'Öcalan otoritesini PKK'nın tasfiyesi için kullanırsa vereceği rapor önemli'

'Öcalan otoritesini PKK'nın tasfiyesi için kullanırsa vereceği rapor önemli'
'Öcalan otoritesini PKK'nın tasfiyesi için kullanırsa vereceği rapor önemli'
*Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş'ten Kürt sorunu tespitleri: Barış umudunun gerçeklik kazanma ihtimali çok yüksek. Cumhurbaşkanı'nın mesajları şartları hazırlıyor *PKK silahlı yapısının tasfiyesi, çözümün öncelikli konularından. PKK'nın doğrudan muhataplığı gibi bir pazarlık Türkiye pratiğinde gerçekçi değil

İ

STANBUL - Kürt sorunu konusunda çözüm tartışmaları alevlenirken eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, bugün Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Türkiye Barış Meclisi toplantısında soruna ‘muhataplık’ ve ‘çözüm sürecinde Öcalan’ın yapabileceği katkı konusunda bir konuşmayla yaklaştı. Cevat Öneş’in, üniversitenin konferans salonunda gerçekleştirilen ‘Çözüm İçin Diyalog Konferansı’ndaki konuşmasının tam metni şöyle:
“Barış için çağrı yapan her sesin, atılan her adımın, verilen her desteğin anlam kazandığı bir süreci yaşamaktayız. Bu defa, barış umutlarımızın gerçeklik kazanma ihtimali çok yüksek. Çözüm arayışlarının önündeki, bilinen, görülebilen mayınlara/risklere/engellemelere rağmen, toplumsal barış talebine, siyaset kurumlarının cevap verebilme gayretlerinin yarattığı yeni konjonktürün korunması ve geliştirilmesi hayati derecede önemlidir. Böylesi hassas bir ortamda, Türkiye Barış Meclisi’nin gerçekleştirdiği ‘çözüm için diyalog konferansıı’nın sonuçları ve yapılacak çağrı, ayrıca önemli katkılar sağlayabilecektir.
Kürt sorunu, Kürt meselesi, terör, Güneydoğu sorunu gibi hangi kavramla açıklanırsa açıklansın, Cumhuriyet tarihi boyunca, özellikle 1980’li yıllardan itibaren yaşanılan, ülkemize/insanımıza/tüm değerlerimize, tarif edilemez acılar/kayıplar verdiren bu sorunun çözülebilmesi için kurumsal, örgütlü, bireysel her desteğin, katkının ortaya çıkarılmasının, insanlık borcu olduğu bir zaman tüneli içindeyiz. Bu tünelden birlikte çıkmak ve geleceğe birlikte, el ele yürümek zorundayız.

Neyin çözümünü arıyoruz?
Neyin çözümünün arayışı içindeyiz? Meselemiz sadece siyasi bir olayla, ideolojik bir çatışmayla mı bağlantılı? İktidar ve çıkar çatışmalarının zincirleri kırılamayacak mı? Biraz daha beklenilebilecek, ne kadar daha tahammül gösterilebilecek sosyo-politik bir sorun var karşımızda? Hepsi ve daha fazlasının olduğunu biliyoruz. Vicdanları kemirerek yok eden bir sorunla iç içe yaşama alışkanlığına, artık dur diyebilen bir çözüm arayışına, gerçeklik kazandırılabilmesinin peşinde olmalıyız.
Çocukları öldürülen, ağıtlarıyla, feryatlarıyla, tükenen göz yaşlarıyla, hayatta iken kaybettiğimiz analarımıza, yeni bir dünya verebilmenin arayışı içindeyiz. Kardeşle kardeşi, karşı karşıya getirerek tetik çektirebilen, sistemin/yapıların sonlandırılabilmesinin arayışı içindeyiz. Yoksulluğun, cehaletin, horlanmanın, dışlanmanın, ötekileştirmenin, sevgisizliğin yarattığı, hukuksuz/adaletsiz/acımasız bataklıkların kaldırılabilmesinin arayışı içindeyiz.
Hemen, bir saniye dahi gecikilmeden, silahların susacağı/terk edileceği, mayınsız topraklarımızda, rengârenk çiçekler ve yeşillikler içinde çocuklarımızın oynayarak büyüyecekleri bir rüyayı, gerçeğe dönüştürmek istiyoruz.
Bizleri; çeşitli kavramsal kalıplar içinde, siyasi/ideolojik maskeler altında, çıkar çatışmalarının bin bir çeşit gölge oyunlarıyla meşgul ede gelen bir sürecin, insanlığımızı/vicdanlarımızı/geleceğimizi kemiren sebeplerin ve mekanizmalarının yok edilebilmesinin arayışı içindeyiz. Yaşanılan tarif edilemez acıların, verilen kayıpların dayanılmaz yıkımı içinde, barış rüyalarımızın gerçekliğe dönüşümünün şartlarının oluşturulabileceğine olan inancımız sebebiyle buradayız, birlikteyiz. Barışa, her zamankinden daha yakınız.. Farklı kimlikleriyle, farklı inançlarıyla, farklı kültürleriyle oluşan, yoğrulan zenginliğe ve bütünlüğe sahip Türkiye halkının barış talebi dayatması da, gerçek güvencemiz, gerçek dayanağımızdır.

