Öğretmenin dünyası...(5)

Okul müdürünün beni şunun bunun altına yatan kadın diye anlattığı öğrencilerin sınıfına giriyorum. Onlara ders anlatmakta, otorite kurmakta zorlanıyorum.

Kadınlar 'Taciz var' diyor
Okul müdürünün beni şunun bunun altına yatan kadın diye anlattığı öğrencilerin sınıfına giriyorum. Onlara ders anlatmakta, otorite kurmakta zorlanıyorum. Başka bir öğretmen arkadaşımıza odasında dayak attırdı, herkesin pencereden görebileceği şekilde. Diğer öğretmenler bizlere yapılanları gördükçe korktu." Bu cümleler, İstanbul'da eğitim veren bir öğretmene ait.
Eğitim-Sen'in, 2003'te Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ile yürüttüğü araştırmaya katılan kadın öğretmenlerin yüzde 15'i işyerinde tacize uğradığını söyledi.
Yukarıdaki öğretmenin anlattığı olaysa, sonuçları okuldan mahkemeye uzanan laşan az sayıdaki vakadan biri. Aynı okulda görev yapan bir kadın öğretmenin iddiasına göre, okuldaki olaylar şöyle gelişti:
"29 Ekim 2001'de okulumuzda hep mehter marşı çalındı. Bir kadın öğretmen arkadaşımız okul müdürünün odasına girdi ve 'Müdür bey, günün anlam ve önemine uygun 10. Yıl Marşı dinletsek olmaz mıydı?' dedi. Öğretmen bunu der demez, müdür büyük bir hırsla kadın öğretmeni kolundan tutup kapıya kadar sürükledi. Ben panik olmuş durumdaydım, 'Ne yapıyorsunuz' dedim. Müdür, 'Siz kendinizi ne sanıyorsunuz, ne istersem çalarım' diye bağırdı. Bu sesler üzerine birkaç öğretmen daha geldi. Müdür marşların olduğu kasedi eline alarak fırlattı, kadın öğretmene hakaretler yağdırdı. Şiddet gören öğretmen ilçe milli eğitim müdürlüğüne ve savcılığa suç duyurusunda bulundu."
Şikâyetçiye ihtar verildi
Müdür aleyhine Beyoğlu Sulh ve Ceza Mahkemesi'nde dava açan diğer kadın öğretmen ise tehdit edildiklerini öne sürdü:
"Öğretmenler tanık olmaya gitmeden önce müdür, herkesle birebir görüşerek tanıklık ederlerse başlarına neler gelebileceğini söyledi. Tehditler yağdırdı. Bir gün odasına beni çağırdı. Oturmam için koltuğu gösterdi, ayağa kalktı, kapıyı kapattı. Bir anda yüzümü ellerinin içine aldı, neredeyse suratına yapıştıracak yakınlıkta tutup, 'Bak bakayım yüzüme' dedi. O anda gözüm karardı, eline vurdum. 'Ne yaptığınızı sanıyorsunuz' dedim. Sonra ilçe milli eğitim müdürlüğü tarafından çağrıldık. Biz soruşturma için ifade vermeye gittiğimizi sanıyorduk, ama karşımıza müdür tarafından verilmiş bir dilekçe çıktı. 'Dört sendikalı öğretmen odamı bastı, ölüm tehditi aldım' diye dilekçe vermiş. Şiddet olayına tanık olanlardan dördümüz sendikalıydık. Olayla ilgili bir tek dört öğretmen gerçekleri anlattı. Diğerleri okul müdürüne yüklenmeden ifade verdi. Arkadaşa İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nden ihtar verildi."
Marş yüzünden müdürle tartışınca şiddete maruz kalan öğretmen arkadaşının mağdurken suçlu duruma düştüğünü öne süren öğretmen, müdürün tacizlerinin ise çok daha eskiye dayandığını iddia etti:
'Üç yılda 10 öğretmen gitti'
"Son olay bardağı taşıran damla oldu. Müdür belli boyutlarda taciz eder öğretmenleri. Her gün öğretmenler odasına gelir bütün kadın öğretmenleri öperdi. Sık sık odasına çağırıp, 'Falanca yazısı var' deyip, özel hayatla ilgili sorular sorar. Odadan içeri girince tokalaşmaya gelir, eli omuzunuza kadar çıkar. Bahaneler bulup ev ve cep telefonundan arıyor. Okulda her gün bize soruşturma açtı. 'Kırmızı ayakkabı giydin, nöbetlerini tutmadın'. Öğrencileri asılsız iddialar içeren dilekçelere imza atmaya zorladı. Okuldaki iki müdür yardımcısını öyle bezdirdi ki, ikisi de istifa etti. Müdür üç yıldır görevde. Bu sürede yaklaşık 10 öğretmen tayinini istedi. Biz istemedik, çünkü böyle bırakıp gitmek istemedik."
'Servis aracını üstüme sürdüler'
Aynı öğretmen, tacizlerin son olaylarla cana kasta kadar vardığını öne sürüyor:
"Oğlum akşam 18.00 gibi servisle eve geliyor. Aşağı inip servisten oğlumu aldım. İki arkdaşım da balkondan bakıyordu. Birden çığlıklar duydum, bana seslendiklerini anlamadım. Başımı kaldırdığım an araba bana çarparak geçti, dizlerimin üstüne düştüm oğlumla birlikte. Arabada okul müdürü ve yabancı biri vardı. Dava açtım. Öğretmenlerin tümünü sindirdi. Başka bir arkadaşımıza odasında dayak attırdı." Öğretmenin müdür aleyhine 'müessir
fiil'den açtığı dava, Beyoğlu Sulh ve Ceza Mahkemesi'nde sürüyor.
Birol, ablan evi süpürmezse ne olur?
Eğitim-Sen 3 No'lu Şube Kadın Sekreteri Hatice Karabay yedi yıldan beri sınıf öğretmenliği yapıyor. Karabay, mesleğe yeni başladığı dönemlerde, özellikle ilk görev yeri olan Kasımpaşa'da çok büyük sıkıntılar yaşadığını söylüyor:
