Öğretmenin dünyası...(7)

Güldal Özpıranga, Eğitim-Sen üyesi bir sınıf öğretmeni. Sendikalı öğretmenlere sürgüne kadar varan cezalar verildiğini söylüyor: "Bazı okullarda panolara asılan sendikaların yazıları çıkarılıyor.

Sendika var, peki sonuç?
Güldal Özpıranga, Eğitim-Sen üyesi bir sınıf öğretmeni. Sendikalı öğretmenlere sürgüne kadar varan cezalar verildiğini söylüyor: "Bazı okullarda panolara asılan sendikaların yazıları çıkarılıyor. Oysa bu yazıları asmak yasal. Okullarda bir sendika odasının olması gerekiyor. Benim okulum dahil hiçbir okulda yok. Türkiye'de bir sendikal bir eylem yapıyorsunuz, karşılığında 30'da bir maaş kesim cezası alırsınız. Okul müdürlerinin büyük kısmı, sendikalı öğretmenlere sıcak bakmıyor. Çünkü örgütlü öğretmen demek hakkını arayan öğretmen demek. Sürgüne kadar varan cezalarla karşılaşıyoruz."
Türkiye'de öğretmenlerin yüzde 50'si sendikalı. Yani her iki öğretmenden biri sendika üyesi. Ama öğretmenlerin grev ve toplusözleşme hakları yok. Sendika odası olan okul bulmak zor, öğretmenler yönetimin sendikalı öğretmene mesafeli durduğunu söylüyor.
Başkan Mustafa Kemal
Türkiye'de eğitim emekçilerinin örgütlenme tarihi 1908 yılına kadar uzanıyor. İlk örgüt, 1908 yılında Encümen-i Muallim (Öğretmen Topluluğu) adıyla kuruldu. 1914'de Muallimler Cemiyeti açıldı. 1 Mart 1920'de ilk grev gerçekleştirildi. İstanbul İlkokul Öğretmenleri tam 14 gün süren bir grev yaptı. 1921'te ise, Mustafa Kemal'in fahri başkanlığını yaptığı Türkiye Muallimler ve Muallimeler Cemiyetler Birliği kuruldu. Takrir-i Sükun Yasası'nın etkisiyle 1922 ile 1946 yıllarında örgütsüzlük dönemi yaşandı. 1954'de kurulan Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖDMF) 1963'te yaptığı 'Büyük Eğitim Mitingi' ile eğitim alanında büyük değişikliklerin yaşanmasına sebep oldu. Mitingin ardından dönemin Maliye Bakanı Ferit Melin ve Milli Eğitim Bakanı Şevket Ratip Hatipoğlu istifa etti. Ders ücretleri ve eğitim ödeneği yasaları çıkarıldı ve öğretmenlerin aylıklarında yüzde 35 artış oldu.
1965'te kurulan Türkiye Öğretmenler Sendikası, 12 Mart 1971 darbesinden sonra kapatıldı. Aynı yılın eylül ayında Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) kuruldu. TÖB-DER 1980 darbesine kadar varlığını sürdürdü. 80 sonrası sekiz yıl eğitim işkolunda örgütlenme faaliyeti yaşanmadı.
Ve 1988'de Eğit-Der kuruldu. 1990'lı yıllarda ise üç sendika birden kuruldu: Eğitim-Sen, Türk Eğitim-Sen ile Eğitim Bir-Sen. Bu üç sendika öğretmenlerin haklarını örgütlü biçimde savunmak için faaliyetlerini sürdürüyor.
'Sahte sendika yasası'
Öğretmenlere 2001'de çıkarılan 4688 No'lu Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu ile sendika hakkı verildi. Ancak tüm kamu görevlilerini kapsayan yasada toplusözleşme ve grev hakkı yok. Örgütlü öğretmenler, 'Sahte sendika yasası' dedikleri yasaya tepkilerini eylemlerle gösterdi, gösteriyor.



