O kimsesizin seveni çoktu

Yedikule Zindanları önünde dün 05.00 sıralarında bir kişi, yerde yatıyordu. Gecenin dondurucu soğuğunda ayakları çıplaktı.
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - Yedikule Zindanları önünde dün 05.00 sıralarında bir kişi, yerde yatıyordu. Gecenin dondurucu soğuğunda ayakları çıplaktı. Polis karakolu sadece 10 metre uzaktaydı. Ekipler geldi, sağlık görevlileri çağrıldı. Yerde yatan adamın donarak öldüğünü belirlediler. Kimliği yoktu, kıyafetinden ve yanındaki şişelerden, 'evsiz bir şarapçı' olduğu belliydi. Polis kayıtlarına kimliği belirsiz bir sokak adamı olarak yazıldı ve sahipsiz bir ceset olarak Adli Tıp Kurumu Morgu'na kaldırıldı.
Oysa onun bir adı vardı: Özkan. 45 yaşındaydı. İzmir doğumluydu. Meslek Lisesi'ni bitirdikten sonra genç bir bekâr olarak İstanbul'a göç etti. Burada bir kadını sevdi. Evlendi. Bir süre oto tamirciliği yaptı. İki çocuğu oldu.
İkinci çocuğu bir yaşındayken, Beyoğlu'nda bir otoparkta çalışıyordu. Ama psikolojik sorunlar yaşayan karısının akıl sağlığını kaybetmesiyle, ailesi parçalandı. 10 yıl önce büyük oğlunun hakaretleri üzerine küçük oğlunu da yanına alarak, bir daha dönmemek üzere başka bir eve taşındı.
Ama yaşadıklarından sonra hayata tutunmayı beceremiyordu. Kısa süre içinde alkolün tuzağına düştü. Akli dengesi yerinde olmayan karısına, oğlunu geri götüremezdi. Oğlunu beş yaşındayken bir yetiştirme yurduna bıraktı. Yedikule Zindanları'nın altında kendisi gibi sokaklarda yaşayan insanlarla tanıştı. Sokakta yaşayan Şaban Saka, Ayhan Topal, Mustafa Takla ile birlikte şarap içip, ekmeklerini paylaşıyorlardı.
Ailesine dönmedi
Argo deyimiyle 'sinyalcilik' yapıyordu. Yani dar sur kapısından geçen araçlara yol gösteriyor, verilen paralarla geçinmeye çalışıyordu. Kazandıkları para ile şarap alıyor, diğer arkadaşları ile karınlarını doyuruyorlardı. Hepsinin kaldığı bir köşe vardı. O da tarihi yarımadayı çevreleyen surların bir köşesine üzerini naylonlar ile örttüğü bir yer yapmıştı. Soğuğa bu küçük yerde direnmeye çalışıyordu. Arkadaşı Şaban Saka kendisine bir baraka yaptığında, içinde kaldığı hurda bir otomobilin kapısını ona açtı. Bir yıl önce bu otomobilin içinde kalmaya başladı.
Bir gün oğlu ve ağabeyi, onu almak için geldi. Ama o kendisine haksızlık yapıldığını düşünüyor ve gururuna onlar ile birlikte gitmeyi yediremiyordu.
Gitmedi.
Her gece şarapçı dostlar, surların altında bir araya geliyordu. Alkol duvarını aştıktan sonra Özkan, hep duruluyordu. Oğlunun yıllar önce kendisine hakaret ettiğini söylerken, gözünde yaşlar akıyordu. Ama yıllar sonra bile bugün astsubay olan oğlunun kendisine ne söylediğini anlatmayacak kadar gururluydu. Sonra yetiştirme yurduna bıraktığı oğlunun fotoğrafını çıkarıp uzun uzun bakıyordu. Oğlu 13 yaşındaydı.
Gün içinde kazandığı paranın bir bölümü ile ekmek ve şarap alıyor, geri kalanını ise şarap aldığı Erciyes Büfe'nin sahibine saklaması için veriyordu. Arkadaşlarına bu parayı oğlu için biriktirdiğini anlatıyor, kendisine bir şey olursa oğluna vermelerini istiyordu. Oğlunu arayabilmek için bir cep telefonu da almıştı. Tek değerli eşyası da, büfe sahibindeydi.
Tek suçu çiçek çalmak
Ama kötü insanlar da vardı. Bir oto tamircisi, evi olan otomobile el koydu. Onu dışarı attı. Bir gece otomobilin camını kırarak tekrar içeri girdi. Birkaç gün sonra kimlikleri, oğlunun fotoğraflarının olduğu cüzdanı ve battaniyesi çalındı. Sürekli sarhoş olduğu için yakındaki sabahçı kahvesine alınmıyorlardı. Oysa kimseye zarar vermemişti. İşlediği tek suç, çiçek çalmaktı. Birgün sarhoşken bir çiçekçiden bir demet çiçek çalmış ve yakalanmıştı. Çiçeği tanıdığı şarapçı bir kadına verecekti. Cebinde oğlunun fotoğrafının yanında bu olayın mahkeme celp kâğıdı duruyordu. Adres kısmında Yedikule Zindanı'nın önündeki otomobil yazıyordu.
Sokak adamı, sokak köpekleriyle dosttu. 'Karabaş' ve 'Artis' ismini verdiği köpekleri hep yanındaydı. İnsanlar onu hep Yedikule Zindanları önünde kedi ve köpeklere yiyecek verirken gördü.
Kış başladığında, camı kırık otomobilin içinde vücudunu tek ısıtan, şaraptı. Alkolün etkisiyle sızıyor, soğuğu hissetmiyordu. Önceki akşam yine surların kuytusunda arkadaşı Ayhan ile içtiler. Ayhan'a, "Oğlumu çok özledim. Yanına gitmek istiyorum. Bana 20 milyon lira ayarlayabilir misin?" dedi. Ayhan,"Biriktiririz be Abi" dedi. Ayhan, surun kuytusunda naylonlar ile üstünü örttüğü köşede sızdı. Özkan ise otomobil evine girdi. Polis karakoluna 10 metre uzaklıktaydı, çevresinde yüzlerce sıcak ev vardı. Ama o dondu. Neden dışarı çıktığını kimse bilmeyecek ama otomobilin önünde donmuş bir halde bulundu. Giysilerinde buzdan bir tabaka oluşmuştu. Tutanaklara kimsesiz olarak geçti. Ama arkadaşları, oğulları, Yedikule esnafı ve Karabaş ile Artis çok üzgündü.



'Beraber ağlardık'
Özkan'ın öldüğünü öğrendiğinde Ayhan Topal (üstte ve solda), geceden kalan üşümüşlüğün etkisiyle titriyordu. Özkan nasıl biriydi sorusuna "Bir parça ekmek bulsun, herkes ile paylaşırdı. Sarhoş olunca ailesi için ağlardı. Beraber ağlardık..." yanıtını verdi. Şaban Saka Özkan'a hurda halindeki otomobilini vermişti.