Öğretmenin dünyası...(6)

Her yıl eğitim fakültelerinden mezun olan binlerce öğretmen adayı, üniversitede gördüğü eğitim ile Türkiye'nin eğitim sistemi arasındaki farkı görünce hayal kırıklığına uğruyor. Hepsinin ortak sıkıntısı ciddiye alınmamaları.

Kapı kapalı olsun da!
Her yıl eğitim fakültelerinden mezun olan binlerce öğretmen adayı, üniversitede gördüğü eğitim ile Türkiye'nin eğitim sistemi arasındaki farkı görünce hayal kırıklığına uğruyor. Hepsinin ortak sıkıntısı ciddiye alınmamaları.
Özgül Güngör, 23 yaşında, mesleğe yedi ay önce adım atan bir öğretmen. Güngör, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü'nden mezun olunca İstanbul, Halkalı'da başlamış öğretmenliğe. Aldığı eğitimle, öğretmen olunca gördükleri arasındaki uçurum, ilk hayal kırıklığı olmuş:
Dilbilimi kim ne yapsın?
"Fakültede aldığım dersler şu an beni bunalıma sürüklemekten başka bir işe yaramadı. Dilbilim, metin çözümlemeleri... Öğrencilere bunları vermem ki, onların tek istediği mecburi eğitimi bir an önce tamamlayıp, ailelerine destek olmak için çalışmak."
40 kişilik sınıflarda derslere giren Güngör, önüne yüksek bir bürokrasi duvarı örüldüğünü belirtiyor: "Bu engeli nasıl aşacağım diye düşünmekten dersi düşünemiyorum. Bazen sadece kırtasiyecilik yaptığımı düşünüyorum. 'O kâğıdı al, oraya götür, imzalat... Beni en çok rahatsız eden şeyse kendimi geliştirememek. Kendime bile faydalı olamıyorum. Düşünüyorum, önümdeki uzun yıllara bakıyorum. Sürekli böyle geçecek hayatım. Kendimi geliştirmeye fırsat bulamıyorum. Eve döndüğümde yorgun olyorum, kitap okumaya vakit bulamıyorum."
Mesleğe başlayan tüm genç öğretmenlerin yaşadığı 'Sen küçüksün bilmezsin' tavrıyla Özgül öğretmen de karşılaşmış: "En büyük hayal kırıklığım idarecilerin tavrıydı. 'Sen küçüksün. Daha yeni başladın, biz ne dersek yapmalısın' tavrı oldu. Benim verdiğim kararları, onların kişiliklerine karşı algıladılar ve araya bir duvar ördüler. Benim en çok yardıma muhtaç olduğum zamanda beni bütün sorunlarla baş başa bıraktılar. Diğer öğretmenlerin bakış açısı da genç öğretmenlerin otorite kuramayacağı yönünde. Deneyimli öğretmenler artık bir boşvermişlik içinde..."
29 yaşındaki Türkçe öğretmeni Eylem Esnek de umudunu yitirmek üzere olan eğitimcilerden... Yedi yıldır öğretmen olan Esnek, "Gerçekler, ideallerle çatışıyor" diyor: "Göreve başladığım ilk okulumda 60 kişilik sınıflarda eğitim verdim. Bana rehberlik yapacak bir öğretmen de yoktu. Hayallerim vardı. Herkesin sanatla uğraşmasını istiyordum, okuma sevgisini geliştirmek istiyordum. Ama öğrencilerin eğitim seviyeleri çok kötü, maddi durumları da öyle. 'Kitap al' diyemiyorsun. Okul yönetiminin de 'Sen sınıfa git ne yaparsan yap, yeter ki o kapı kapalı olsun' yaklaşımı vardı."
Esnek de pek çok öğretmen gibi müfredattan yana dertli: "Çocukların eğitim seviyesi çok düşük. Altıncı sınıfta okuma yazma bilmeyen çocuklar oluyor. Müfredat sıkıştırıyor bizi. Bir taraftan konuları yetiştirmek zorundasın, ama öbür tarafta da çocukların eğitim seviyesi var. İki arada bir derede kalıyorsunuz. Kendimi sistemden dolayı yetersiz hissettiğim oluyor ama elimden gelen her şeyi yapıyorum."
Zaman zaman sorunlara karşı duyarsızlaşma yaşadığını açıkça dile getiren Esnek, şöyle devam ediyor:
"Öğrenciyi yönlendireceğin alanların olmaması, rehberlik öğretmenlerinin olmaması, okul-veli işbirliğinin olmaması yüzünden bazen çok çaresiz hissediyorsun kendini. Daha tecrübeli öğretmenler 'Nasıl olsa sen de sisteme uyacaksın' diyor. Okulda yapılması gereken bir tatbikat için bile sorunlar çıkıyor. Bir şey yapılmak istendiğinde bir sürü engel oluyor karşınızda. Öte yandan medyanın öğrencileri çok fazla etkilediğini görüyorsunuz. Dizilerden başka bir şey seyretmiyorlar. İstifa etmeyi düşündüm, sonra birkaç öğrenciye bile ulaşsam beni mutlu edecekti, istifadan vazgeçtim."
Dayak ne kötü derken...
Eylem öğretmene göre okulda şiddet var: "Eğitim fakültesinden bir arkadaşımız vardı. Öğrenciyken, 'Öğretmenler dayak atıyor' haberlerini ne kadar kötü diye izliyordu. Meslekte ikinci senesinde dayak atmaya başladı. Şimdi televizyonda bu tür haberleri izlediğinde, 'Öğrenci acaba öğretmene ne yaptı da, öğretmeni çıldırttı' diye düşünüyormuş. Göreve başladığımda ben de şiddet uyguladım. Bu yüzden çok utanç duydum. Diğer öğretmenler 'Baş edemezsin dayak atarsın' diyorlar. Artık dayak atmıyorum. Kendimle gurur duyuyorum çünkü bu ortamda çok zor."



