Öcalan'dan, Mahir Çayan mesajı

Öcalan'dan, Mahir Çayan mesajı
Öcalan'dan, Mahir Çayan mesajı
İdris Baluken, Abdullah Öcalan'la görüşmenin ayrıntılarını anlattı. Öcalan'ın, Selahattin Demirtaş'ın heyette yer almamasını olumsuz karşıladığını belirten Baluken, HDP'ye gönderdiği Mahir Çayan mesajını da aktardı.

Geçtiğimiz günlerde İmralı’ya giden BDP heyetinde sürpriz bir şekilde yer alan Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Abdullah Öcalan’ın HDP’ye, “Mahir Çayan’ın emanetini teslim ediyorum” mesajını gönderdiğini ifade etti.

Abdullah Öcalan ile görüşen BDP heyetinden Bingöl Milletvekili İdris Baluken, görüşmeyi Özgür Gündem’den Zana Kaya ve Sedat Yılmaz’a şöyle anlattı:

- Siz ilk defa Öcalan’la karşılaştınız. Öncelikle duygularınızı ve karşılaşma anınızı merak ediyoruz...
- Benim için ayrı bir duyguydu oraya gitmek. Daha önce Sayın Öcalan’la karşılaşmamıştım. Büyük bir heyecandı. Yıllardır kitaplarını okuduğunuz, tezlerini benimsediğiniz, bir halkın özgürlük mücadelesinde önder olarak görmüş olduğunuz bir liderle görüşmek benim açımdan heyecan vericiydi. Nasıl bir karşılaşma olacak, nasıl bir duyguyla karşı karşıya geleceğimi merak ediyordum. Ancak içeri girdiğimiz anda Sayın Öcalan bizi bekliyordu. Çok sıcak ve gülümsemeyle bizi karşıladı. Öncelikli sorusu Selahattin beyle ilgili oldu. “Selahattin bey gelmedi mi? Neden böyle bir şey oldu? Tekrar heyete müdahale mi ettiler” diye sordu. Sonra benimle ilgili birkaç şey söyledi. Mehmet Hayri Durmuş’la ilgili bir benzerlik kurarak ifade etti. “O da Bingöllüydü. Çok değerli, yiğit bir insandı. Sizin de özgürlük mücadelesine katılımınız Mehmet Hayri’nin katılımına benziyor” gibi bir ifadede bulundu. Hekimliğim üzerinden birkaç şey söyledi. “Doktorsunuz, bireylerin hastalığıyla uğraşıyorsunuz. Şimdi ise demokratik siyasete atıldınız; toplumsal hastalıklarla uğraşacaksanız. Daha yorucu ama daha önemli bir iştir. Ben de öyle yapıyorum, 24 saat boyunca toplumsal hastalıklara çözüm üretmek için bu koşullarda çok yoğun çalışıyorum. Sizin de böyle olmanız, demokratik siyasete yoğunlaşmanız lazım.” Bingöl’den çok önemli insanların çıktığını, Hayri Durmuş’un, Mehmet Karasungur’un, Gurbetelli Ersöz’ün, Moskova’da, “Güneşimizi Karartamazsınız” deyip bedenini ateşe veren Ahmet Yıldırım’ın hayatlarını çok önemli bulduğunu ve Bingöl halkının bu şekilde büyük değerler yarattığını ifade etti. Çok mütevazi bir yoldaş hukukuyla yaklaşım gösterdi. Tabii bu yaklaşımı beni rahatlattı.

- Bir hekim olarak siz Sayın Öcalan’ı nasıl buldunuz?

- Çok dinç gördüm. Sağlığını, o kadar olumsuz koşullarda korumasını bir siyasal mücadele olarak değerlendirmiş ve çok sıkıntılar yaşamasına rağmen sağlığını bu şekilde ayakta tutabilmiş. Bu kadar ağır tecrit altında bu düzeyde bir psikolojik baskı altında zihinsel fonksiyonlarının bu kadar güçlü olması doğrusu beni çok şaşırttı. Çünkü Sayın Öcalan, üç saatlik görüşmemiz boyunca herhangi bir konu açıldığı zaman aralıksız çözümleme yaparak, bağlantılarla, farklı bir konuyla ilişkilendirip o çözümlemeye devam edebilecek müthiş bir entelektüel birikime, müthiş bir siyasi analize sahip. Olaylara, sürece hakimiyeti, hafızasının bu kadar güçlü olması ve güncel siyasete dair çok derinlikli analizler yapması bir hekim olarak “nasıl böyle ayakta kalabildi” sorusunu sordurttu bana. Görüşme bittikten sonra diğer 5 arkadaşı da hücrelerinde ziyaret ettik. Bayramlarını kutladık. Onların da koşulları çok ağır ama moralleri gayet iyiydi. Halkın bayramını kutladı ve selamları vardı.

