Öğretmenin dünyası...(4)

Meslekte her şey şansa bağlı

Herkes öğretmenlik yapmaya aday. Bir yanda bazı öğretmenler, branşlarında kadro olmadığı için atanamıyor, öte yanda acil ihtiyaçtan atanmış binlerce mühendis var.

Öğretmenlik 'kumar gibi'
Ufuk Vural'ın lise yıllarından beri bir ideali vardı. Fizik öğretmeni olmak. Ama o şimdi sınıf öğretmeni... "Ne kadar yeterli olduğum tartışılır" diyor. Vural, branşı dışında ders veren binlerce öğretmenden sadece biri.
Onlar, "En azından eğitim fakültesi mezunuyuz" derken, bir de öğretmenlik eğitimi almadan öğretmenlik yapanlar var. Ziraat, inşaat mühendisliği, işletme, matbaacılık mezunu olup öğretmenlik yapanlar, öğretmenler tarafından tepki görüyor. 1996-1997 eğitim yılında kimi alanlardaki öğretmen açığını kapatmak için 30 bin üniversite mezunu öğretmen olarak istiham edildi. Şimdi de çeşitli fakültelerden mezunlar, pedagojik formasyon eğitimi almadan da okullarda sözleşmeli öğretmen olarak çalışabiliyor. Sözleşmeli öğretmen ders saati başına maaş alıyor. Çoğu zaman aldıkları maaş, asgari ücretin altında...
Son sınıfta kariyer kararı!
Ufuk Vural, Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği Bölümü mezunu. Dört yıldır sınıf öğretmenliği yapıyor. Üniversite son sınıfa dek fizik öğretmenliği hayaliyle okuyan Vural, kendini nasıl sınıf öğretmeni olarak bulduğunu şöyle anlatıyor:
"Üniversitede bizden iki dönem üstteki arkadaşlarımızın artık fizik öğretmeni olarak atanmadığını, başka alanlarda atandığını duyduk. Hocalarımız da fizik öğretmenliğinin bir hayal olduğunu, işsiz kalmamamız için, üniversitede açılan sınıf öğretmenliği formasyon eğitimini almamızın iyi olacağını söyledi. Son sınıfta sınıf öğretmenliği formasyonu aldım. Türkçe, matematik, fen bilgisi ve okuma-yazma eğitimi ile ilgili dersler aldık. Fakat bu eğitimi kalabalık sınıflarda ve dört yılda verilen eğitimi ana temalarıyla yoğunlaştırılmış şekilde aldık."
Vural, sınıf öğretmeni olarak ilk dersinde bocalamış: "Karşımdaki öğrenciler çok küçüktü. Zaman zaman onların seviyesine inemeyeceğimi düşündüm. Usta-çırak ilişkisiyle mesleğimi öğrendim desem daha doğru. Ne kadar yeterli olduğumuz kesinlikle tartışılır. Fakat farklı branştan gelince başaramama korkusuyla daha fazla dikkat ediyor insan. Çocuk psikolojisi kitapları alıp çalışıyorum. Herhangi bir konu açıldığında çevremdeki öğretmenlerin 'Siz farklı bir branştansınız değil mi?' demesi baskı yaratıyor."
Branş değişikliği hakkı tanındığında fizik öğretmenliğine geçeceğini söyleyen Vural, "Meslekte 15. yıllık bir öğretmen arkadaşımız var. Esas branşı Fransızca öğretmenliği. Ama şu an kendi alanına geçer misin dediğinde, Fransızcadan hatırladığım kelime sayısı 15'i geçmez diyor. Benim içinde bu geçerli."
'Eğitim kalitesi düşüyor'
İnönü Üniversitesi Kimya Öğretmenliği Bölümü mezunu Barış Bayır da sınıf öğretmenliği yapıyor. Bayır, en azından fen bilgisi öğretmeni olarak
atanmayı beklemiş, olmamış.
Bir yıl işsiz kaldığını söyleyen Bayır, Marmara Üniversitesi'nde sadece bir dönem formasyon almış. Mesleğinin dördüncü yılında olan Barış öğretmen, 7-11 yaş grubundaki öğrencilerin psikolojilerinin, sorunlarının çok farklı olduğunu anlatıyor:
"Onların seviyesine inmekte çok zorlandım. Bir konuyu anlatırken nereden başlayacağımı, nasıl anlatacağımı şaşırdım. Yine de yeterli olduğumu düşünüyorum çünkü çok çaba sarf ediyorum" diye konuşuyor.
Bayır, "Maden mühendisi, orman mühendisi, işletme mezunu öğretmenler var. Bu da eğitimin kalitesini oldukça düşürüyor. Onlar da usta-çırak ilişkisiyle öğrenmeye çalışıyor. Gerçekten özverili arkadaşlar da var, ama nereye kadar? Üniversiteye alınan öğrenci sayısı azaltılmalı. İhtiyaç olmamasına rağmen her yıl yeni bölümler açılıyor" diyor.
'Mühendisliğe dönerim'
75. Yıl İlköğretim Okulu'nda çalışan Gülşen Özcan, inşaat mühendisliği mezunu, iş bulamayınca geçici bir süre için öğretmenliğe başvurmuş. Bu yıl resim derslerine girmeye başlayan Özcan, öğretmenliğe girişini ve sorunlarını anlatıyor:
"Bir yıl iş aradım. Bir sürü başvuru yaptım, ama sonuç gelmedi. Üniversite okuyup da sekreterlik yapmak yerine öğretmenlik yapmak daha cazip geldi. Ancak idealim inşaat mühendisliği. Okuldan sonra bir inşaat mühendisliği bürosuna gidip para almadan çalışıyorum. Tecrübe kazanmaya çalışıyorum.
Öğrencilerle ilk önce iletişim kuramadım. Öğretmenliğin sabır gerektiren bir meslek olduğunu anladım. Saat ücreti olarak maaş alıyorum. Ancak araya tatiller giriyor ders saati azalınca tam para alamıyorum. Bir kere 345 milyon lira aldım onun dışında daha düşük maaş aldım. Öğretim olmasa da, eğitim verdiğimi düşünüyorum. İş imkânı olursa alanıma geçeceğim."
O, öğretmenlikte kalacak
Aynı okulda sözleşmeli öğretmen olarak çalışan radyo televizyon bölümü mezunu Saniye Özkan ise, Türkçe derslerine giriyor. Çeşitli sektörlerde çalıştıktan sonra öğretmenlik yapmaya karar veren Özkan, "Okulunu okumadan öğretmenlik yapılması çok doğru bir şey olmayabilir ama ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum" diyor.
Öğretmenlik mesleğini devam ettirmek isteyen Özkan, tezsiz yükseklisans yaparak ve devlet memurluğu sınavına girerek kadrolu öğretmen olarak yoluna devam etmek istiyor. İlk başta kaygıları olduğunu anlatan Özkan, şöyle konuşuyor:
"Biraz çocuk psikolojisinden anlıyorsanız, hangi kaynaklardan yararlanacağınızı biliyorsanız sorun olmuyor. Kendimi yetersiz hissetmemek için, öğrenciden fazla ders çalışıyorum. Öğretmenlik zor ama özel sektörle karşılaştırdığımda özellikle bir kadın için öğretmenliğin daha
iyi olduğunu düşünüyorum. Sözleşmeli öğretmen maksimum haftada 30 saat derse girebiliyor. Ders saati ücreti 2-2.5 milyon lira arasında."