Profesörsüz fakülte
Mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin sıkıntı çekmesinin sebeplerinden biri de eğitim fakültelerindeki öğretim üyesi sayısı azlığı ve pratik eksikliği. Türkiye'de eğitim fakültelerinden her yıl 37 bin kişi mezun oluyor. Fakültelerde öğretim üyesi başına 35, Almanya'da ise sekiz öğrenci düşüyor. Eğitim-Sen'in öğretmen yetiştiren 78 mesleki teknik eğitim, teknik eğitim, eğitim bilimleri ve eğitim fakülteleriyle ilgili araştırmasına göre, 30 eğitim fakültesinde doçent, 19'unda profesör yok. 41 eğitim fakültesinde kadın profesör ve doçent, dört eğitim fakültesinde ise bir tek kadın öğretim elemanı bulunmuyor.


Radikal okurları tartışıyor

'Rehber'siz olmuyor
Ben şehir merkezinde taşımalı eğitim yapan bir okulda sınıf öğretmeniyim. 18 köyden 600 öğrenci geliyor. Mahallenin öğrencileriyle birlikte
1250 çocuğumuza eğitim verilmeye çalışılıyor. Sorunlar bir tane değil. Ancak öncelikle dikkat çekeceğim konu rehberlik. Farklı aile, köy, ekonomik ve sosyal yapıların bir araya getirdiği çocuklarımız için rehber öğretmenin olmayışı sonucu, ciddi bir eğitim sıçraması olamamakta. Zaten dil problemi başlı başına bir sorunken çocuklarımızı sınav psikolojisinden arındıracak ve hayata hazırlayacak rehberlik uzmanının olmaması üzücü. Rehber öğretmen, eğitimin temel vazgeçilmezidir. Taşımalı eğitim içinse acil bir ihtiyaçtır.
  • Mustafa Onur

    25 yıllık öğretmenim...
    Eğitim programlarının sürekli değişimiyle üretemeyen, kendini ifade edemeyen, bencil bireyler yetiştiriyoruz. Biz yıllarca test çözen, ezberleyen insanla yetiştirdik. Problem çözen insanlar yetiştirseydik bugün öğretmenlerin sorunlarını konuşuyor olmazdık. Sadece ücretlerin artırılması sorunu çözmez. Bizim saygınlığımız yaptığımız meslektir. Bundan 50-60 yıl önce öğretmenin saygınlığı aldığı ücret miydi yoksa yetişen insanların oluşturduğu dünya mıydı? Ben 25 yıllık öğretmenim, ilkokulu 40 sene önce okudum ama bugün okullarda değişen pek fazla bir şey yok. Oysa 40 yılda dünyada o kadar büyük değişiklikler oldu ki.
  • Özkan Şanal,Erzincan

    Görüşlerinizi 100 kelimeyi geçmeyecek şekilde gönderin yayımlayalım. Faks: 0212 505 65 80-dizi@radikal.com.tr
    -----------------------------------
    YARIN: Öğretmenler ve sendika