Öğretmenin dünyası...(12)

Devlet okullarında çalışan öğretmenler, okulların fiziksel koşulları, imkânsızlıkları ile mücadele ederken, özel okullarda çalışan öğretmenlerin bu tür sıkıntıları yok.

Devlet okullarında çalışan öğretmenler, okulların fiziksel koşulları, imkânsızlıkları ile mücadele ederken, özel okullarda çalışan öğretmenlerin bu tür sıkıntıları yok. Ancak onların sıkıntıları çok farklı. Öğrencilerin egemenliği altında eğitim yapıldığını söyleyen öğretmenler, okul yöneticilerinin takındığı 'özel okullar ticarethane, veliler de müşteri' zihniyetinden rahatsız.
1966'da öğretmenliğe başlayan Filiz Üskül, 61 yaşında. 1996'ya dek Karaman'dan Eskişehir'e, Ankara'ya kadar birçok devlet okulunda çalışan Üskül, emekli olduktan sonra özel okullarda çalışmaya başlamış. Özel okullarda yaşanan sıkıntıları deneyimlerine dayanarak anlatan Üskül, birçok öğretmenin işimi kaybederim korkusuyla ifade edemeyeceği gerçekleri açıklıkla dile getiriyor. Devlet okullarında velinimetin devlet,
özel okullarda ise 'veli' olduğunu söyleyen Üskül, "Çocuğunu özel okullarda okutan velilerin anlayışları çok farklı. Çocuklar sorumsuz ve rahat davranış biçimleri sergiliyor. Evde çok rahat bir yaşam süren çocuklar okulda da uğraşmak istemiyor. Azıcık 'şunu öğrenmelisin' dediğinde sıkıntıya gelemiyorlar" diyor.
'İstediklerimizi yapamıyoruz'
Öğretmenlerin yapmak istediklerini yapamadığını anlatan Üskül şöyle diyor: "Kesinlikle öğrencileri suçlamak adına söylemiyorum. Onlarda hata varsa biz büyüklerden kaynaklanan bir sorun var demektir. Ancak çocuklar sanki fanus içinde yaşıyor. İstedikleri alınıyor, okula servisle gidip geliyorlar, her şeyden arıtılmışlar. Ödev verdiğinde mutsuz oluyorlar, veli de çocuğunun mutsuzluğunu istemiyor. Tabii bu her çocuk için geçerli değil. Özel okullar genelde bir ticarethane. Bazı okullardaki laboratuvarlar sadece bir vitrin. Veli okula geliyor, her yer temiz, iyi karşılanıyor. Beğeniyor haliyle."
Çocukların soru sormadığını, ama okulların gazetelerde 'çift dil bilen, bilimi kullanan çocuklar yetiştiriyoruz' diye ilanlar verdiğini söyleyen Üskül bir de örnek veriyor "Lise ikideki bir öğrencime bir keresinde haritada Kayseri'nin yerini sormuştum. 'Hocam ben harita bilmem' demişti. Ve bu tür okullar sorgulayan, araştıran çocuk yetiştirdiğini iddia ediyor." Özel okullarda çalışan öğretmenlerin işten çıkarılma korkusuyla sıkıntıları sadece en yakınındakilerle paylaşabildiğini söyleyen Üskül, mart, nisan aylarında okullara gidildiğinde bütün öğretmenlerin 'sözleşmem yenilenecek mi' kaygısı içinde olduğunu belirtiyor.
'Her şeyin başı para'
Okullardaki kimi velilerin 'madem parasını veriyorum, çocuğum da istediği gibi okuyacak' tutumu da eğitimin önünde büyük engel teşkil ediyor. Üskül bu durumu tanık olduğu bir olayla anlatıyor: "Veli öğretmenle görüşmek istemişti. Öğretmen arkadaş da şu an görüşme saati olmadığını söylemişti. Veli öğretmenin yakasından tutarak, 'Paranı ben veriyorum. Nasıl benimle konuşmazsın' dedi. Para Demokles'in Kılıcı gibi hep karşında. Tabii bunu kabaca söyleyenler de var, zarifçe söyleyenler de. Para vereyim çocuğuma iyi bir eğitim aldırayım diye uğraşan veliler de var tabii. Ekonomik durumu iyi olan velilerin çocukları genelde üzülmek, yorulmak istemiyor. Öğretmen eğer meslek hayatına özel okulda çalışarak başlamışsa, oranın şeklini alıyor. Öğretmeni, veliye ve öğrenciye göstermiş olduğu sabır çok yoruyor. Okullarda öğretmenler odası yok genelde. Herkesin bölümleri var. Devlet okulunda ise aile havası var. Özel okullarda herkes birbirinden çekiniyor. Bir bakıyorsun en tutarlı gördüğün öğretmen işten çıkarılmış. Ama kimse nedenini bilmez. Toplumun geleceği için endişeliyim"
Ya bu deveyi güdersin...
İki ay önce özel bir ilköğretim okulunda İngilizce öğretmenliğine başlayan 24 yaşındaki Bükin Erdoğan ise, özel okullarda 'Ya bu deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin' anlayışı olduğunu belirterek "Ben bu diyardan gitmeyi tercih ettim" diyor. Erdoğan şunları anlattı:
"Özel okullar, çocuğun egemenliği altında idare edilen kurumlar. Ben çok idealisttim. Belki de bana bunlar bu yüzden ters geldi. Özel sektörün de en az devlet kadar sorunları var. İşiniz olmayan alanlarda da çalıştırılıyorsunuz ve çok çalışıyorsunuz. İdarenin hâkimiyeti altında
olan okullarda, eğitim adı altında bir iş yapıldığını düşünmüyorum. Öğretmenler piyes düzenlerlerken bile her çocuğa eşit rol paylaşımına dikkat ediyor, çünkü veli gelip 'benim çocuğum niye az konuştu' diyebiliyor. Bilgiyi öğretmek yerine satmam gerektiğini, okulun da limited şirketi olduğunu anladığımda 'Eğitimde öğrenci müşteri değildir. Müşteri her zaman haklıdır felsefesi uygulanamaz' diye düşündüm ve bu olumsuzlukları idareye aktardım. Böylece de işten çıkarıldım."



