Ne eksen kaydı, ne Türkiye uçtu

2009'da Türk diplomasisi yoğun mesaideydi. Yıla İsrail'in Gazze'yi yerle yeksan ettiği saldırıyla başlanırken, Başbakan Erdoğan'ın Davos'ta Peres'e çıkışı tüm dünyada yankı buldu. İsrail'le ilişkiler ise tepetaklak gitti. Yıla damgasını vuran Davutoğlu'nun dışişleri koltuğuna oturması ve izlediği proaktif dış politika oldu. 'Komşularla sıfır sorun' politikası kimi çevrelerde 'Türkiye'nin ekseni kaydı' ve hatta 'yeni Osmanlılık iddialarına' yol açtı



DENİZ ZEYREK


ANKARA - Türk dış politikası bir yılını BM Güvenlik Konseyi üyeliği, Ermenistan açılımı, ‘eksen kayması’ tartışmalarıyla geride bıraktı. 2009’un en önemli gelişmelerinden biri 1 Mayıs’ta Başbakan’ın dış politika Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturması oldu. Görevi selefi Ali Babacan’dan devralır almaz görülmemiş yoğunlukta bir mesai başlatan Davutoğlu, İsrail’e yönelik pazarlıksız sert tutumu, İslam âlemindeki ‘etkinlik’ arayışları, Afganistan, Kafkaslar ve Balkanlardaki aktif tavrıyla ciddi bir ‘eksen kayması’ tartışması başlattı. Davutoğlu, ilk ziyaretlerini KKTC ve Azerbaycan’a yaparak statükoya kısmen bağlı kalacağı mesajını verip, Avrupa’yı ‘su yolu’ etse de bu tartışmalar kesilmedi. Davutoğlu’nun Ortadoğu coğrafyasında verdiği mesajlar, ‘Türkiye yeni Osmanlılık arayışında’ söylentisine önayak oldu. Gelişmelerin ‘komşularla sıfır sorun stratejisi’nin sonucu olduğu söylense de yorumlar bitmedi. Davutoğlu liderleriyle görüştüğü muhalefet partilerinde kendisiyle ilgili önyargılar da yıkamadı.

Zorlu barış mesaisi
Davutoğlu’nun göreve gelmesiyle en dikkat çekici gelişmeler Türkiye’nin yakın çevresindeki ‘arabuluculuk’ faaliyetleri oldu. 2000’lerde başlatılan Afganistan-Pakistan arabuluculuğu canlandırılırken, İsrail ile Suriye arasındaki çaba Davos krizi nedeniyle başka bahara kaldı. Lübnan’daki hükümet krizinde de arabuluculuk yapan Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de desteğiyle Suriye ve Suudi Arabistan’ı da barıştırmaya çalıştı. Suriye lideri Beşar Esad, Gül’ün girişimleriyle Riyad’ı ziyaret etti. Davutoğlu’nun sonuçsuz kalan bir başka aracılık çabası danışmanlığı döneminde başlattığı Hamas-El Fetih barıştırma girişimiydi. Bu girişimlerde bazı ilerlemeler sağlayan Türk diplomasisinin son sıcak arabuluculuğu Sırbistan ile Bosna Hersek arasında. Bosna Hersek’teki özerk Sırp cumhuriyetinin ayrılık çanları çalması nedeniyle harekete geçen Türkiye, Sırbistan’ı ikna ederek Bosna Hersek’te yaklaşan gerilimi engellemeye çalışıyor. Ancak Belgrad, Kosova’yı ilk tanıyan ülkelerden olduğu için Türkiye’ye mesafeli yaklaşıyor.

AB ile ağır aksak
Türkiye’nin yarım asırlık Avrupa macerası 2009’da da bizi şaşırtmadı. Hükümetin komşularla ilişkileri rayına oturtma çabası, ‘Doğu’ya ilgisi’, Avrupalıların kendi sorunlarıyla baş etme çabaları, Türkiye-AB ilişkilerinde bir arpa boyu yol alınmasını sağladı. Türkiye Çek dönem başkanlığında ‘Vergilendirme’, İsveç dönem başkanlığında ‘Çevre’ başlıklarını açabildi. Böylece 2009 sonu itibarıyla açılan başlık sayısı 12, açılıp kapanan başlık sayısı 1’de kaldı. Egemen Bağış’ın Başmüzakereci olması, logosu değiştirilen AB Genel Sek-reterliği’nin daha dinamik yapılandırılması, yılın ikinci yarısında hareket getirse de Kıbrıs Rum Kesimi’ne Türkiye’deki limanların açılmamış olması, Türkiye’nin üyelik sürecindeki kritik eşiğin aşılmasını engelledi.
Almanya ve Fransa, Türkiye karşıtı tavrını seçim sandığının desteği ile zirveye çıkardı. Gümrük Birliği Ek Protokolü sorunu, Fransa ve Rum Kesimi’nin vetosu nedeniyle 18 başlığın açılmasını imkânsız kıldı. AB Genel İşler Konseyi’nin aralık zirvesi de Rum Kesimi’nin ayak diremesi nedeniyle Türkiye aleyhine sonuçlandı. Egemen Bağış, zirve kararını değerlendirirken, “Bir ülkenin ufuksuzluğunun da GİK sonuçlarına yansıdı” dedi.

