Nurcan'ın 'tahliye'si

Polis telsizlerinden 24 Nisan 2001 günü şu anons geçti: "Bir şahıs 155'i aradı.
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - Polis telsizlerinden 24 Nisan 2001 günü şu anons geçti: "Bir şahıs 155'i aradı. Namusunu temizlediğini, teslim olmak istediğini söylüyor. Ekiplerimiz baksın." Eyüp İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı bir ekip, ihbarın yapıldığı İslambey Mahallesi'ne doğru hareket etti. Polisler, beş katlı apartmanın ikinci katına çıktıklarında, kapı açıktı. Evin oturma odasındaki koltukta sigara içen kirli sakallı genç bir adam oturuyordu. Bir adım ötesinde türbanlı bir kadın kanlar içinde, cansız yerde yatıyordu. Yanı başında da 'namlusu' sıcak bir tabanca...
Kadının adı Nurcan Taştan, yaşı 25. Kendisine ölüme götürecek evliliği yedi yıl önce yapmıştı. Aslında kiminle evleneceği çocukluğundan beri belliydi. Kendi ailesinin de mensubu olduğu Erzurumlu Baran aşiretinden bir kişiyle evlendirilecekti. Hezar Razi ile imam nikâhıyla dünya evine girdi. Kapalı, büyük ailelere gelin giden bütün genç kızlar gibi, artık bambaşka bir ailesi, hizmet etmesi gereken yeni akrabaları vardı. Beş katlı apartmanda tamamıyla Razi ailesi oturuyordu. Nurcan da beyaz gelinliği içinde, 18 yaşında bu apartmana getirildi. Bir daire kocası ve kendisi için hazırlandı. Yeni yaşam
alanındaki insanlar, kocasının annesi, babası, kardeşleri ve diğer akrabalarından ibaretti.
Cezaevi günleri
Zaman geçtikçe huzursuzluğu arttı. Kocası yasadışı işler yapıyordu. Evliliğinin üçüncü yılında, kocasının bir uyuşturucu operasyonunda yakalandığı söylendi. Adliye saraylarının koridorlarında elleri kelepçeli yakınlarını birkaç dakika görmek için bekleyenlerden biriydi. Artık kayınvalidesi ve kayınpederine, kocasının bir emanetiydi. Birkaç parça eşyası onların evindeki bir odaya taşındı.
Ayrılık isteğinin cezası
Genç kadın için daha sonra cezaevi günleri başladı. Dört yıl boyunca ayda bir kez Çanakkale Cezaevi'ndeki görüş odasında gördü kocasını. Yıllar geçtikçe evdeki yaşamı dayanmaz hale geldi. Bir gün eşinden ayrılıp ailesinin evine gitmek istediğini söyledi. Aynı zamanda bunun kendisini ölüme götürebileceğini biliyordu.
Kocasının cezaevinden tahliyesine dokuz ay kalmıştı. Tartıştığı aile bireyleri ile konuştuğu birkaç kelime dışında sessizdi. 23 Nisan gecesi kocasının anne ve babasıyla bir kez daha tartıştı. Ertesi gün saat 12.00'de kapı çaldı. Kapıyı kaynanası açtı, evde diğer katlarda oturan akrabalarının çocukları vardı. Kayınbiraderi Muzaffer Razi, elinde silahla içeri girdi. Silahın namlusunu Nurcan'a yöneltti. İki el ateş sesine, evdeki çocukların çığlıkları eklendi. Nurcan, göğsünden ve karnından vuruldu, yere düştü. Katil, silahı can çekişen Nurcan'ın yanına bıraktı. Telefondan 155'i aradı; "Namusumu temizledim. Yengemi öldürdüm" dedi ve adresi verdi.
Muzaffer Razi, ilk ifadesinde, cinayete 'haklı bir mazeret' arıyordu. Nurcan'ın kocasını aldattığını, başka erkeklerle buluştuğunu, telefonla konuştuğunu söyledi.
Hayatında başka erkek yoktu
Kimse Nurcan'ın tek başına dışarı çıktığını görmemişti. Tutucu bir mahalle olan İslambey'de, kocası cezaevindeki bir kadının yalnız gezmesi zaten mümkün değildi. Telefon kayıtları da konuştuğu bir erkeğin olmadığını ortaya koyuyordu.
Muzaffer Razi, 25 Nisan günü Eyüp Adliyesi'ne, polis çelik yeleği giydirilerek getirildi. Cumhuriyet Savcılığı'nda, Emniyet'teki ifadesini değiştirdi.
"Ağabeyimden boşanmak istiyordu.
Uyarılarımı dinlemedi. Israr etti. Beni tahrik etti. Ben de öldürdüm" diye anlattı, cinayet nedenini. Tutuklanmasının ardından polislerin arasında adliye binasından çıkartılırken gözleri ısrarla akrabalarını aradı. Hiç kimse yoktu. Muzaffer Raci, polis otosuyla cezaevine götürülürken, Nurcan'ın cansız bedeni de Adli Tıp Morgu'nda sahipsizdi.