OHAL senaryoları

Avrupa Filmleri Gezici Festivali'nin son durağı olan Diyarbakır'da sinemacılara ilham verecek nitelikte olaylar art arda yaşanıyor.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Barış savunucusu Lambrakis Yunanistan'da halkın sevdiği bir muhalefet milletvekilidir.
Lambrakis'in Barış Dostları örgütü daha önce kiralanan büyük bir salonun kendilerine verilmeyeceğini son anda öğrenir ve toplantıyı 200 kişilik başka bir salonda yapmak için izin alır.
Oysa toplantıya dört bin kişinin katılımı beklenmektedir. Lambrakis'in taraftarları aşırı sağcı illegal bir örgütün saldırısına uğrar, polis olaya seyirci kalır. Hızla geçen bir kamyonetin üzerindeki bir adam Lambrakis'in kafasına sopayla vurarak ölümüne neden olur.
Usulen bir soruşturma yapmak zorunda olan başsavcı, hükümetin adamı olduğuna inanılan bir hâkimi atar. Fakat hâkim olayı ciddi bir şekilde araştırarak komployu ortaya çıkarır ve herkesi şaşırtır.
Bilinçli seyirci
Yunanistan'da 1963'te öldürülen Gregorios Lambrakis'in gerçek yaşamöyküsü üzerine kurulu 'Ölümsüz' filmini izleyen Diyarbakırlılar tıklım tıklım doldurdukları Galeria'nın salonundan ayrılırken ne düşünmüşlerdi acaba?
'Nerede böyle soruşturma yapacak hukuk adamları' mı demişlerdi, yoksa 'Bu filmin gösterilmesine Olağanüstü Hal'de nasıl izin verdiler' diye mi sormuşlardı bilinmez elbet. Ama kesin olan bir şey var ki, Kültür Bakanlığı ve AB tarafından desteklenen, Ankara Sinema Derneği tarafından düzenlenen Avrupa Filmleri Gezici Festivali'nin Ankara, Bursa ve İzmir'den sonraki son durağı Diyarbakır'da sinemaseverler filmlere sıcak bir ilgi gösterdi. Filmlerden sonraki tartışmaya büyük bir istekle katıldılar. Festival nedeniyle Diyarbakır'a gelen yönetmen Zeki Demirkubuz karşılaştığı sinemasever kitlesinin bilincini diğer kentlerdekinden çok daha iyi bulduğunu söylemeden edemiyordu.
Bizim 'filmlerimiz'
Festival için Diyarbakır'a gelen AB Büyükelçisi Karen Fogg "Gezici Avrupa Filmleri Festivali sayesinde Avrupa'da yaşayan insanların hayatlarını görüp onları daha yakından tanıyacaksınız" diyordu.
Bu elbette doğruydu. Ama bölge insanı bir yandan Avrupa'da yaşayan insanların hayatlarını görüp onları daha yakından tanırken, diğer yandan da nice 'Ölümsüz' filmine taş çıkartacak gerçek yaşamöykülerine
tanıklık ediyordu. Haydi biz de aynen
'Ölümsüz'ün başına Costa Gavras'ın düştüğü olağanüstü nottaki gibi "Gerçek olaylar ve yaşayan ya da ölü kişilerle benzerlikler rastlantı değildir" diyerek bölgede son günlerde yaşanan ve pek çok sinemacıya ilham verecek gerçek olaylara şöyle bir değinelim.
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği'nden yapılan açıklama, birkaç satırlıktı. Silvan'da güvenlik güçleriyle çatışmaya giren biri kadın üç terörist 'ölü ele geçirilmiş'ti. Gerçek acaba öyle miydi?
Olayı yaşayanların anlattığına göre sabah saat 05.30'da Kılıç ailesinin kapısı çalındı. Karşılarında polisler, özel tim ve askerler vardı. Ev didik didik arandı. Bir şey bulunamadı. 10 kardeşten en büyüğü olan Selma'yı önlerine katan özel tim evin arkasındaki depoya götürdü. Olayın gerisini bütün olanları evinin penceresinden izleyen Selma'nın halası Zeyno Alkan anlatıyor:
'Karnından vurdu'
"Bulunduğum pencereden götürüldüğü yer ayna gibi görünüyordu. Selma'yla tartışmaya başladılar. İçeri girmesini istediler, o kabul etmedi. Zaten sinirli kızdır. İyice sinirlenmişti. Önce dövdüler. Sonra özel timden biri silahını çektiği gibi karnının sol tarafından vurdu. Selma bağırmaya başladı. Bu sırada onlar da kendi aralarında tartışmaya başladı. Kız yerdeydi."
