Öcalan 'şantajdan' vazgeçsin...

Öcalan'ın silahlı mücadeleyle Türkiye'ye şantaj yaptığını söyleyen TKP üyesi Enver Sezgin: "Kürtler PKK'ya karşı. AB süreci ilerledikçe örgüt dağılır."
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? Enver Sezgin
Türkiye son yıllarda birçok konuda o kadar hızlı değişiyor ki, birçok insan, birçok örgüt, birçok kurum, bu değişime ayak uyduramayıp tuhaf durumlarda kalıyor. Bugün, 10 yıl önceki duruşunu, mantığını, istikrarlı bir şekilde sürdürebilen çok az insan ve örgüt var.
AB süreci, bütün siyasi yapımızı ve anlayışımızı neredeyse alt üst etti. Geçmiş dönemde, Türkiye'deki sisteme en radikal biçimde muhalefet edenler, bugün sistem ciddi bir biçimde değişirken, sistemin savunucusu konumuna geçtiler. Birçok solcuyu, dinciyi, Türk ve Kürt milliyetçisini değişim karşıtı bir güç birliği içinde görebiliyoruz bugün. AB sürecinin getireceği barış ortamından en çok yararlanacaklardan biri de Kürt vatandaşlarımızken, özellikle PKK'nın sanki bu süreci sabote etmek ister gibi eylemler yapması, bu eylemlerin amacının ne olduğu konusunda soru işaretleri yarattı. Değişim döneminde Kürt milliyetçiliğinin durumunu, Kürt halkının beklentilerini, Kürt siyasetçisinin tutumunu, PKK'nın amaçlarını bir Kürt aydınına sorduk. Geçmişte yasadışı Türkiye Komünist Partisi üyesi olan ve Sosyalist Birlik Partisi kurucuları arasında yer alan, 12 Eylül döneminde 10 yıl kaçak yaşayan, Kürt sorununu ve solculuğu 'Batman Bolşoy' kitabında anlatan Enver Sezgin'le konuştuk.


Dünya değişiyor. Türkiye değişiyor. Ama bu değişikle birlikte, tuhaf bir durumla karşılaşıyoruz. Yıllarca sisteme muhalefet edenler bu değişimleri kavramakta ve bunlara ayak uydurmakta zorlanıyor. Sistemin muhalifleri sanki statükonun bir parçası haline dönüşüyor. Değişimlerden hoşnut olmayanlar arasında da en önde bazı dincilerle bazı Kürtçüleri görüyoruz. İzninizle önce şunu sorayım. Avrupa Birliği'ni isteyenler azınlıkta mı kalıyor Kürt aydınları ve siyasetçileri arasında?
Hayır, AB'yi isteyenler çoğunlukta ama bunların çoğu AB sürecinin öneminin farkında değil. Bu süreci bazı Kürt aydınları önemsiyor, üyeliğe katkıda bulunmaya çalışıyor. Halbuki bugün Kürt meselesi düne göre çok daha çözüme yakın. AB'nin bütün temel belgelerinde, Paris Şartı'nda, Kopenhag Kriterleri'nde ve ilerleme raporlarında, diğer azınlıklarla birlikte Kürt meselesi de var. Eğer Kürt aydını AB'nin önemini yeterince kavrasaydı, Kürt meselesinin çözümünü Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine bağlardı. AB'ye katılmak için daha büyük çaba harcardı. Böylece Kürt meselesinin çözümü daha az sancılı olurdu, insanların eşitliği, özgürlüğü daha kolay sağlanırdı. Ama Kürt aydınları ve siyasetçileri Türkiye'deki AB tartışmalarında adeta yoklar.
Bu ülke milliyetçilikten çok çekti. Çok insan öldü. Avrupa Birliği sürecinde, Türk milliyetçiliği, politikadaki önemini ve yerini kaybediyor. Kürt milliyetçiliği için de aynı saptamayı yapabilir miyiz?
AB, devletlerden çok toplulukları önemsiyor, bireyin haklarını öne çıkarıyor. AB süreci ilerledikçe, eski tarz politik yaklaşımlar bitecek. Kürt milliyetçiliği de önemini kaybedecek.
Olması gerekeni söylüyorsunuz. Kürt milliyetçiliği bugün önemini kaybediyor mu peki?
Türk milliyetçiliğiyle kıyaslarsak, hayır. Kürt milliyetçiliği AB sürecinde konumunu kaybetmiyor. Bunun da nedeni, Türkiye'de Kürtler uzun yıllar yok sayıldı. Yakın zamana kadar süren bu yok sayma politikası yüzünden, Kürt milliyetçiliğinde patlama oldu. Bu milliyetçiliğin şimdi birdenbire ortadan kalkması mümkün değil.
