Öğretmenin dünyası...(3)

Kamu görevlilerinin kaçtığı doğuda öğretmen sayısı yetersiz. Bölgede çalışan kadronun yarısı stajyerler ya da askerler.

Gelen var, kalan az...
Doğu illerindeki öğretmenlerin dünyasına ve eğitim şartlarına bakınca siyasiler tarafından sık sık dile getirilen 'Türkiye'nin her yerinde eşit şartlarda eğitim' sözde kalıyor. Eğitim sistemindeki sorunlar ve öğretmenlerin sıkıntıları Doğu'da ikiye katlanıyor.
İlk atamalarında Doğu'ya gelen yüzlerce genç öğretmen, üniversiteden mezun olur olmaz 'öteki Türkiye' ile tanışıyor. Bazı illerdeki öğretmenlerin yarısı stajyer ve asker öğretmen. Kimi yoksulluğa, imkânsızlıklara karşı savaş veriyor kimi ideallerinden vazgeçerek birkaç yıl sonunda tayinini istiyor. Yani bölgeye sürekli yeni tayinler oluyor, okullardaki öğretmenler sıkıntıları aşıp tam anlamıyla eğitim vermeye başladıklarında bölgeyi terk ediyor. Öğrenciler, kitaplarını poşetlere koyup, montsuz, ayakkabısız kilometrelerce yol kat ediyor. Kısıtlı sosyal yaşam ve konut sıkıntısı Doğu'daki öğretmenin sıkıntıları arasında.
Terlik değiş-tokuşu...
Iğdır'da öğretmenlik yapan Meral Güneş, yaşanan sorunların en yakın tanıklarından biri. Çalıştığı okul Iğdır'ın kenar mahallelerinden birinde. Kendisini öğrencisine karşı yetersiz hissettiğini söyleyen Güneş, öğrencileri için gelecekle ilgili kaygıları olduğunu anlatıyor:
"Öğrencilerin çoğu ailelerine yardımcı olmak için çalışıyor. Kimi boyacılık yapıyor, kimi pastanede çalışıyor. Böyle olunca okula devam etmeleri de güçleşiyor. Özellikle nisan ayları, ailelerin çoğu göçebe hayatı yaşadığı için yaylalara çıkıyor. Sınıf mevcudu yarı yarıya azalıyor.
Bir kış günü okuldan eve giderken yolda tanık olduğum bir olay yoksulluğu en iyi şekilde anlatıyordu. Korkunç derecede yağmur yağıyordu. Okula girerken bir öğrencinin terlikle geldiğini gördüm. Ablası dersten çıktı. Ayaklarındakileri değiştiler. Ayakkabılarını kardeşine verdi ve terlikleri giyerek eve gitti.
Laboratuvarımız, kütüphanemiz yok. Kalorifer dairesinde tiyatro çalıştırıyoruz. Öğrencinin önlüğü, montu, ayakkabısı, kırtasiye malzemesi yok. Hiçbir öğrencime araç-gereç getirmediği için kızdığımı hatırlamıyorum,
çünkü 'yok'. Şehir içme suyu yok bu bölgede, tulumbayla su alıyor aileler. Tuvalet kokusu var. Müdür bey de okul için su bulmaya gidiyor. Bulaşıcı hastalığa yakalanabileceğimiz bir ortamda ders işliyoruz. Böyle bir ortamda eğitim veriyoruz ve bu öğrenciler üniversite sınavında diğerleriyle bir tutuluyor."
Meral Güneş, Iğdırlı olmasına, kentin yaşadığı sıkıntıları bilmesine rağmen "Psikolojim artık kaldırmıyor. Eve geldiğimde öğrencilerimin yaşantısı ile kendi çocuklarımın yaşantısı arasındaki farkı görünce çok üzülüyorum" diye konuşuyor.
Kampanya işe yaramadı
Batman'ın Balpınar Köyü'nde sosyal bilgiler öğretmeni olarak çalışan Hanifi Türkoğlu ise sosyal yaşamın kısıtlı olmasından yakınıyor. Batman'da sinema ve tiyatronun olmadığını belirten Türkoğlu, okulda yaşadığı en büyük problemin dil sorunu olduğunu belirtiyor:
"Çocuklar yedi yaşından sonra Türkçe öğreniyor. Öğrenciye kuş kelimesini öğretirken, kollarını kanatmış gibi açıp kapayarak anlatıyorsun. Cümle kuruyorsun, çocuk cümledeki kelimeleri anlamadığı için sözcüğün açıklamasını yapmak zorunda kalıyorsun. Müfredatlar çok kalabalık. Anlatılanlar çocukların yaşam standartlarıyla uyuşmuyor. Demokrasi konusunu ele aldığımızda İstanbul merkezde yaşayan bir öğrencinin demokrasiyi algılayış biçimi ile bizim anlattığımız demokrasi konularını köy şartlarında algılayış biçimi farklı. Okula gelen kız sayısı da çok az. Okulda kütüphane yok. Balpınar olarak Türkiye çapında kampanya başlattık ama bir kitap gelmiştir diyemem. Mayıstan sonra öğrenciler tarlalara gidiyor, eğitimleri onların şartlarına uyduruyoruz."
İletişim sorunu yaşanıyor
Eğitim-Sen Batman Şubesi, eğitim sekreteri Ercan Bayhan yaşanan sıkıntıları şöyle dile getiriyor:
"İlde bulunan yaklaşık 3 bin 500 öğretmenin 1500'ü asker ve stajyer. Oturmuş kadro bulmak çok zor. Öğretmenler en fazla iki-üç senede
geri gidiyor. Kısa sürede ayrılacakları düşüncesinde olduklarından şehre adapte olamıyorlar. Branş öğretmeni açığı çok fazla. İl dışından gelen öğretmenlar okula yeni başlayan öğrencilerle dil sorunu yüzünden
iletişim kurmakta zorluk çekiyor."
Bir bedende üç görev!
Eğitim-Sen Mardin Şube Başkanı Enver Ete, her yıl 800 civarında öğretmen atandığını, ama bir o kadar öğretmenin de kentten ayrıldığını vurgulayarak şöyle konuşuyor:
"Aydın'da 150 bin öğrenci 11 bin öğretmen var. Mardin'de 170 bin öğrenciye 5 bin öğretmen. Gelen tüm öğretmenler stajyer. Eğitim fakültesinden mezun bir arkadaşımızın ilk iki yılını deneyimli bir öğretmenin yanında stajla geçirmesi gerekiyor. Ama biz bu arkadaşları burada hem müdür hem öğretmen hem hizmetli yapıyoruz! Ders nasıl işlenir, sınav nasıl yapılır, öğrenciye nasıl davranılırı öğrenmek yerine bir köyün tüm sorumluluğunu veriyoruz.
Öğretmen konutları da sorunlu. İçecek su haftada bir akıyor veya
araçlarla su alınıyor. Aramızda para toplayıp lojmanlara kuyu kazdık."