Hak isteyen yargılanıyor
Kamu görevlilerinin sendikalaşmasını sağlayan, çalışma koşullarını düzenleyen 'Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası' 2001 yılında yürürlüğe girdi. Ancak öğretmenler sendikal faaliyetlerini sürdürürken hâlâ zorluklarla karşılaşıyor.
Eğitim-Sen'in verilerine göre, öğretmenler yapmış oldukları eylemler nedeniyle en çok 2911 sayılı 'Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na ve TCK'nın 236. maddesine muhalefetten yargılanıyorlar. Bugüne kadar TCK'ya muhalefetten bütün illerde öğretmenlere dava açıldı. Halen İzmir'de 8 bin 500, İstanbul'da 400, Urfa Viranşehir'de 100, Yalova'da 200, Ankara'da 117, Fethiye'de 302, Datça'da 44, Kırıkkale'de 52, Diyarbakır'da 1100, Tunceli'de 447 öğretmenin yargılanmasına devam ediliyor.


Radikal okurları tartışıyor

Öğrenciler dalga geçiyor
Ben istanbul'da öğretmenlik yapıyorum. Her gün okulun önü serseri dolu. Bazen onların yüzünden istiklal Marşı okumakta bile zorluk çekiyoruz. Öğrencilerin ahlakı çok bozuk. Maalesef okul idarecileri ve eski öğretmenler sorunlara çok duyarsız. Duyarlı olan öğretmenlerin de olaylara müdahale ettikleri için başı beladan kurtulmuyor. Tehditler, arabasına saldırmalar... Bundan dolayı da biraz duyarlılığı olan öğretmenler ya iyi bir okul bulup gitmeye ya da istifa edip özele geçmeye çalışıyor.
Bunun yanında maaşımızla dalga geçen öğrenciler de bu olaylara tuz biber oluyor.
  • Ali Dikmenli, İstanbul