PKK çözümsüzlüğün sonucu
Meseleyi somuta indirgeyerek, önemli bazı tespitlere işaret edilmesi yararlı olacaktır:
* PKK silahlı hareketi (terörü), Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün bir sonucudur. Kürt sorununun siyasi/hukuki/ekonomik/sosyal/kültürel/tarihi/diplomatik/psikolojik ve stratejik bağlantılarının ortaya çıkardığı ulusal/bölgesel/küresel gelişmeler, PKK silahlı hareketini (terörünü) etkilemiş, şekillendirmiş ve konjonktüre, çıkarların değişimine göre de araçsallaştırmıştır. Ancak bu durum, Kürt sorununun ve PKK’nın, Türkiye’nin temel sorunu olma gerçeğini değiştirmez, bilakis önemine işaret eder. Bu sebeple, çözüm dinamiklerinin merkezinde, etnik/bölgeci/partici çıkarların üzerinde, Türkiye siyaseti ve halkı bulunmaktadır.
* 21.yüzyılın gelişen ve değişen dinamiklerinin Türkiye’ye kazandırabileceği/ kazandırmakta olduğu ‘vizyon’ ve vermek istediği ‘rol’, Türkiye’nin demokratik sistemine/zihniyetine ve kurumsal yapılarına derinlik kazandırılmasını zorunlu kılmaktadır. Söz konusu derinliğin niteliksel şekillenişini ise evrensel değerler, AB kriterleri, temel insan hakları, özgürlükler, hukukun üstünlüğü, adalet, eşit vatandaşlık gibi özümsenmiş/içselleştirilmiş kavramlar belirlemek zorundadır.
* Kürt sorunu, PKK terörü, mezhep/inanç meseleleri, laik/anti-laik çatışmalar, azınlıklar gibi süreklilik kazanan tüm sorunların çözüm arayışlarında, olması gereken yaklaşımın, Türkiye’nin genel demokratikleşme meselesi içinde, bütünün ayrılmaz parçaları olarak bakılabilmesi ve yeniden yapılandırılmasından geçtiğini görebilmeliyiz. Siyasi ve ekonomik istikrarın da, söz konusu gelişim/değişim dinamiğine devamlılık kazandırılmasıyla mümkün olacağını, yaşanmış tecrübeler açıklıkla göstermektedir.
* Türkiye’nin, sınırlarında sıfır sorunlu, barışçı, çok taraflı, stratejik derinliğe sahip olması istenilen dış politikaları ile ülke içi dinamiklerin, demokratikleşme hamlelerini güçlendirici, kurumsallaştırıcı istikamette şekillendirebilmesi arasındaki bağlantı dengesinin kurulabilmesi, sorunların çözüm arayışlarının vazgeçilmez unsurlarındandır.
* Böylesi bir yaklaşım; çözüm arayışı içinde olanları, öncelikle siyasi iktidarı, siyasi partilerimizi, parlamentoyu, üretilmiş kapsamlı bir proje ile uyumlu şekilde, adımlar atılmasını zorunlu kılmaktadır.
* Kapsamlı proje uygulamalarının, konjonktürel gelişmeler, değişken dinamikler de dikkate alınarak, kısa/orta/uzun vadelerin planlanmış zaman süreciyle uyumluluğu ve devamlılığı önemi haizdir. Keza, iktidar tarafından, en geniş katılımla üretilen, kapsamlı çözüm projelerine, yol haritası içinde şeffaflık kazandırılması, kamuoyuyla paylaşılması, sorunla bağlantılı tüm aktörlerin niyet ve davranışlarına açıklık kazandırılabilmesi yönüyle de önemli.
* Zamanın, maddi ve psikolojik şartların, siyasetin maksimum imkan ve kabiliyetlerini dikkate almayan yaklaşımların da, çözümsüzlüğü devam ettireceğinin bilici içinde olunmalıdır.
Yeni anayasanın şartları mevcut
* Çözüm için şekillendirilmeye çalışılan temel yaklaşıma göre; evrensel/çağdaş değerler ile zengin Anadolu kültürümüzün uyumluluğu içinde, yeni bir anayasanın inşası ile başlatılacak gelişim ve değişim dinamiğinin sağlayabileceği toplumsal mutabakat, ülkemizde ihtiyaç duyulan güven ve huzuru gerçekleştirebilecektir. Hiçbir kimliğe ve inanca öncelik ve ayrıcalık getirmeden, hatta isimlendirmelere girilmeden, sadece ‘insani’ değerlerin şekillendirdiği bir anayasanın yeniden yapımının şartları mevcuttur. Bu sürecin başlatılması ve geliştirilmesinde gösterilecek hassasiyet, öncelikle siyaset kurumlarına önemli sorumluluklar yüklemektedir.
* Ülkenin bütünlüğünü, milletin birliğini, bayrağını, resmi dilini, laik/demokratik sisteminin korunmasında tereddüt yaratmayan siyasi aktörlerin mevcudiyeti ve söz konusu temel değerler üzerinde hassasiyeti bilinen Türkiye halkının talepleri dikkate alındığında, çözümün beklenilenden de yakın olabileceğinin söylenilmesi yanıltıcı olmaz.
* Kürt sorununun çözümünün bütüncül bir yaklaşımla ele alınabilmesi için, PKK silahlı yapısının tasfiyesinin kaçınılmazlığı, ortak dil kullanımı, psikolojik şartların olgunlaştırılması, empati/diyalog/şeffaflık/iletişim unsurlarına işlerlik kazandırılması, çözümün öncelikli konularındandır.
Çözüm arayışlarıyla ilgili son gelişmeleri hassasiyetle değerlendirmek durumundayız.
Küresel dinamiklerin, özellikle Obama liderliğinde, başat merkez güç konumunu, yeniden güçlendirerek korumak isteyen ABD’nin, dünyanın yeniden şekillendirilmesi, yapılandırılması arayışları ve çalışmaları içinde, Türkiye’nin kazandığı jeopolitik/jeostratejik ve enerji güvenliği yönünden önemi, PKK ve benzeri hareketlere silahlarını bıraktıran, demokratik süreç içinde çözüm şartlarını geliştiren, yeni bir durumu ortaya çıkarmıştır, hatta dayatmıştır diyebiliriz.
Bahse konu gelişmeler karşısında, Türkiye siyasetinin/siyasetlerinin ve liderliğinin, demokratik sistemin derinliğine kazandırabileceği nitelikler, tayin edici unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Siyasi iktidarın belirleyici, tayin edici iradesinin şekillenişinin yanı sıra, muhalefetin ve tüm aktörlerin gelişmelerle uyumlu olarak yeniden yapılanmaları ve süreci geliştiren politikalar üretimleri ile uygulamaları hayati önemi haizdir.
Mart 2009 mahalli idareler seçimleri sonuçları, Türkiye halkının, bilinçli bir şekilde, demokratik süreç içinde sorunun çözülmesi için AK Parti ile DTP’ye ağır sorumluluklar yüklemiş ve CHP ile MHP’ye de, Türkiye partileri olarak, meseleye yaklaşımlarında yeni değerlendirmeler yapabilmeleri ve çözüm sürecinde potansiyel güçlerini kullanabilmeleri şartlarını ortaya çıkarmıştır.