'Zorunlu' çözüm mü?
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmenlik görevine 2000 yılından sonra başlayanları zorunlu hizmete tabi tutacak. Zorunlu hizmet birinci bölgede öğretmenlik yapan yaklaşık 16 bin öğretmeni kapsayacak.
Öğretmenler ise Doğu'daki kronik öğretmensizlik sorununu çözebilmek için, zorunlu hizmet yerine uygulaması yerine ücretlerde iyileştirme yapılması gerektiğini savunuyor.
Milli Eğitim Bakanlığı, 11 Haziran 2000 tarihinden sonra göreve başlayıp birinci hizmet bölgesindeki illerde görev yapan öğretmenleri, adaylıklarının kaldırılmış olması koşuluyla ikinci ve üçüncü hizmet bölgelerine atayacak. Eğitim Bir- Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu ise mecburi hizmet uygulamasını eleştirerek, "Amaç, doğuda öğretmensizlik sorununu gidermekse, bu, ücretlerde yapılacak ek iyileştirmelerle ve becayiş hakkının verilmesiyle sağlanabilirdi. Bu uygulamayla 16 bin öğretmen ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak huzursuz edildi" diye konuşuyor.
Eğitim-Sen 3 No'lu Şube Başkanı Ekber Işık da 1990'ların sonlarında zorunlu hizmetin kaldırıldığını vurgulayarak şöyle konuşuyor:
Askeri anlayışla 'çözüm'
"Doğudaki arkadaşın sıkıntıları bitmek bilmiyor. Öğretmen, doktor zorunlu hizmet yapsın ama devlet de sosyal görevini yapsın. Hayvan barınağını boşaltıp ders yaptığımız zamanları biliyorum. Devlet yapmadığı yatırımların faturasını bize biçiyor. Öncelikle doğudaki okulların fiziksel koşulları iyileştirilmeli. Mesleğini yapabileceği ortam sağlanınca zaten öğretmenler gönüllü olarak oraya gidecektir. Devlet askeri bir anlayışla bunu zorunlu kılıyor. Zorunlu hizmet geçmişte de yapıldı. Çözüm olsaydı sorunlar biterdi zaten."