Türk aydınları arasından, en zor zamanlarda bile Türk milliyetçiliğine karşı çıkan, milliyetçiliğin düşmanlık yarattığını söyleyenler çıktı. Aynı tür bir tepkiyi, Kürt milliyetçiliği konusunda Kürt aydınları gösteriyor mu?
Hayır. Açık konuşalım. Kürt aydınları tabii ki devletten baskı gördü. Ama onlar, PKK'dan ve Kongra-Gel'den de baskı gördü. Kürtler arasında farklı fikirler tartışılamadı, düşünceler açıkça dile getirilemedi. Biz hâlâ tartışmaktan çekiniyoruz. Kol kırılır yen içinde kalır anlayışı Kürtlerde hâlâ hâkim. Ama bu değişiyor. Kürt aydınları, sorunları kendi içinde tartışmaya başladı.
Kürt aydınları, Kürtçülüğü de tartışıyor mu? Kürtçülükten, Kürt milliyetçiliğinden rahatsızlar mı?
Hayır, sıra oraya gelmedi. Ama Kürtçülük ve Kürt milliyetçiliği de konuşulacak. Bu tartışmalarda çıkış noktası şu olmalı. Kürt meselesinin çözümünde şiddete karşı çıkılmalı.
Kürt aydını silahlı mücadeleye yeterince tepki gösteriyor mu peki?
Hayır, ama rahatsız olanlar var. Çünkü silahlı eylemler, bundan sonra Kürt meselesinin çözümüne katkı sağlamayacak. Uzun yıllar yaşanan çatışma, adına isterseniz 'düşük yoğunluklu savaş', isterseniz 'iç savaş' deyin, en büyük yıkımı ve kötülüğü Kürtlere yaptı. Doğu'da feci bir yoksullaşma oldu. Göç edenler de sefalet içinde yaşadı. Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki sermaye Batı'ya aktı. Kürtlerin dinamikleri kayboldu. Kürtler şu anda da büyük sorunlar yaşıyor. Silahlı mücadele anlayışı çıkmaz bir yol onlar için. Yaşadıkları bu deneyden sonra, Kürt halkı değil silahlı mücadele yapmayı, silahlı mücadeleninin ismini bile duymak istemiyor bence. Çoğunluk silahlı mücadeleye karşı. Kendisine yeni bir yıkım getireceğini görüyor.
Kürtler çok acı çekti, çok ezildi. Şimdi AB sayesinde bu acılar, haksızlıklar bitecek gibi gözüküyor. Bu gelişme, Kürtleri memnun etmeye yeter mi? Yoksa Kürtlerin istediği daha başka bir şey mi?
Kürt'ten Kürt'e fark var ama somut konuşursak... Kürtler arasında, Kongra-Gel'in dışında kuvvetli bir politik hareket yok. İrili ufaklı siyasi hareketler var ama, Kongra-Gel'e rakip olabilecek bir hareket şu anda yok. Kongra-Gel'in lideri cezaevinde. Abdullah Öcalan'ın haftada bir avukatlarıyla yaptığı görüşmeleri internetteki sitelerden takip ediyorum ve aynı metinde çelişkiler görüyorum. Bazen Kürt meselesi 'kültürel haklarla' sınırlı kalıyor ve Öcalan çoğu zaman 'Kürtlere kültürel haklar tanımak yeterli' diyor. Ama öte yandan da 'Kültürel hakları vermezseniz, gerilla harekete geçer' diyor. Gerilla harekete geçecekse, savaşacak demektir bu. Öcalan'ın kafasında tam ne var bilemiyorum ama kafasının karışık olduğu her halinden belli. Bu, her konuşmasında ortaya çıkıyor.
Leyla Zana, Kürtlerin de Türklerle birlikte Cumhuriyet'in kurucusu kabul edilmesini istedi. Bu, daha sonra ortaya çıkacak bir federasyon talebinin ilk adımı mı?
Zana bunu niye söyledi bilmiyorum. Kürtler diğer azınlıklara göre nüfusça fazla olabilir ama bu nüfusça fazlalık, Kürtlerin hiçbir biçimde Türkiye'deki diğer etnik kökenlilerden daha üstün olduğu anlamına gelmez. Bu ülkede herkes Cumhuriyet'in kurucusudur, herkes asli unsurdur. Mühim olan hakların elde edilmesidir. Bir halkı, diğer halkın karşısına koymak doğru değil.
Ben daha açık sorayım. Türkiye'de Türklerle birlikte mutlu ve zengin bir hayat yaşama hayali bir Kürt için yetersiz midir? Kürtler bağımsız bir Kürt cumhuriyeti hayali mi kurarlar?