Yılın tortusu
Korsanla mücadele: Aden Körfezi’nde korsanlık artınca BM müdahale kararı aldı. Türkiye oluşturulan çok uluslu güce savaş gemileriyle katıldı ve Aden Körfezi’nden geçen ticari gemileri koruma görevi üstlendi.
Rasmussen olayı: Türkiye, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne karikatür krizinden ötürü karşı çıktı. Ancak, ABD devreye girince Türkiye Rasmussen’in göreve getirilmesine onay vermek zorunda kaldı. Ankara bunun karşılığında birçok taviz elde edildiğini iddia etse de gündeme gelen genel sekreter yardımcılığı görevi dışında ‘taviz’ koparılamadı.
Çevreci adım: 13 Mayıs günü Türkiye de Kyoto Protokolü’ne katıldı.
BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği: 2009’a damga vuran en önemli olaylardan biri Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesi oldu.
Avrupa’ya vizesiz seyahat: Türk vatandaşlarının AB üyesi ülkelerinde iş kurmasına olanak tanıyan Ankara Anlaşması çerçevesinde yapılan başvurulardan ilk kez olumlu sonuç alındı ve İstanbul’dan başvuruda bulunan Güler Kaşmaz adlı vatandaşa, bir yıl Britanya’da oturma ve çalışma izni verildi.
Avrupa’yı işkenceyle suçlamak: Yıllarca Avrupa’dan insan hakları alanında eleştiri alan Türkiye, ağustota Jamioulx hapishanesinde Mikail Tekin isimli Türk vatandaşının ölümüyle ilgili Belçika’ya nota verdi.

Ne İran’dan geçerim ne ABD’den
Türkiye-İran ilişkileri AKP hükümeti döneminde hep canlı oldu. Başta enerji ve ticaret alanında olmak üzere ses getirecek anlaşma metinleri hazırlayan iki ülke, ABD’nin ve Avrupa’nın baskısı nedeniyle ilişkilerde hedeflenen sonuçları alamadı. 2009’da İran ve Türkiye arasında çok sayıda karşılıklı ziyaret gerçekleşti. İlişkilerin ana gündemini İran’ın nükleer programı oluşturdu. Türkiye, Batı’ya karşı ‘İran’ın barışçıl nükleer enerji elde etme hakkı olduğu’ görüşünü savunurken, İran’a da ‘Batı ile işbirliği yapın’ mesajını verdi. Son olarak Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu aracılığıyla İran’a ürettiği nükleer yakıtın Türkiye’de saklanması, enerji amaçlı nükleer yakıtın ise Rusya gibi ülkelerden tedariki teklif edildi. Türkiye İran yakıtına yedieminlik yapmaya gönüllü olurken, İran çoğu kez olumsuz tutum takındı. Tahran’ın yıl sonunda ‘olabilir’ mesajı üzerine Türkiye-İran ilişkileri yılı Davutoğlu’nun İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki’yi aramasıyla tamamlandı.

Irak’la yakın ama ırak
ABD’de Barack Obama’nın başkanlığa seçilmesiyle ABD ordusunun çekilme takvimi dolayısıyla Türkiye gözünü Irak’tan ayırmadı. Türkiye, Irak’ta Kürtlerin enerji yataklarına ve özellikle Kerkük kentine tek başına sahip olmaması için çaba harcadı. Irak’ın ve ülkedeki siyasi istikrarın yeniden imarı sürecinde aktif rol almaya çalışan Ankara, bir taraftan da ABD ve Irak’ın katılımıyla PKK’ya karşı üçlü mekanizma süreci yürüttü. Ancak Türkiye’nin güvenlik anlaşmasına koymak istediği sıcak takip maddesi niyet olarak kaldı.
Türkiye’nin Irak’tan ağırlamadığı siyasi ve etnik grup lideri kalmadı. Erdoğan bir ayda Irak’a iki ziyaret gerçekleştirdi. Stratejik İşbirliği Konseyi’nin ilk toplantısı İstanbul’da yapıldı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın 30 Ekim’de gittikleri Kürt bölgesindeki Erbil kentine geçmeleri, ilişkilerde yeni başlangıç oldu. Ama Mahmur Kampı’nın boşaltılması, Kandil’deki PKK kampının kapatılmasında somut adım yok.