Radikal okurları tartışıyor

Bekçilik yapıyoruz
Göreve başladığım iki yıldan beri mesleğimin niteliği hakkında vardığım yegâne sonuç; öğretmenler mevcut düzenin ya da düzensizliğin en iyi bekçileri. Düşünen sorgulayan öğrenci, bilimsel eğitim şu an ki sistemde sadece safsata. Öğretmen yedi yaşına gelen çocuğu annesinin ve toplumun sevgisiz kollarından alarak 11 yıl daha bekçilik edip (rahat dur, ayağa kalkma, sus, vatan, millet, devlet) herhangi bir sorun çıkarmadan bekçilik görevini askeriyeye ya da evlilik kurumuna devreden bir garip devlet memurudur. En iyi öğretmen, öğrenciyi uysallaştıran, onu emirlere uyan itaatkâr bir kişilik haline getiren kişi. Aileleri ve çocukları kandırıyoruz ama kendimizi kandırabiliyor muyuz?
  • Sami Türk, bilgisayar öğretmeni.

    Siyaset engel
    Ülkemizdeki mekânsal ve kültürel farklılıklar nedeniyle topyekûn bir erişmişliğe ulaştığımız söylenemez. Öğretmen olarak eğitim önünde en büyük sorun olarak siyaseti görüyorum. Siyasilerin eğitim sorununu hep nicelik olarak ele alması, nitelik yönünden eğitim sistemimizi gitgide zayıflatıyor.
    Daha özelde ise eğitim-öğretimin içeriğinde bilgi mi, erdem mi
    öncelikli olmalı sorunsalı ortaya çıkıyor. Cevabı biliyorum ama
    burası Türkiye.
  • Mustafa Raşit İnce, Konya, coğrafya öğretmeni

    İkili öğretim sorun
    Öğretmen olarak bizden iyi bir eğitim bekleniyorsa, yanılgı var. Acaba kaç kişi sabahın 5'inde uyanıyor ve 10'ar dakikalık teneffüslerle 40 dakika ders yapıyor. Taze beyinler nasıl sağlıklı eğitim alabilsin? İkili öğretimin açtığı yaralarla mı başarı bekleniyor. Üstelik körpe beyinleri bir de televizyon besleyince, öğretmenin fonksiyonu yok oluyor. Televizyon, biz öğretmenlerin önüne geçerek asıl eğitici oluyor
    ve bunda da hiçbir devlet yetkilisi uyaran olmuyor. Ciddi planlama yapılmadan ve bütçeden eğitime önemli yüzdelik pay ayrılmadan geleceğimiz olamaz.
  • Mehmet Beran

    Teknoloji fakirliği
    AB uyum yasaları çıkarılıyor ama okullarımız teknolojiye, çağa ve iyi yönetim modeline ulaşamıyor. Mevcut yasalar okul idarelerinde tıkanıyor. Bilgisayar kullanımında ilgisizlik had safhada. Okullarda bilgisayar olmaması bir yana, boşvermişci tavırla, nereye kadar eğitim olur. Matbaa 300 sene gecikirken, şimdi de bilgisayar, internet bize getirilmekte geciktiriliyor. Yazık olmuyor mu çocuklarımıza? Geleceğimizi karartmaya
    kimsenin hakkı yok.
  • Mehmet Koç

    Görüşlerinizi 100 kelimeyi geçmeyecek şekilde gönderin yayımlayalım. Faks: 0212 505 65 80 - dizi@radikal.com.tr
    -----------------------------------
    YARIN: Sözleşmeli öğretmenler