"Kılık kıyafetime bile karışılıyordu. Eteğimin boyu her gün mercek altına alınıyordu. Okula pantolon götürür dersten sonra giyerdim. Özellikle öğretmen odalarında da tacizler oluyor. Şube olarak yaşadığımız taciz durumlarıyla hukuksal mücadelemizi devam ettiriyoruz. Kabul edilir olan evli kadın ya da evli erkek öğretmen. Sık sık 'Ne zaman evleneceksin' sorularıyla karşılaşıyorum."
23 yıldır öğretmenlik yapan Nebahat Ak'ı en çok rahatsız edense ders kitaplarındaki cinsiyetçi ayrım. Kadın olarak bu ayrımı uygulayan olmaktan sıkıntı duyduğunu anlatan Ak, ayrımcılıkla ilgili sıkıntılarını şöyle dile getiriyor:
"Çocuklara okumayı hâlâ 'Birol, ablan evi süpürdü mü?' fişleriyle öğretiyoruz. Tarih dersinde Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılma nedenleri arasında kadınların siyasi olaylara karışması gibi bir madde var mesela!
Öğretmenlik kadını sıkıştıran bir meslek, dışarıdan görüldüğü gibi değil. Okulda geçirdiğiniz yarım gün içinde aslında bir günlük performans harcıyorsunuz. Eve gittiğimde, çocuklarımla ilgilenemiyorum, okulda öğrencilerime gösterdiğim sabrı kendi çocuklarıma gösteremiyorum. Altı saat mesai gibi görünüyor ama ben 16 saat mesai yapıyorum. Hep ayaktayım, sabah altıda kalkıyorum akşam 10'a kadar da ayaktayım."
Cinsiyet ayrımcılığı 'tepe'ye yansıyor
Eğitim-Sen'in Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi ile 2003 yılında 24 ilde 1853 kadın ile görüşerek yaptığı araştırma, eğitim sektöründe çalışan kadınların sıkıntılarını gözler önüne seriyor.
Araştırmaya göre, kadınların yüzde 40.1'i işe almada, yüzde 32'si terfi ve atamalarda, yüzde 17'si hizmet içi eğitimden yararlanmada, yüzde 26.1'i ücret ve çeşitli ödemelerde, yüzde 15.1'i işten çıkarmada, yüzde 3.9'u ise emeklilikte ayrımcılık yapıldığını söylüyor. Yöneticilerin çoğunluğunun erkek olmasını ise kadınların yüzde 48'i en rahatsız edici cinsiyetçi ayrımcılık diye tanımlıyor.
İşyerinde cinsel tacizle karşılaştığını söyleyen kadınların oranı yüzde 15. Taciz şekilleri genellikle 'kadın cinselliği ile ilgili imalı söz ve şakalar, 'kadınları aşağılayıp, dalga geçme' şeklinde. Cinsel tacize uğrayan kadınlarınsa sadece yüzde 8.4'ü şikâyette bulunuyor. Kadınlardan yüzde 16.8'i tacize karşı sessiz kaldığını söylerken, yüzde 75.2'si yaşadıklarını yalnızca arkadaşlarıyla paylaşıyor.
Kadınların yüzde 66.6'sı ev ve aile yaşamının tüm sorumluluğunu üstlenmekten olumsuz etkileniyor.
Tacize karşı erkeksi ol!
Lisede edebiyat öğretmenliği yapan Eğitim Sen 3 No'lu Şube Örgütlenme Sekreteri Ebru Yıldırım, kadına toplumda yüklenen rollerin gerçekleştirilmesi için sekreterlik, hemşirelik ve öğretmenlik gibi mesleklerin kadın mesleği olarak alğılandığını vurguluyor. Yıldırım, "Bu, cinsiyetçi bir yaklaşım. Ben bunun böyle algılanmamasını savunanlardanım. Kadın öğretmen arkadaşların bir kısmıda bunu böyle içselleştirmiş" diyor.
Yıldırım'a göre toplumun kadına yüklediği anlamla lisedeki öğrencinin yüklediği anlam arasında da çok büyük bir fark yok:
"Öğrencilerde de cinsiyetçi bir yaklaşım var. Toplumda hâkim olan erkek egemen anlayış otomatikman öğretmen odalarına yansıyor. Yapılan espriler, kullanılan kelimeler toplumun yaklaşımından farklı olmuyor.
Sözlü ve fiziksel tacize varan şeyler yaşanıyor. İdari kadrodaki kadın arkadaşlar, çok ciddiye alınmıyor. Okulda bir erkek iki kadın müdür yardımcısı varsa, sorunlar erkek müdür yardımcısı ile çözülmeye çalışılıyor.
Mesleğin ilk yıllarında hem genç hem de kadın olmak dezavantaja dönüşebiliyor. Bunu aşabilmek için ortaya koyacağınız kimliğinizde birazcık daha erkeksi bir tavır talebi gözlemlemek mümkün. İdari kadro, o erkeksi tavrı gördüğünde biraz daha ciddiye alıyor sizi. Bekâr bir kadın öğretmene yaklaşımla evli bir kadın öğretmene yaklaşım aynı değil. Bekâr ve yaşı ilerlemiş bir kadın öğretmenin ortamda, evli olmaması sorgulanıyor. Boşanmış kadını durumu ise çok daha zor."
Radikal okurları tartışıyor
Çürüyoruz
Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nden mezun oldum. Üstelik üç yıl formasyon dersleri aldım. Fakat fen-edebiyat mezunlarının öğretmenlik hakkı elde edebilmeleri için gerekli olan tezsiz yükseklisans programını almak zorunda kaldım. Geçen yıl felsefe ve sosyoloji mezunlarının rehberlik ve psikolojik danışmanlığa atamaları yapıldı. Bu yılki KPSS'de bu hakkımız elimizden alındı. Toplam 4.5 yıl eğitim dersleri okudum, hâlâ milli eğitim bizleri sınava tabi tutuyor. Soruyorum, ne olacak bu binlerce işsiz öğretmenin hali? Eğitime en büyük katkımızın olacağı bu yaşlarda limana demir atmış köhne sandallar gibi çürümeye terk ediliyoruz.