Cumhurbaşkanı’nın mesajları
PKK’nın koşulsuz ateşkes sürecine girmesi, silahların bırakılması ve PKK’nın tasfiyesi konuları ise demokratikleşme ve demokratik çözümler sürecinin gelişimi ve Türkiye’nin yarınlarının şekillendirilebilmesi için belirleyici unsur olabilmesi yönüyle, öncelikli, kaçınılmaz mesele olarak gündemdedir.
Çözüm için Sayın Cumhurbaşkanı’nın verdiği mesajlar ve yarattığı beklenti çok önemsenmesi gereken bir süreci başlatmıştır. “Tarihi fırsat”, “İyi şeyler olacak”, “Türkiye’nin en önemli konusu”, “Bunu biz kendimiz halledeceğiz”, “Milletimizin birliğini, beraberliğini, çok daha muhafaza edecek şekilde, herkesin kendi yurduna, kendi vatanına aidiyetini, çok daha artıracak şekilde bu işleri halletmek. Bunun da yolu, kendi içimizdeki farklılıklarımızı zenginlik olarak görmekten geçiyor... Bunların tabii ki şiddetle olacak hali yok...” gibi ifadelerinin uygun şartları hazırlamakta olduğunu şimdiden görebiliyoruz. Söz konusu şartların hazırlanmasına ve çözümlere verilecek destekler, siyasi iktidarın adımlarının daha güçlü atılmasına da yol açabilecektir.
Soruna dar çerçeveli güvenlik bakışı içinde yaklaşımın yarattığı yıkıcı sonuçları anlayan ve yeni çözüm paradigmalarını ortaya çıkaran bir zihniyetin gelişmekte oluşunu, olması gereken ciddiyetle değerlendirirken, meseleye partiler üstü, kısa vadeli çıkar hesapları dışında bakılabilmesi için ihtiyaç duyulan ortamların sağlanması çabası içinde olabilmeliyiz.