Mesut Barzani'nin, 'Her Kürt'ün kafasında bir bağımsızlık hayali vardır' diye bir lafı var. 10 yıl önce Türkiye'de kendisiyle 15 kişi bir yemek yemiştik, o zaman söylemişti. Kürtlerin zaman zaman böyle hayalleri olmuştur. Ama Barzani o zaman da reel politik davrandı. Çünkü siyaset hissiyatlarla yapılmaz. Gerçekçi olmak durumundasınız. Zaten Kürt siyasetçisinin, aydınının Türkiye'deki ve Kuzey Irak'taki Kürtlerle ilgili çözüm önerileri farklıdır.
Nasıl bir fark var?
Büyük çoğunluk, Kuzey Irak'ta bir Kürt federasyonunu desteklerken, bugün Türkiye'deki Kürtlerin gündeminde bir Kürt federasyonu yok. En azından bu konu Kürtler arasında çok yoğun tartışılmıyor. Teorik olarak her şey tartışılıyor tabii. Yarın olur mu? Olabilir. Ama bugün için yok.
Türklerle birlikte mutlu ve zengin bir hayat yaşama hayali bir Kürt için yeterli mi şu anda?
Bana göre yeterli. Ama yeterli görmeyenler de var tabii.
Türkiye, Avrupa Birliği'nden müzakerelerin başlaması için tarih almaya yaklaşırken, Güneydoğu'da PKK saldırıları arttı. Her gün birkaç genç asker öldürülüyor. Birkaç genç askeri öldürmenin, Kürtlerin mutluluğuna nasıl bir yararı var?
Hiçbir yararı olmaz, zararı olur. Şiddete ve silahlı eylemlere kesin karşı çıkılmalı. Silahlı mücadele, çok küçük bir azınlığın dışında kimsenin yararına değil. Kürt halkının hiç yararına değil. Bu tür eylemler, Türkiye'deki statükocuları güçlendirmekten başka hiçbir şeye yaramaz. Diyelim ki bu eylemler arttı ve Türkiye yeniden çatışma ortamına girdi, AB'yle ilişkiler zedelendi. Bundan en büyük zararı, yine bu ülkede Kürtler, değişimciler ve reformcular görecek. En büyük faydayı da çatışmadan çıkar sağlayanlar, statükocular elde edecek. Ayrıca bu savaş asla Kürtlerin savaşı olmayacak. Kürtlerin çıkarlarını ileriye götüren bir savaş olmayacak bu. Zaten bu savaşın Kürt meselesiyle de bir alakası yoktur. Savaşanların savaşı olacaktır bu. Kim bu savaştan medet umuyorsa, kim bu savaştan çıkar sağlıyorsa, onların savaşı olacaktır bu.
PKK ateşkesi bozarken, bunun Türkiye'nin AB ile başlatacağı müzakereleri geciktirebileceğini de söylemişti. AB üyeliğinin gecikmesinden PKK'nın nasıl bir çıkarı var? Şiddet ve çatışma bitip de sadece barışçı mücadele kabul görünce, iktidarlarının, konumlarının, kariyerlerinin son bulacağından mı korkuluyor? PKK, bu saldırılarla, 'Ben istersem, AB sürecini kesintiye uğratacak eylemlerle, ülkede gerginlik yaratırım' türünden bir şantaj mı yapmaya çalışıyor?
Bu var tabii ki. Abdullah Öcalan'ın konuşmalarında da var bu. Radikal'de Erdal Güven, Öcalan'ın avukatlarıyla görüşmelerini yazdı. Öcalan, 'Beni kimse silahlı mücadeleye itmesin. Ben buna karşıyım' diyor. Üç cümle sonra da, 'Gerilla sayısı artıyor' diyor. Bu olmaz. Bir yandan çatışmayı sürdüreceksiniz, diğer yandan da demokratik imkânları kullanacaksınız. Bu ikisi beraber yürümüyor. Bir yolu seçeceksiniz. Ya silah, ya barışçı mücadele. Koşullar, bu seçimi artık dayatıyor. AB'ye bu kadar yaklaşmış bir Türkiye'de ikisi bir arada mümkün değil. Ya demokratik mücadeleyi inanarak seçeceğiz, kullanarak değil. Ya da silahlı mücadeleye devam edeceğiz. Ben, DEHAP'ta ve daha önceki HADEP'te siyaset yapan pek çok arkadaşın, silahlı mücadelenin aslında Kürtlere zarar verdiğinin farkında olduğunu düşünüyorum.
Düşünüyor musunuz? Yoksa biliyor musunuz?
Düşünüyorum ve biliyorum. Ama bunu yüksek sesle dile getiremiyorlar. Kürt aydınları arasında silahlı mücadeleden rahatsız olan çok insan var. Ben Öcalan'a şunu öneriyorum. Şantaj yapmaktan vazgeçsinler, gerçek fikirlerini söylesinler. Gerçek fikirleri artık toplumda kabul görür mü, görmez mi, görelim. Şantaj nereye kadar sürecek. 'AB süreci kesintiye uğrar'ın, şantaj olduğu ortada. Şantaj yapmaktan vazgeçmesi gerekiyor.