- Sayın Öcalan’ın sürecin gidişatına ilişkin değerlendirmeleri kamuoyu tarafından merak ediliyor. Neler söyledi?
- Sürecin, gelinmesi gereken aşamanın çok uzağında olduğunu ifade etti. Bunu da AKP ’nin duyarsız yaklaşımına, seçime yönelik faydacı bir tutum ortaya koymasına ve bütün süreci tek taraflı müzakere sürecini işletmeden bahşetmiş bir pozisyonda götürmüş olmasına bağlıyor. Bunu yanlış buluyor. Sürece başlarken karşılıklı müzakerelerle ciddi aşamalar katedip özellikle içinde bulunduğumuz bu aylarda bir projelendirme aşamasına gelinmiş olması gerektiğini ifade etti. Ancak AKP’nin tek yanlı tutumu nedeniyle bu 1 yıldır sürdürmüş oldukları sürecin formatının artık durduğunu ifade ediyor. Bir yıldır yürüttükleri sürecin kendi rolünü ve misyonunu tamamladığını ifade ediyor. “Bundan sadece olumsuz sonuç çıkarılmasın; yaptığımız şeyler çok önemli kazanımlar getirdi. Kan akmadı, cenazeler kalkmadı, büyük bir toplumsal rahatlama sağlandı, sorunun çözülmesi için toplumsal koşullar olgunlaştı. Bu yönüyle önemli bir iş başardım” diyor. “Ama sorunun büyük kısmı da önümüzde duruyor. Ve bu sorunu çözmek için de artık farklı bir yöntemle bu süreci ele almak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

- Bu yöntemleri açtı mı?

- Tabii. Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu çalışmalarla ilgili ifade ettiği bazı şeyler vardı. “Ben burada çok yoğun çalışıyorum süreci devam ettirme adına. Ama yaptığımız çalışmaların bir yasal karşılığı yok. Yine yapmış olduğumuz çalışmaların meşruiyeti noktasında devlet üzerine düşen görevi yerine getirmedi. Devletin bu şekilde yaklaşmaya hakkı yok” dedi. “Devlet yasal zemini hazırlamadan çalışma yapamaz. O şekilde yapacakları çalışmalar bir yönüyle korsan çalışma niteliğinde olur ki bu devletler hukukunda olmayan bir yöntem. O nedenle burada yapmış olduğumuz çalışmalara dair yasallık ve meşruiyet zemininin oluşturulması gerekir” dedi. “Bundan sonra sürecin devam etmesi noktasında bu iki unsuru önemsiyorum. Devletin bunları yerine getirmesi gerekir” diye ifade etti.

Bir diğer önemli nokta ise üçüncü bir gücün devrede olması. Kendisi bahsettiği bu çerçeveyi üçlü çalışma yöntemi olarak tarif ediyor. “Hakkaniyet ilkesinin devrede olması gerekiyor. Bunu da üçüncü bir gücün yapması gerekiyor. Daha önce İzleme Kurulu olarak tanımlamıştım. Dünya örneklerinde olduğu gibi rolümü tam oynayabilmem için Akil İnsanlar Komisyonu ya da Hakikatleri Araştırma Komisyonu şeklinde olabilir. Bu hakkaniyet ölçütünün bir üçüncü güç tarafından süreç açısından takip edilmesi son derece önemlidir” dedi.

“Hâlâ bir çıkışın olması mümkün” dedi. Belirtmiş olduğu üçlü çalışma yönteminde dile getirdiği ilkelere önem vererek, derinlikli, anlamlı müzakere sürecinin başlatılmasının sürecin ilerlemesi açısından önemli olduğunu söyledi. Biz gitmeden önce devlet heyetiyle çok ciddi tartışmalar yaptığını, bunları kendilerine aktardığını, sürecin gelmiş olduğu aşama ve önümüzdeki dönemde yapılması gerekenlerle ilgili önerilerini bu heyete sunduğunu ifade etti. “Bundan sonraki yaklaşım devletin benim önerilerime vereceği cevapla şekillenecek” dedi.

- Sayın Öcalan’nın sık sık vurgusunu yaptığı paralel devlet analizi yeniden gündeme geldi mi?