Ada’da sorun içinde sorun
Kıbrıs’taki görüşmelerden 2009’da da sonuç çıkmadı. Türkiye, AB’nin ‘müzakereleri gözden geçirme’ tehdidini savurmak için yıl sonuna doğru çözüm çabalarını artırsa da, AB üyesi Rum Kesimi’nin ‘tuzu kuru’ tavrı ilerlemeyi önledi. KKTC’de nisandaki seçimlerle iktidara ‘şahin’ kanadı oluşturan UBP lideri Derviş Eroğlu’nun gelmesi ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Nisan 2010’daki seçimlerde koltuğu yitirme ihtimalinden ötürü Ankara’yı panik havası sardı. Başmüzakereci Egemen Bağış, AB’yi “Destek olmazsanız Talat kaybeder” mesajı verdi. Talat-Eroğlu gerilimi Ankara’ya yıl biterken bir hafta içinde ayrı ayrı gelmelerinden de anlaşıldı. Rumlarının açtığı davalarda AİHM’in Türkiye aleyhine kararları ve Rumların Doğu Akdeniz’de petrol arama çabaları gerilime yol açtı.

Gazze saldırısına ‘Bir dakika’ tepkisi bin sorun çıkardı

İsrail’in Gazze saldırısına Davos’ta ‘One Minute’ tepkisini koyan Başbakan Erdoğan kararlı tutumunu sürdürdü. Gazze’ye yardıma geçit vermeye İsrail’in yakınlaşma çabaları yanıtsız bırakıldı

Türk diplomasisinin 2009’daki ilk mesaisi İsrail’in Gazze operasyonuyla ilgiliydi. Türkiye hem Arap ve İslam âleminde İsrail’e karşı cephe oluşturulması için çaba harcadı, hem de AB, BM, ABD gibi kurum ve ülkeleri İsrail’e karşı tavır almaya çağırdı. 13 Ocak’ta Türkiye’ye gelen BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun Ankara’nın ilk üst düzey konuğu oldu. Türkiye’nin Gazze diplomasisi, ocak sonu dünyayı sarsan ünlü ‘Davos krizi’ ile taçlandı.
Başbakan Erdoğan, Davos’ta Ekonomi Formu çerçevesindeki panelde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e “Siz Öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye çıkışıp, kendisini susturmaya çalışan moderatörü ‘one minute’ diye azarlamıştı. Bu gelişme Erdoğan’ı Arap halkının kahramanı yaptı. İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mirzahi’nin tepki gösterirken, Türkiye’yi katliamlarla suçlaması ilişkilere tuz biber oldu. Türkiye İsrail’e tarihinin en sert notasını verirken, İsrail olayı alttan alan yanıtında “Mizrahi’nin kişisel görüşünü söylediği ve İsrail’in duruşunu temsil etmediğini” vurguladı. Türkiye 2009’da iki kez Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı ağırladı. Ama Davos krizinden sonra Ankara’ya gelebilen tek İsrailli siyasi Ticaret Bakanı Ben Eliezer oldu. Gazze için yaklaşık 100 milyon dolar toplayan Türkiye, yardımların ulaştırılmasında çıkardığı zorluklar nedeniyle de İsrail’e yeşil ışık yakmadı.

Anadolu Kartalı, TRT dizisi
Ekimde zaten gergin olan ilişkiler Türkiye’nin İsrail savaş uçaklarını Anadolu Kartalı tatbikatından dışlaması ile tırmandı. Bunun üzerine ABD’nin öncülük ettiği NATO ülkeleri de tatbikata gelmedi. Türkiye de ‘Tatbikatın uluslararası bölümü iptal edildi’ açıklaması yapmak zorunda kaldı. İsrail ile başka bir kriz kaynağı TRT’deki ‘Ayrılık’ dizisi oldu. Solcu yazar Yaşar Seyman’ın kaleme aldığı dizideki ‘Filistinli bebekleri katleden İsrail askerleri’ görüntüsü nedeniyle İsrail Türkiye’ye nota verdi. İlginçtir ki aynı dizi ilerleyen bölümlerinde de Filistinlilerin tepkisini çekti.

Elçiye zeval oldu
İsrail’in Türkiye’de doğup büyümüş Ankara Büyükelçisi Gaby Levy, 4 Kasım’da Karadeniz’deki illeri ziyaret etti. Bu ziyaretler sırasında protesto edilen büyükelçiye domates atıldı.