Türkiye, AB'ye girerse bu ülkede Türk milliyetçiliğiyle politika yapıp taraftar toplamak zorlaşacak. Bu, Kürt milliyetçiliği için de geçerli. Kürt politikacılar, Kürt milliyetçiliği kozunu kaybetmenin kendi politik varlıklarını tehlikeye atmasından mı çekiniyorlar?
Yine somut konuşayım. AB süreci ilerledikçe, Türkiye'nin AB üyeliği somut hale geldikçe, Kongra-Gel gibi örgütler dağılacak bence. Şimdi dağda binlerce insanı tutmuşsunuz, onların dağılmasını engellemeye çalışıyorsunuz. Ama AB süreci ilerledikçe ya yeni koşullara ayak uyduracaklar ve demokratik siyasi parti olacaklar ya da varlıkları sona erecek. İki yoldan birini seçmek zorunda kalacaklar. Bir yanda dağda insan kadrosuna sahip olmak, diğer yanda da siyasi parti kurmak mümkün değil. Eskiden Türkiye'nin demokratik olanakları zayıf olduğundan bu mümkündü. Ama şimdi demokratik imkânlar arttı. Dünya değişti, Türkiye de değişti. Dünya artık böyle dağda dolaşarak, savaşarak hak elde etme düşüncesini kabullenmiyor. Hele AB bunu asla kabul etmiyor.
PKK bir yandan saldırılarını sürdürürken bir yandan da garip Kemalist mesajlar yayımlıyor. Saldırıların da, Kemalist mesajların da kaynağı bilindiği kadarıyla Abdullah Öcalan. Öcalan ise bir askeri hapishanede tutuklu. Saldırılar, Kemalist mesajlar ve bir askeri hapishanede tutuklu lider üçgeninin mantıklı bir açıklaması var mı?
Mantıklı açıklaması yok ama mantıksız açıklaması var. Öcalan'ın cezaevinden dışarıya çıkardığı mesajları, onu cezaevinde tutanlar çok iyi biliyor. Çünkü onların onayından geçiyor bu mesajlar. Yani herkesin bu mesajlardan haberi var. Engellenmiyor. Bunun engellenmemesi de, bazılarının birtakım hesaplar peşinde koştuğunu gösteriyor. Herkes biliyor ki, bütün görüşmeler harfine, noktasına dokunulmadan dışarıya çıkıyor ve Kürt internet sitelerinde yayımlanıyor ve okunuyor. Kendi örgütüne talimatlar gönderiyor.
PKK, ateşkesi bozduğunu açıkladığı bildiride, seçimle işbaşına gelmiş olan AKP hükümetinin devleti ele geçirmeye çalıştığını da söyledi. AKP'nin, ordunun gücünü AB süreciyle zayıflatmak istediğini ileri sürdü. Savaştığı ordunun gücünün AB süreciyle azalmasını eleştiriyor PKK. Bu tuhaf mesajlara ne diyorsunuz?
Öcalan'ın Türkiye'deki reform sürecinden rahatsız olduğu sonucunu çıkarıyorum bunlardan. Görüşmelerinde hep AKP'ye bir saldırı var. Öcalan orduya oynuyor. Amerika'yı eleştiriyor. Türklerle Kürtlerin, Araplarla birlikte ABD'ye karşı savaşmasından, ikinci bir kurtuluş savaşından bahsediyor.
Peki bu ülkedeki sıradan Kürt vatandaşlar ne istiyor? AB'ye girmeye hazırlanan bir ülkede silahlı çatışmanın gerekli olduğuna inanıyorlar mı?
Hayır inanmıyor, tasvip etmiyor. Bence sıradan Kürt vatandaş, özgür ve eşit yurttaş olarak yaşamak istiyor. Çok küçük bir azınlık bu çatışmaların sürmesinden yana.
PKK saldırıları bölgede nasıl karşılanıyor?
Yüksek sesle olmasa bile eleştiriliyor, onaylanmıyor. En önemlisi de destek bulmuyor. Eskiden bölgedeki baskılar yüzünden bu eylemler destek buluyordu. Eski destek çok aza indi.
PKK'nın asıl amacının Abdullah Öcalan'a af çıkarmak olduğu söyleniyor. Kürt vatandaşlar, PKK tarafından AB üyeliği ile Öcalan'ın affı arasında bir seçim yapmaya zorlanırsa hangisini seçer?
Kesinlikle AB üyeliğini seçer tabii. Fakat söylemek lazım. Abdullah Öcalan'ın Kürt vatandaşlar üzerinde hâlâ çok büyük etkisi var. Hâlâ pek çok militanı var ve hâlâ sözünü geçirebiliyor.