Nilüfer Göle: AKP incittiği insanları görmüyor

Nilüfer Göle: AKP incittiği insanları görmüyor
Nilüfer Göle: AKP incittiği insanları görmüyor
Sosyolog Nilüfer Göle, AK Parti'nin "algı sınırına dayandığını" ve "incittiği insanları görmediğini" söylüyor.

Hürriyet gazetesinden Arzu Çakır Morin'e bir röportaj veren devlet, iktidar, kamusal alan ve modernite çalışmalarıyla tanınan sosyolog Nilüfer Göle, AK Parti ’nin “algı sınırına dayandığını” ve “incittiği insanları görmediğini” söyledi.

'Ak Parti'nin gücü güçsüzlük haline geldi' başlıklı söyleşiden satır başları şöyle:

- İktidarın otoriterleştiği, sosyal mühendisliğe yöneldiği bir gerçek. AKP , sadece siyasi İslam hareketini değil Türkiye ’yi de reformlarla değişimden geçirdi ve Ortadoğu ’da kâh arzu nesnesi, kâh nefret odağı olmaya başladı. Ekonomik dinamizm, siyasi güvenilirlik, reformlarda süreklilik ve yumuşak kültürel iklim Türkiye modelinin ideallerini tanımlıyor. Biri olmadan diğerleri olmaz. Gezi olayları kültürel iklimin bozulduğunun işaretlerini verdi. 

- ‘Mühendisler ve İdeoloji’ kitabımda sosyal mühendislik üzerine çalışırken, tek aktör patolojisinin demokrasi için önemli bir zihinsel engel teşkil ettiğini saptamıştım. AKP bugün bu sorunu yaşıyor gibi. Gücü güçsüzlük haline geldi. Hizmet anlayışı İslami mühendisliğe, hareket de tek aktör patolojisine dönüşürse bir şeyler oluyor demektir. AKP, Necmettin Erbakan’ın pederşahi liderliğine karşı çıkmış ‘delikanlı İslamcıların’ hareketi olarak kendini göstermiş, eşitler arası liderlik ve dayanışmacı yol arkadaşlığını benimsemişti. Bugün homojen, tek sesli, biat arayışında bir parti görünümde. Biat sadece parti içinde, parti büyükleri arasında değil, parti dışında, gazeteciler, medya patronları, aydınlar nezdinde de aranıyor. 

- Türk toplumunun fertleri bugün kendi farklılıklarını keşfetmek istiyor. Göç veren değil göç alan ülke oldu Türkiye. Sadece sığınmacıları değil, Türkiye’nin yeni fırsatlar yaratılabileceğine inanan, Ortadoğu’dan, diğer ülkelerden gençleri, sanatçıları çeken bir kent mekânı olmaya başladı. Ilımlı İslam değil, ‘ılımlı kültürel iklim’ dediğim bu. Türkiye’nin kültürel avantajlarını unutmamak lazım. AKP, Gezi’yi kendinin dışında ve kendisine karşı olarak algılayarak, bu avantaja inananları karşısına almaya başladı. Kaba, hoyrat bir tavır takındı. Gezi, bu anlamda dönüm noktası. 

- Gezi, Türk modelinin ne olmadığının değil, ne olduğunun en iyi göstergesi. Çünkü Türk modeli demek tüm topluma nüfuz etmiş ‘ılımlı İslam’ değil, farklı seslerin çıkabilmesi, ılımlı bir kültürel iklim yaratabilmek demekti. Ama ne yazık ki AKP kendi algı sınırına dayandı. Kendinin haksızlığa uğradığını düşünüyor, incittiği insanları görmüyor. Hizmetin bile ters tepebileceğini anlamamakta ısrar ediyor. Kentsel dönüşümü abartırsanız, sermayeye teslim ederseniz, yahut ahlâk adına, devlet, polis gözetiminde tutarsanız, vatandaşın özgürlük alanını kısıtlarsınız. Vatandaşın, kentlilerin, orta hallilerin, gençlerin itiraz etmesi demokrasinin gereğidir.

- Gezi hareketini ‘park’ hareketi olarak inceledim. Park çok önemli bir kamusal alan sembolü. Sembolün de ötesinde fiziksel bir mekan, bahçe. Park, ağaçlarıyla aynı zamanda tabiatın korunabildiği, kentin ortasında bir nefes alanı… Kamusal alansa özgürce konuşabileceğimiz, tartışabileceğimiz, fikir teatisinde bulunabileceğimiz, gözaltında kalmadan yaşayabileceğimiz bir serbestlik alanı. Tabii bu bir ideal. Devletin, kanunların, polisin hükmü olmayan kamusal alan olmaz. Fransa’da da kamusal alan çok disipline edilmiş bir alandır. Ama bu özgürlüklerin önüne geçmez. Gezi olayları sonrası AKP hükümetinin ortaya çıkan yüzünde, kamusal düzen, kamusal özgürlüklerin önüne geçti. Çünkü kamu düzeni adına giderek her türlü muhalefete ve farklı yaşamlara karşı tahammülsüzlük, baskı ve şiddet kullanımını da içeren bir biçimde dışa vurulmaya başladı.



'Ak Parti'nin gücü güçsüzlük haline geldi'