Herkesin 'Yaparım' dediği meslek
  • Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer: Öncelikle farklı branşlardaki öğretmenlerin kendi branşlarına geçirilmesi gerek. 1997 yılında 30 bine yakın kişi öğretmen olarak atandı. Baytar, hemşire doktor ne bulduysalar atadılar. Atananların çoğu da sınıf öğretmeni oldu. Türkiye'de en önemli sorun hedeflerle arz ve talep dengesinin bir türlü kurulamaması. Ancak son yıllarda ihtiyaç olan branşlarda öğretmen yetiştirmeye özen gösteriyorlar.
    İki ayrı fakülte var ama...
  • Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sema Ergezen: Eğitim fakülteli olmayanlar kanunen öğretmen yapılamaz. Fen-edebiyat fakültesi öğrencileri 1.5 yıl tezsiz, yükseklisans eğitimiyle öğretmen oluyor. Önceki senelerde sınıf öğretmeni açığı çok fazlaydı. Bu yüzden sınıf öğretmenliği okumayanlar da göreve başladı, ama bu çok yanlış. Hiç yoktan iyidir diye atadılar. Artık kendi bölümü dışında atama yapılmıyor. Bundan sonra planlanarak yapılmalı ama işin içine politika da giriyor. Eğitim fakültesi öğrencileri üç yıl fen-edebiyat fakültesinde okuyor. 1.5 yıl eğitim fakültesinde ders alıyor. Fen edebiyat fakültesi öğrencileri de böyle okuyor. Aslında aynı staj, aynı eğitim veriliyor. İkisinin de olmasının ne anlamı var bilmiyoruz. Ya eğitim fakültelerine kimse alınmamalı ya da fen-edebiyatlara.
    20 yıllık erozyon
  • Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fatma Gök: Eğitim bilimlerinde geliştirilen bilgi birikimine göre, öğretmenlik çok özel bir meslek ve çok donanımlı olmayı gerektiriyor. Ama öğretmenlik mesleği son 20 sene içinde erozyona uğradı. Herkesin öğretmenliği girebileceği bir meslek olarak görmesi statüyü düşürüyor.
    Pedagojik formasyonu olmayan insanları çocuklarla karşı karşıya getiriyoruz. Mecbur kalındığı için donanımsız kişileri almış olabiliriz ama sürekli o kişileri yetiştirmemiz lazım. Bu da yapılmıyor.