- Zamanının önemli bir kısmını bu konuya ayırdı. Paralel devlet anlayışının aslında 200 yılı aşkın bir süredir bu topraklara sızdığını ve halen çok güçlü olduğunu belirtti. Bu yapının bir Türk-Kürt çatışması üzerinden bugüne kadar kendini var ettiğini ifade etti. Dolayısıyla "bu paralel devlet hala bir Türk-Kürt çatışmasını nasıl yaratabilirimin arayışı içerisindedir" dedi. AKP’nin, bu resmi kurumsallaşmış devlet yönetiminin bunu hala görmediğini, çözüm süreci ile ilgili zorlayıcı durumun da bu olduğunu dile getirdi. Nusaybin’de şu anda Rojava ile Kuzey arasına örülen duvarı örnek gösterdi. Orada devlet yetkilisine de dönerek, “bunun bir paralel devlet faaliyeti olduğunu fark etmiyor musunuz” dedi. “Bu duvarın örülmesi bu topraklara kalıcı Kürt-Türk çatışmasının getirilmesiyle eşdeğerdir” ifadesinde bulundu. “Bir İsrail-Filistin çatışmasının bir Türk-Kürt çatışmasının yüzlerce yıl sürecek çatışma şeklinde buraya taşınması demektir. Çözüm, duvarları örmek değil sınırları kaldırmaktan geçer” dedi. Bu yönüyle paralel devletin resmi yönetimi ile zaman zaman örtüşen bazı uygulamalarının olduğunu da belirtti.

- Rojava’ya ilişkin yeni değerlendirmeleri oldu mu?

- Özellikle Barzani’nin dar, iktidarcı anlayışının, ulusal konferans ruhuna da uygun olmadığını ifade etti. Semelka kapısındaki durumun artık bir zulüm aşamasına geldiğini ve bu zulümden vazgeçilmesi gerektiğini özellikle belirtti. Tabii Salih Muslim’in oğlunun yaşamını yitirmesi ile ilgili hem aileye hem tüm halka baş sağlığı dileklerinde bulundu. Kendi belirlemiş olduğu doğrultuda mücadele bugüne kadar kurumsallaşmış olsaydı Şervan’ın bugün hayatta olabileceğini ifade etti. Oradaki eksikliklerin hızla giderilmesini istedi. Ayrıca İran’daki Kürtler ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. PJAK’ın sadece ateşkes pozisyonunda değil de İran yetkilileri ile siyasi bir çözümü amaçlayacak şekilde müzakereleri yürütmesi gerektiğini vurguladı.

- Sayın Öcalan, bir önceki görüşmesinde Kürt siyasetinin Drogba gibi mücadeleci bir tutumu ortaya konulması gerektiğini belirtmişti. Benzer örnekleri oldu mu?

- Bu konuda ciddi değerlendirmeleri oldu. Çözümü devletten bekleyen bir pozisyonun çok yanlış olduğunu ifade etti. Özellikle kendisinin Demokratik Ulus projesinin 8 boyutuyla ilgili kapsamlı perspektifler ortaya koyduğunu hatırlattı. Kendisi BDP’nin ya da diğer örgütlü alanların bu 8 boyutu hayata geçirmemesini, kurumsallaştırmamış olmasını büyük bir eksiklik olarak ifade etti. “Burada geçen bir yıllık süre içinde kendi çalışmalarımıza yoğunlaşmışken, sizin de bu 8 boyut üzerinde kurumsallaşmalarla halkın beklentilerini karşılayan bir pozisyonda olmanız gerekirdi” dedi. Bu konuda Kürt halkının örgütlü alanlarının yetersiz kaldığını söyledi. Ekonomik boyutla ilgili örnek verdi. “Elinizde sayısız belediyeler var, grubunuz var, halk düzeyinde önemsenen milletvekiliniz var ve halkın kendi emeğini katma konusunda ciddi bir istek ve talebi var. Siz bu halkın emeği üzerinden çok şey yapabilirdiniz. Örneğin Diyarbakır’da bir kooperatifçilik anlayışını bile ortaya çıkarmadınız. Eğer ekonomik anlamda Diyarbakır’da hala işsizlik had safhadaysa, açlık varsa bundan demokratik siyasetin rahatsızlık duyması lazım” ifadesini kullandı.