Eylemlilik durumu, barışa tuzak
PKK’nın şartsız ve süresiz ateşkes kararı alması, mayın döşeyerek saldırılarda bulunma/ ‘intikam’ alma eylemlerinden vazgeçmesi, demokratik gelişim ve değişim dinamiğine uygun olarak silahları bırakması ve meşru/hukuki siyaset içinde olan DTP üzerindeki gölgelerini kaldırması durumunda, demokratikleşme iddialarıyla uyumlu, farklı ve yapıcı bir sürecin ivme kazandırılmasında, önemli bir katkı yaratabilecektir. Barış ve demokrasi söylemlerinin anlam kazanmaya başladığı bir süreçte, gelişmeler nasıl yorumlanırsa yorumlansın, Çukurca’da yaşanan ve benzeri insan öldürmeye yönelik eylemlilik durumları, yaklaşan barışa kurulan tuzaklar olarak görülmektedir.
PKK’nın doğrudan ve/veya dolaylı muhataplık gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan bir pazarlık, müzakere durumunun savunulmasının, Türkiye pratiğinde gerçekçi olmadığını değerlendiriyorum. Hukuki olmayan temas ve irtibatların ise gelişmelere göre, usullere uygun olarak gerçekleştirilmesinde bir sakınca bulunmadığını, gelişmiş demokrasilerin dünya pratikleri de göstermektedir. Keza, hukuki/meşru olan bir siyasi hareketin, muhataplık konusunda, PKK’yı işaret eden beyanlarda bulunmasının, ihsas ettirmesinin dahi çok hassas süreç içinde sakınılması gereken bir yaklaşım olduğunu görebilmeliyiz.
Sorun, Türkiye’nin genel demokratikleşmesi, demokrasi standartlarının yükseltilmesi, demokratik zihniyet değişimi meselesi olunca, gerçek muhatap da Türkiye halkı olmaktadır. Tayin edici aktör olan siyasi iktidar ile parlamento çatısı altında, özel muhataplık iddialarında bulunulmadan, en geniş diyalog/koordinasyon/empati/işbirliği kanallarına şeffaflık kazandırılması, öncelikli temel görev ve sorumluluklardandır. Bu çerçeve içinde, bugün için TBMM’de bir gruba sahip olan DTP ile kurulacak ilişkilerin niteliği, şüphesiz önemini artırarak korumaktadır.
Çözüm arayışlarının, makro politikaların çerçevesi ve hedefleri üzerinde, mümkün olan en geniş katılım ile bir siyasi irade oluşturabilmesi halinde; ihtiyaç duyulan bir affın niteliği/zamanlaması, ülkeye/eve dönüşün kriterleri, sosyo-ekonomik tedbirler, rehabilitasyon, uyum, hukuki şartlara göre legal siyaset yapılabilmesinin koşulları gibi riskler taşıyan birçok konunun, sürecin gelişimi içinde, sorunsuz şekilde tartışılabileceğini ve uygulamaya geçirilebileceğini öngörebiliriz.