    Yüreğimizi koymalıyız
    Mersin'de üç yıldır sözleşmeli öğretmenlik yapan ve işimi iyi yaptığıma inanan biriyim. Öğretmenlik yürek işidir, bu mesleği yaparken yüreğinizi koymalısınız. Öğretmenliği para kazanmak için araç olarak görmüyorsak, öğretmenliği konu anlatmak, yazılı yapmak, yarış atı yetiştirmenin ötesinde bir eğitim işi olduğunu unutmuyorsak, öğrenci bu emeği anlar,
    hisseder ve sizi model olarak görür.
  • Ayşegül Yıldırım

    Reform şart
    Eğitim sistemimiz üretici bireyler yetiştirmekten çok tüketici bireyleri çoğaltmaktadır. Bunun nedenleri arasında okulların fiziki yapısıyla öğretmen yetiştirilmesindeki yanlış politikalar var. Okullarımız
    her türlü eğitim araç-gerecinden ve teknolojiden yoksun sadece dört duvardan ibarettir. Öğretmenlerimiz ise idealizmden yoksun, ekonomik yetersizliğinden dolayı neredeyse bu işi ikinci bir iş olarak görmeye başlayan bir anlayış içerisindedirler. Sorunları bilen öğretmenlerle bir reform sürecine girişilmelidir. Eğitimi özelleştirmek sorunu çözmek değil aksine soruna tuz biber ekmektir.
  • Ahmet Bereketoğlu

    Sistem aksıyor
    180 iş günü boyunca okula sadece beş gün devam eden öğrencileri ve bütün sınavlardan bir alan öğrencileri yönetmeliğe göre bir üst sınıfa geçirmek zorunda kalıyoruz. Bu da diğer öğrencilerimizi etkiliyor. Bir eğitimci olarak üç yıldır bütün derslerden zayıf alıp sınıf geçen öğrencileri görünce diğer öğrencilerime mahcup oluyorum. Yönetici vasfı olmayan bilgi ve beceri eksikliği olmasına rağmen yönetici olarak atananlar eğitime
    zarar veriyor.
  • İsmini vermek istemeyen bir öğretmen

    'Doğu' kâbus olmasın
    Öğretmenlik hayali kuran birçok gencin kafasını karıştıran bir detay olan Doğu'da öğretmenlik, ne yazık ki bu kutsal mesleğin tek olumsuz yanı. Bu konuda devletin yapacak birşeyleri var ama yapmıyor. Eski yıllardan kalma bazı kötü sonuçlar insanların kafasından silinmedikçe ve Doğu 'kâbus' olmayı sürdürdükçe Türkiye'nin Almanya misalı Doğu-Batı ayrımı yaşaması
    yakındır. Doğu ile Batı arasındaki bu açık eğitim farkının nedenleri daha detaylı araştırılarak rasyonel çözümler bulunmalı.
  • İsmail Büyükçoban

    Herkesin ütopyası
    Bizim buralarda hiç sorun yok! Maaşlarımız yetiyor çok şükür! Öğretmen, öğrenci, yönetici, veli, bir aile gibiyiz. Birbirimize çok güveniyoruz. Bizim buralar komple okul zaten. Hep daha iyi bir eğitimin çabasındayız. Sanatı ihmal etmiyoruz: Her hafta resmi olarak tiyatroya gidiyoruz. Öyle koltuğuna düşkün kimse yok. Hiç kimse, yükselmek ya da alçalmamak için kişiliğinden, ilkelerinden ödün vermiyor. Çok iyi idare ediliyoruz. İyi de idare ediyoruz. Hep eğitim-öğretimin asli sorunları üzerine yoğunlaşıyoruz.
    Gelen öğretmen, 9-10 yıl kalıyor, tayin filan düşünmüyor. Herkes kendini
    eğitime adamış. 'Dünyanın bütün çiçeklerini getirin' fark etmez. Öğretmenliği gerçekten seviyorum. Sizin orada sorun mu var dediniz?
  • Teyyar Demir
    ----------------
    BİTTİ