Obama’nın ‘model ortaklığı’ anlaşılamadı
Türkiye-ABD ilişkileri bu yıl alışılmışın dışında seyretti. ABD Başkanı Obama’nın ilk ziyaretini Türkiye’ye yapması, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı yıl bitmeden Washington’da ağırlaması, TBMM kürsüsünden verdiği mesajlar, Obama yönetiminin Türkiye’yi ‘nereye koyduğu’ konusunda hep soru işaretleri yarattı.
İlişkilerin eksenini, Washington açısından Afganistan-Pakistan, Irak ve Türkiye-Ermenistan ilişkileri oluştururken, Türkiye açısından PKK’nın Irak’tan tasfiyesi belirleyici oldu. ABD şubatta PJAK’ı terör örgütü ilan etti. Martta ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Ankara’ya geldi. Ardından 5 Nisan’da Ankara’ya gelen Obama, Türkiye ile ilişkilerdeki hedefi ‘model ortaklık’ olarak tanımladı ama bu ortaklık biçiminin ne olduğu tam anlaşılamadı. Obama’nın TBMM’de “Atatürk’ün bıraktığı en büyük miras, Türkiye’nin canlı, laik demokrasisidir ve bu meclis de bunun devamını sağlamaktadır” sözlerini, hükümet ve muhalefet de kendi taraflarına çekildi. Obama’nın muhalefet liderleri Deniz Baykal, Devlet Bahçeli ve Ahmet Türk ile görüşmesi de renkli bir ayrıntıydı.

Büyükelçi yiyen ziyaret
ABD Hazinesi’nin PKK’nın üç yöneticisini uyuşturucu kaçakçısı ilan etmesi Türkiye’yi memnun ederken, Türkiye Afganistan’da ABD’yi hayal kırıklığına uğrattı. Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, Erdoğan’ın Washington ziyareti öncesi Obama’nın yeni Afganistan stratejisi çerçevesinde Türkiye’den de ek askeri talebini açıkladı. Beyaz Saray’ın bir başka beklentisi Türkiye’nin İran’a karşı Batılı müttefiklerinin yanında olmasıydı. Obama, Washington’da bu konuları Erdoğan ile baş başa görüşmek istedi. Zorlu isteklerle karşılaşacağını öngören Erdoğan’ın Obama ile görüşmeye Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile girme isteği ise gerçekleşmedi. Davutoğlu, bundan Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy’u sorumlu tutunca Şensoy görevden alındı. Washington’a Müsteşar Yardımcısı Namık Tan atandı.

Erivan’la ilişkiler düzelirken Bakü’yle bozuldu
Yılın en önemli gelişmesi Türkiye ile Ermenistan’ın ilişkileri normalleştirme çabalarıydı. Şubatta dönemin dışişleri Bakanı Ali Babacan, Almanya’da Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan ve Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan ile görüştü ve sorunların ikili planda konuşulduğu bir sürecin başlatıldığı açıklandı. 16 Nisan’da Babacan’ın Erivan ziyareti sonrası sınırın açılma olasılığı gündeme geldi. Obama’nın 24 Nisan açıklamasından bir gün önce Türkiye ile Ermenistan arasında, ilişkilerin normalizasyonu için kapsamlı bir çerçevede mutabık kalındığı ve bir yol haritası belirlendiği duyuruldu. Açıklamaya İsviçre de arabulucu olarak yer aldı. Obama 24 Nisan açıklamasında Ermenilerin ‘Büyük felaket’ anlamında kullandığı ‘Meds Yeghern’ ifadesini kullandı. Türkiye, 1915 olaylarını anlatan bu ifadenin kabul edilemez olduğunu açıkladı.
Normalleşme süreci ağustosun son gününde paraf edilen protokollerle yeni boyut kazandı. ‘Diplomatik İlişkilerin Tesisi Protokolü’ Türkiye’de muhalefetin ve Azerbaycan’ın büyük tepkisini çekti. 10 Ekim’de imza töreninde de tarafların açıklama metinleri nedeniyle kriz çıkarken, sorunu bizzat İsviçre’ye giden ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton çözdü. Protokolleri 14 Ekim’de Bursa’da oynanan Türkiye-Ermenistan maçına Sarkisyan’ın da gelmesi izledi.

Bayrak krizi
Maça FİFA kararı gerekçe gösterilerek Azeri bayrağının alınmaması, bayraklar toplanırken bir polisin Azeri bayrağını üzerine WC yazan bir kutuya atması, Bakü ile kriz çıkardı. Azerbaycan misilleme olarak Bakü’deki Türk şehitliğinde bulunan bayraklarını söktü. Bayraklar yerine çekilse, Davutoğlu, Türkiye için Azeri topraklarının işgalden kurtarılmasının en temel milli meselelerden olduğunu belirtse de soğukluk sürüyor. Bu da protokollerin meclis onayını zora sokan bir ortam yaratıyor.

Derleyen: DENİZ ZEYREK