Baykal’ın konuşması umut verdi
CHP lideri Baykal’ın Güneydoğu gezisi boyunca yaptığı açıklamalar, barış sürecinin gelişimi ve geleceğimiz için yeni umut kapılarını aralamıştır. Sayın Baykal “...herkes silahların terk edilmeden ve siyasetin terörle sürdürülmesi özleminden vazgeçmelidir. Şiddetten ve terörden hiç vazgeçmeyeceklermiş gibi düşünerek bunlarla sonuna kadar mücadeleye hazır olmalıyız ama yarın bu iş bitecekmiş gibi de barış ve kaynaşma ihtimalini öngörerek hazırlıklı olmalıyız. Silah bırakma lafla olmaz, güven verici şekilde ortaya konması gerekir. Türkiye affı düşünür. Ne zaman düşünür? Silahlar teslim edildiği zaman, dağdaki insanlar indiği zaman, Türkiye’nin gündeminden şiddetin, terörün, silahın kesin olarak çıktığı görüldüğü zaman... Hiç kimsenin terörün sözcülüğünü yapmaması ve teşvik etmemesi gerekir” şeklindeki açıklamaları ile ‘Kürt Raporu’nu yenileme hazırlıkları, DTP milletvekillerinin dokunulmazlıklarına karşı gösterilen duyarlılık, Irak ve Talabani ilişkileri açılımı, barış süreci için yeni ve önemli şartları ortaya çıkarmıştır.
DTP’nin, son zamanlardaki daha duyarlı adımları, Karayılan’ın çözüm için İskoç modeli açıklamasına karşı Sayın Ahmet Türk’ün “Çözümü Türkiye’nin şartlarına göre tartışmalıyız” beyanı ile Sayın Demirtaş’ın “Etnisiteye dayalı bir ayırım bizi felakete götürür” açıklaması, ortak noktalarda buluşabilmenin, olumlu görüntülerindendir. Sayın Ahmet Türk’ün, Çukurca’da altı askerin can verdiği olayın hemen ardından yaptığı, karamsarlık ortamında barış umutlarını yeşerten, ‘güven’i tazeleyen yazılı açıklaması, DTP ve Türkiye’miz için tarihi önemdedir. “...Açık bir dille ifade ediyoruz; bu saatten sonra her kim ki demokratik bir çözümden yana ise ve her kim ki silahsız bir çözüm arzuluyorsa, mutlaka ve mutlaka ama mutlaka elini tetikten çekmelidir. Siyasetin önünü açabilmenin olmazsa olmaz koşulu ölümlerin durmasıdır. Bu başarılamadığı zaman, ölümleri durduramadığımız müddetçe hiçbir sorunumuzun çözüm yoluna giremeyeceğini bir kez daha tekrarlıyor, bu ortak acıların biz siyasetçilere daha fazla sorumluluk yüklediğinin önemle altını çiziyoruz...” ifadeleri ölen çocuklarımızın verdiği bir mesaj olup, siyasetin sorumluluğunu da açıklıkla vurgulamaktadır.

Öcalan’ın otoritesi
Demokratik ve barış girişimlerinin gelişmekte olduğu bir süreçte, A. Öcalan’ın hazırlamakta olduğu ifade edilen çözüm ile ilgili rapor, hukuki muhataplık yönüyle değil, merkezi kontrolü ve bağlantıları değişkenlik gösteren örgüt üzerinde olabilen otoritesini, ülkemizin her karış toprağında büyük acılar ve kayıplar verdiren bir silahlı hareketin sorumluluğunu duyarak, PKK’nın tamamen tasfiye edilerek, sorunların çözümlerini, derinlik kazandırılmış demokratik sistemde, meşru/hukuki siyasal partilere bırakılmasını sağlayabilmek amacıyla, kullanabilmesi durumunda önem kazanacaktır. Böylesi bir gelişme de, A. Öcalan için, tarihin değerlendireceği bir tespit olacaktır.
Sonuç olarak; demokrat bir duruşla, standartları yüksek, derinlik kazandırılmış, kurumsallaşmış bir demokratik sistemin inşası kararlılığı içinde, insan/ vicdan/hak/ eşitlik/ hukuk/ üretim-paylaşım eksenlerini temel alan bir yaklaşımla, çözüm arayışlarının şekillendirilip, sonuçlandırılabileceği gerçeğine dikkatlerin çekilmesine çalışılmıştır. Küresel, bölgesel ve ulusal dinamiklerin uyumluluğu da, böylesi bir gelişim çizgisini destekleyici görünüm vermektedir. Tüm demokratlar; merkez, sağ, sol ve muhafazakâr renkleriyle, demokratik sistem ve demokratik zihniyet asgari müşterekinde, partilerüstü yaklaşımla, dayanışma içinde olabilmeleri durumunda, çözüm sürecinde etkili, üretici ve belirleyici olabilme potansiyeline sahiptirler. (Radikal)