Diyarbakır’da bir çocuğun; annesini, eşini, kızını öldürmesinin bir sosyal travma olduğunu, demokratik siyasetin hâlâ bunu aşacak bir ortam oluşturamamasının bir izahının olmayacağını ifade etti. “Diyarbakır’da bir genç kendi anasını öldürüyorsa oradaki belediye başkanı, milletvekili kendini sorgulamalıdır” dedi. “Böylesi bir zemini hâlâ aşamamanın sorgusunu yapmalıdır. Çünkü benim gözümde o genç ha anasını öldürmüş ha belediye başkanını öldürmüş, fark eden bir şey yok; demokratik siyaset var olan boşluğu doldurmadığı için bu tarz hadiseler yaşanıyor” tespitini yaptı. Yine arazi kavgaları nedeniyle onlarca insanın yaşamını yitirmesinin demokratik siyasetin eksikliği olduğunu ifade etti. “Eğer bu 8 başlık üzerinde bir yoğunlaşma ve kurumsallaşmanız olsaydı bu sorunların çoğu aşılmış olacaktı. Bu sorunlar gündemde olmayacaktı. Önümüzdeki dönemde de demokratik siyasetin doğru yapılmasının yol ve yöntemi budur. Yani AKP’ye bakarak, devlete bakarak bu adımı atarsa çözüm gelişir, bunu atmazsa gelişmez şeklindeki yaklaşımın aşılması gerekir” dedi. “Kimse tepeden bir çözümü getirip önünüze koymaz” dedi. “Neticede Kürt hareketinin sırtını dayadığı bir devleti yok, bir ağa babası yok, bir sermayesi yok. Kendi sırtını dayadığı bir halk gerçeği var ve bu halk her zaman kendi emeğini bu mücadeleye katma noktasında gerekenleri yapmıştır” dedi. “Sizin yapmanız gereken halkın emeği üzerinden demokratik siyasetin rolünü ortaya çıkaracak şekilde toplumsal sorunları çözmek olmalıdır” ifadelerini kullandı.

KCK’nin sürece dair açıkladığı son deklarasyondan haberi olup olmadığını sorduk. Deklarasyonu okuduğunu, takip ettiğini, önemli bulduğunu ama burada da yapılması gerekenin devletin adım atıp atmayacağını beklemek olmadığını, kendi çözümünü bir an önce hayata geçirmenin daha önemli olduğunu söyledi. Devlet adım atar veya atmaz değil de demokratik ulus perspektifindeki sekiz boyut üzerinden KCK’nin bunu pratikleştirme ile ilgili bir çabasının daha anlamlı, önemli olduğunu kaydetti.


Mahir’in emanetini teslim ediyorum
- HDP’ye ilişkin yeni bir mesajı oldu mu?
- HDP’den söz ederken Sayın Öcalan heyecanlıydı. HDP’nin Türkiye ’deki muhalefet boşluğunu dolduracak şekilde bir açığa çıkmasının önemli olduğunu vurguladı. Özellikle şunları söyledi: “Ben Mahir Çayan’ın çizgisiyle, onun sempatizanlığıyla başladım bu mücadeleye. 40 yıldır Mahir’in çizgisinin kavgasını yürütüyorum. Mahir’in bana verdiği bir emanettir ve ben 40 yıllık süre içerisinde bu emaneti kavga boyutu ile en iyi şekilde yerine getirmek için uğraştım. Şu anda da bu emaneti teslim ediyorum.” Yani bu emaneti teslim ettiğim herkesin önemsemesi gerektiğini, kendisinin de 40 yıllık bir birikim ve deneyimle bu emanete nasıl yaklaşıldığını takip edeceğini dilendirdi. HDP’nin çalışma tarzının bir isyan partisi olmaması gerektiğini söyledi. “İsyanı 40 yıldır yaptık biz ve şu an barış ve müzakere sürecini yürütüyoruz” dedi. Dolayısıyla HDP bu isyanı yaptığımız için barış ve müzakere sürecini güçlendirecek şekilde bir tavır ortaya koymalı. Halkın tüm sorunlarına çözüm üreten yeni bir ruhla ortaya çıkmalı. Devlete isyanı biz yaptık ve o isyan aşamasından halklara çözüm getirecek bir aşamaya geldik. Dolayısıyla HDP’nin, ekolojiden, kadın sorunlarına, işsizlikten, yoksulluğa kadar bütün Türkiye halkının beklentisini karşılayacak radikal, katılımcı bir demokratik mücadelenin etrafında şekillenmesi gerekir. Yine partide gençlerin ve kadınların tüm kurullarda ağırlıklı olarak yer alması gerektiğini dile getirdi. Başarı dileklerini ileterek, 26-27 Ekim’de yapılacak HDP’nin genel kurulunda okunması için bir de mesaj gönderdi.