AB için 'göstermelik' haklar
Eğitim camiasındaki sendikalardan Eğitim Bir Sen, 1992 yılında kuruldu. Şu anda 53 bin üyesi bulunuyor. Sendikanın genel başkanı Ahmet Gündoğdu, 2001 yılında çıkan 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu hakkında hükümetin bu yasayı, 'AB istiyor, yasa çıkaralım ama başımıza iş açmayalım. Grevsiz, toplusözleşmesiz demokratik özürlü bir yasa olsun' mantığıyla çıkardığını söylüyor. Gündoğdu, sendika alanındaki sıkıntılarını şöyle özetliyor:
'Başkaları çalışsın' mantığı
"İki yasadan sıkıntı çekiyoruz. Birincisi öğretmenlerin özgür düşüncesinin önünde engel olan 657 sayılı Devlet Memurları Yasası. İkincisi de örgütlenme özgürlüğünde sıkıntı oluşturan 4688 sayılı Sendika Yasası. 657 pranga gibi bir kanun. Her türlü konuşma bakanlık iznine bağlı. Öğretmenler, eğitim sıkıntılarına çözüm önerilerini istediği gibi ortaya koyamazlar. 'Bakanlık neden hoşlanır' sorusu önemli bir sorudur. Ama işçi statüsünde çalışan çayçıya siyaset serbesttir. İşçi statüsünde olduğu için sendikal hakkı da grevli-toplusözleşmeyi kapsamaktadır. Genel müdüründen çok kazanır. Üye olmanın üye olmamaktan öte cazip bir getirisi, henüz yasal anlamda mevcut değil. Kamu çalışanlarının başkaları mücadele etsin, gerekirse biz de üye oluruz düşüncesinde değil, üye olalım kazanımlara katkı sağlayalım mantığıyla yaklaşmaları lazım."


Hedef 15 yıl eğitim
Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, "Muhalefet etmeye 13 yaşında başladım" diyor. "İlk muhalefet çoşkusunu 1968 kuşağı gençlik önderlerine duyduğum hayranlıkla yaşadım. Türkiye insanları için iyi şeyler yaptığımızı düşünüyorum" diyen Dinçer, 22 yıllık öğretmen.
Dinçer "Öğrencilerimi özgür düşünen, sorgulayan ve haksızlıklara tepkisiz kalmayan yurttaşlar olarak yetiştirmeye çalıştım. Zaman içinde beni en çok etkileyen olaylardan birisi, öğretmenlik mesleğine başlayan öğrencilerimle karşılaştığımda onların da Eğitim-Sen'de örgütlenmiş olmalarıydı" diyor.
12 Eylül 1980, Dinçer'in sendikacılık mücadelesinde etkilerini hâlâ, belki de artarak hissettiren bir süreç:
"12 Eylül'den sonra mesleğe başlamış olan öğretmenlerin oranı, yüzde 80'lere çıktı. 1980 sonrası göreve başlayan arkadaşlar, örgütlemeye çok mesafeli. Kazanılmış haklarımıza yönelik yok edici politikalara, ancak örgütlü olursak karşı durabiliriz."
1995'te kurulan Eğitim- Sen'in Türkiye genelinde 98 şubesi ve 200 bin üyesi var. Hedefleri, eğitim emekçilerinin şartlarının iyileştirilmesi, eğitim sisteminin sorunlarının çözümlenmesi, çalışanların ekonomik haklarının yanı sıra, demokratik hakları, mesleki özlük haklarıyla ilgili sorunların çözümlenmesi, parasız, bilimsel, laik ve herkese anadilinde eğitim sağlanması, herkese okul öncesi dönemden başlayarak kesintisiz 15 yıl kesintisiz eğitim hakkının verilmesi.


'Örgütlenme sorunu yok'
Türk Eğitim-Sen İstanbul Bölge Başkanı Yrd. Doç. Dr Hanefi Bostan,
'90'larda sendikalaşmada yaşanan sıkıntıların artık aşıldığını söylüyor:
"Sendikalı öğretmenlere karşı şu an baskı söz konusu değil. 90'larda sendikalaşmada sıkıntılar yaşandı. İdareciler, öğretmenlerin sendikalara üye olmalarını istemedi. Kendi yetkilerinin kırılacağını zanetti. Kanunun çıkmasıyla sendikalaşma serbest bırakıldı. Üye sayısında büyük artış oldu.
Sendikasız eğitim çalışanlarının sorunlarını çözmek mümkün değil. Üye olmayanlar siyasal endişe taşıdıkları için üye olmuyor. Taşın altına elinizi sokmadığınız sürece bir sorunların çözülmesini beklemek olmaz. Önceki yıllarda ceza alanlar, sürgüne gidenler oldu ama bunlar şu anda aşıldı. En azından eskisi kadar yoğun değil. 1994'te milli eğitim müdürlükleri 'Sendikayı niye muhatap alayım, muhatabım bakanlık' diyordu. Ama şimdi bakanlık ve il milli eğitim müdürlükleri sendikaları dinlemek zorunda olduklarını biliyorlar, kamuoyunu harekete geçireceğimizi biliyorlar. Özellikle İstanbul'da il milli eğitim müdürüyle sıkıntımız olmadı. İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey, ilçe milli eğitim müdürlerine bizim huzurumuzda gerekli talimatları verdi."
Fen-edebiyatlıya öğretmenlik hakkı
Bostan'a göre en önemli sorunlardan biri öğretmen açığı: "İstanbul'da 15 bin öğretmen açığı var. Sözleşmeli öğretmenliği, hiçbir yerde iş bulamamış kişiler yapıyor. Fen-edebiyat fakültesi mezunlarına da formasyon verilip, açığın kapatılması gerek." 1992 yılında kurulan Türk Eğitim Sen'in 94 şubesi ve 200 bin üyesi var.