  • Gülsüm Kuruş, felsefe öğretmeni

    Genç öğretmene yazık
    Bu tayin döneminde zorunlu hizmete tabi oldukları için birçok öğretmen ikinci veya üçüncü bölgelere gönderilecek. Bu öğretmenlere son çıkan harcırah yönetmeliğine göre yolluk verilmeyecek. Bu öğretmenler ya üç yıllık ya da dört yıllık öğretmenlerdir. Çoğu yeni evlendikleri için ekonomik zorluk içindedirler. Zaten ekonomik açıdan mağdur haldeki bu öğretmenleri bir de taşınmanın getireceği ekonomik sıkıntılar çıkmaza sokacaktır. Bu durumun ilgililerce dikkate alınması gerekir.
  • Gökhan Gökçe

    Ya 20 bin sözleşmeli?
    Sözleşmeli öğretmenlik, eğitim alanında ucuz iş-gücünden yararlanmanın bir biçimi. Çalışma koşulları kadrolularla aynı olan bu öğretmenler, ayda ortalama 100-200 milyon ücret almaktadır. Resmi olsun olmasın tatillerde ücretler kesiliyor. Ücretimizden kesilen parayla yapılan sigortadansa bir haftalık çalışma, bir günlük sigortayı karşıladığı için yararlanamıyoruz. En önemlisi sendikaya üye olamıyoruz. Sömürülen emek artarken, artık sayıları 20 binleri bulmuşken sözleşmelilerin de sendikalaşıp bu sömürü ile mücadele etme gereği kaçınılmaz olmuştur.
  • Döne Şahan

    Her yer görev yeri
    Bizleri bir ışık olarak gören, modern hayatın meyvelerinden henüz tatmamış Ali, Veli, Ayşe... 'Zorunlu hizmet bölgesine gönderilecek öğretmenler, tedirginlikten işlerini yapamıyor' paragrafını gazeteden okudularsa inanmak istemeyeceklerdir. Ben, sen, o gitmezse kim gidecek? Belki tüm hayatlarını geçirecekleri köylerinde iki-üç yıl kalmazsak hayatın şehir merkezlerinden ibaret olduğunu sanan gözlerle nasıl geniş bir çerçevede olaylara yaklaşacağız? Ücretlerimizi tartışalım, sosyal haklarımızı arayalım ama lütfen görev yapacağımız yerleri tartışmayalım. Öğretmensek her yerde, değilsek...
  • Fatih Gök

    Görüşlerinizi 100 kelimeyi geçmeyecek şekilde gönderin yayımlayalım. Faks: 0212 505 65 80-dizi@radikal.com.tr
    ---------------------------------
    YARIN: Genç öğretmenlerin hayalleri