    Radikal okurları tartışıyor
    Toplumsal sorumluluk
    Cumhuriyet'in ilk 30 yılında toplumsal sorumluluk duygusu güçlüydü. Bu durum eğitim-öğretim kurumlarına da yansımaktaydı. Eğitim kurumlarında görev almak, 'ücretsiz işçi'lik biçiminde olsa dahi önemliydi. Toplumsal dayanışma duygusu yerini 1980'lerde resmen teşvik edilen yeni düşünme biçimine bıraktı. 'Biz'in yerini 'ben' aldı. 'Benim notum, kariyerim, gelirim, hedefim.' Şimdiki öğrencilerde 'sınıflarını temiz tutma' bile bir sorundur. Onlar kirletebilirler, kimin temizleyeceği önemli değil. Öğrencinin yerine eğitim yöneticisini koyun, fazla bir şey değişmeyecektir. Bugünkü öğretmen de toplumsal sorumluluk duygusuyla
    yüklü ama bu duyguya ihanete zorlanan bir figürdür. Sorunu anlamak için biraz bu 'toplumsal pencere'den bakmalı.
  • Şükrü Aslan, felsefe öğretmeni

    Öğretmen açığı yok
    Öğretmenler bugün kamu istihdamının üçte birini oluşturuyor ve şartlarımızın düzelmesine bu yüksek sayı kanımca engel oluşturuyor. Öğretmenlik artık istihdam alanı gibi görülmeye başlandı. Bence öğretmen açığı yok; öğretmenleri ülke genelinde dengeli yayma sorunu var. Norm kadro uygulaması çare olmadı. Her türlü harcama kaleminini AB standartlarında fiyatla karşılaştıran öğretmen, Avrupa'dakilerin komik bulacağı ücreti alıyor. Gezemiyor, kendini geliştiremiyor ve mutlu olamıyor.
  • Cafer Erdoğan, edebiyat öğretmeni

    Vicdan meselesi
    Erzurum'un Aşkale ilçesinin Ortabahçe Köyü'nde iki yıldır öğretmenlik yapıyorum. Meslekte de ikinci yılım ama öyle çok şey yaşadım ki 20'nci yıl gibi... 25 ve 27 Mart 2004 tarihlerinde meydana gelen depremlerle köyümüz yerle bir oldu. Herkes olaydan sonra bir yerlere gitti ama ben gidemedim çünkü öğrencilerimi bırakamadım. Öğretmenlik vicdan meselesidir. Eğitim ordusunun bir neferi olmaktan gurur duyuyorum.
  • Nigar Coşar

    Biz nasıl atanacağız?
    Malatya İnönü Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü son sınıf ögrencisiyim. Bizim bölümden geçen yıl atanan kişi sayısı 2 bin 300 kişi iken bu yıl atananlarının sayısının 200'de kalması çok ilginç. Hükümetin tam yerel seçimlerden önce 500 kişi ataması daha da ilginç. Şimdi daha iyi anlıyorum ki, her şey ağzımıza çalınan bir parmak baldı. Eğer reform yapılmazsa psikolojisi bozuk bir gençlik olup çıkacağız. Eğer yaşlı yüzler emekli olmazsa nasıl öğretmen olacağız? Atanan 200 kişi kim olursa olsun geride kalanlar ne olacak?
  • Volkan Bozkurt

    Görüşlerinizi 100 kelimeyi geçmeyecek şekilde gönderin yayımlayalım. Faks: 0212 505 65 80 - dizi@radikal.com.tr
    -----------------------------
    YARIN: Eğitimde taciz