Radikal okurları tartışıyor
18 bin işsiz adayı
Sınıf öğretmenliği üçüncü sınıf öğrencisiyim. Gerçekten umutsuzluğun hâkim olduğu bir öğrenci hayatı yaşıyorum. Okulumu bitirsem bile öğretmen olmam çok zor. Ben olsam bile arkamda bıraktığım binlerce insan var. 12 bin sınıf öğretmeni işsiz geziyor veya vekil öğretmenlik yaparak hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Bu seneyle birlikte 20 bin sınıf öğretmeni adayının sınava gireceği ve sadece 1600 kişinin atamasının yapılacağı belli oldu. Peki 18 bin 400 öğretmen adayı ne yapacak? Gencecik, taze bilgili öğretmenler yok olup gidiyor. Ters giden bir şeyler olmalı.
  • Hakan Horata

    Eğitimde kâr olmaz
    Emperyalist toplumlarda, kısa vadede getirisi olmayan şeylere yatırım yapılmaz. Eğitimin de kısa vadede getirisi söz konusu olmadığı için kâr amacı güden (küçük) devletler, eğitime yatırım yapmak istemiyor. Ancak eğitimi örgütlenme alanı olarak gören zihniyetler, ilk fırsatta istendik vatandaş portresini sağlamlaştırmak için müfredata saldırıyor. Bir çalışan ve akademisyen adayı olarak, insan haklarına saygılı, gerçek bilginin servisini gerçekleştirecek, kâr amacı gütmeyen bir eğitim sistemi arzuluyorum.
  • Halit Bozkurt, imam-hatip lisesi bilgisayar öğretmeni, BÜ master öğrencisi

    Bu hayat mı kolay?
    Kars gibi bir yerde merkez köydesiniz. Kar kış, bir de merkez köydesiniz diye batıdaki birçok ilçeden bile az hizmet puanı alıyorsunuz ve atanmak imkânsız. Sadece cumartesi günleri üç saatiniz var merkeze inmek için. O da ancak 25 tane ekmek al, alışveriş yap. Doğuda merkezlerde olduktan sonra kolay da, köydeyseniz vay halinize. Kışın iki-üç saate köye varıyorsunuz. Belki de Akdeniz'in en sıcak yerinden geldiniz ama her yerde görev yapmak zorundasınız. Bir de köydeki en fakir kişisinizdir ama dışarıdan en varlıklı gibi gözükür. Kolay değil ögretmenlik...
  • Kars'tan bir öğretmen

    Önemsenmiyoruz
    Buralarda önem sıranız önce yürüyen para sonra öğretmen olarak sıralanır. Aileler emeklerimizi önemsemiyor. Bu da çocukların bizleri önemsememesine neden oluyor. Devlet en önemli fizyolojik ihtiyaçlarımıza duyarsız.
    'Saldım çayıra Mevlam kayıra' zihniyetinin kurbanı olarak ne açız ne de tok. Sevdiklerimden uzakta, emeğime değer verilmeyen bir ortamda çok mutsuzum. Sorarım size mutsuzken başkalarını ne kadar mutlu edebilirsiniz? Ne verebilirsiniz kocaman ışıklı gözlere? Sizin gözünüz mat, umudu tükenmiş. Öğretmenliğin ateşini söndürmeyecek şartlar istiyoruz.
  • Aylin Kaya, sınıf öğretmeni, Van

    Görüşlerinizi 100 kelimeyi geçmeyecek şekilde gönderin yayımlayalım. Faks: 0212 505 65 80 - dizi@radikal.com.tr
    --------------------------------------
    YARIN: Eğitimde traji-komik soruşturmalar