklılık Tarih Vakfı Başkanı Bulutoğlu'nu şaşırtır:
"Bir yandan bakanlıkla görüşüyoruz, diğer yandan Kültür Bakanlığı Anıtlar Müdürlüğü bize belediye aracılığıyla 'Binaların yıkılma tehlikesi var, üç gün içinde boşaltın' diye tebligat yapıyor. 'Ne oluyoruz' dedik. Görüşmeler sonucu sorunları çözdüğünüzü sandığınız noktada yeniden başa dönüyorsunuz. Bu ülkede sivil toplum kuruluşlarının, gönüllü kuruluşların ne kadar büyük zorluklarla baş başa kaldığının bir göstergesi bu."
İşte tam 11 yıldır süren 'İstanbul Müzesi nasıl yapılmaz' yolculuğunun köşe taşları bunlar. İmparatorluklar başkenti, doğunun en batı, batının en doğu geçiş kenti, uygarlıklar zengini İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçildi ama hâlâ 'kent müzesi' olmayan bir 'müze kent'.
Pek moda ya, ilginç haberleri 'yurdum insanı' diye bir başlık altına toplayıp vermek. Aynısını başka alanda da yapmak gerekiyor herhalde. İstanbul Müzesi'nin nasıl yapılamadığının öyküsünü de başka bir başlık altında verebiliriz herhalde: 'Yurdum devleti!'