Sonra birkaç el silah sesi duyulmuş,Selma'nın
götürülmeye çalışıldığı depoda bulunan iki PKK'lı da vurulmuştu. Kanlar içerisinde dört saat yerde yatan Selma daha sonra panzere konulup hastaneye götürüldü.
İşin ilginç yanı bundan sonraki anlatımlarda.
Çünkü görgü tanıkları "Hepimiz gördük, Selma sadece karnından yaralıydı. Hastaneye gittiğimizde bir de başında kurşun yarası gördük."
Gece gelen ölüm
Başka bir gerçek öyküye geçelim. 31 Ekim günü Ağrı'dan Doğubeyazıt'a gelen özel timler ilçede bir operasyon düzenlerler. Gözaltına alınanların hepsi HADEP'lidir. Gazetelere göre, operasyon sırasında evini aratmak istemeyen ve güvenlik güçlerine karşı koyarak üzerlerine ateş eden bir kişi çıkan çatışmada öldürülmüştür.
Gerçek acaba öyle miydi?
Çatışmada öldürüldüğü açıklanan Burhan Koçkar, Doğubeyazıt Belediyesi'nde zabıta memuru olarak çalışmaktadır ve HADEP yöneticisidir. Olay gecesini eşi Ufuk Koçkar'dan dinleyelim: "İkimiz de yatağa henüz uzanmıştık. Saat tam 01.00'de kapı çalındı. Eşim kapıyı açmaya gitti. Bir-iki saniye içerisinde seri silah sesi geldi. Burhan ayakları dış kapıya doğru, sırtüstü yatıyordu. Çelik kapı ardına kadar açıktı. Koridorda sayısını bilemediğim kadar kar maskeli, silahlı, özel tim giysili polisler vardı. Burhan'ın göğsü kanlar içersinde, ağzı açıktı. Eşimi vurduklarını anladım. Bağırmaya başladım. O esnada içlerinden bir tanesi diğerlerine 'Niye vurdunuz' dedi. Maskesiz ve gözlüklü olan polis bana eşimin silahı olup olmadığını sordu. Ben de silahı olmadığını söyledim. Eşimi neden hastaneye götürmediklerini, yaşayıp yaşamadığını sorduğumda 'Yaşıyor, bir şey olmaz' dedi."
."Silah bilmecesi
Olayı incelemeye giden İHD ve Mazlum-Der yöneticilerinden oluşan heyetin saptamasına göre Koçkar'ın evi arama izni olmadan basılmış, ölüme neden olan mermiler dosya kapsamına sokulmamış. Hiç silahı olmayan Burhan Koçkar'la ilgili bir de soru soruyor heyet: "Maktul öldükten sonra yanına silah mı bırakılmıştır?"
İsterseniz bir de 'yol hikâyesi' anlatalım. Bölgede bulunan HADEP lideri Murat Bozlak ve beraberindekiler Cizre ilçe binalarının açılışını yapmaya gidiyorlardı. Konvoy Hasankeyf'te durduruldu ve araç aramasıyla kimlik kontrolü yapıldı. Yoluna devam eden konvoyun önü bu kez Midyat-İdil arasındaki Haberli Karakolu'nda kesildi. Yapılan aramadan sonra yalnızca parti yöneticilerinin
ve belediye başkanlarının geçişine izin verileceği belirtildi.
Bu arada İdil İlçe Jandarma trafik ekipleri de konvoydaki araçlarda ceset torbası, yangın söndürme cihazı bulunmadığı için trafik cezası kesmeye başladı. Geçişine izin verilenler HADEP'in seçim otobüsü ile birlikte İdil'e doğru hareket etti. Bu kez ilçe çıkışının yolu bir panzerle kesilmişti. HADEP'in seçim otobüsünün 'takometresi' olmadığı için araç seferden men edildi.
Oysa takometre yalnızca yolcu otobüsleri için zorunluydu.
Tüm girişimlerden sonuç alınamayınca HADEP'liler birkaç araçlık konvoyla Cizre'ye hareket etti. Ancak ilçedeki manzara da oldukça şaşırtıcıydı. Cizre'nin tüm dükkânları kapalıydı. Sokaklarda yalnızca güvenlik güçleri vardı. İlçede yüzlerce çevik kuvvet polisi hazır bekliyordu. HADEP'in önündeki ve çevresindeki binalara ise kar maskeli keskin nişancılar yerleştirilmiş, köşe başlarını ise makineli tüfekli askeri araçlar tutmuştu.
Her şeye karşın görkemli bir açılış yapmıştı
HADEP Cizre'de. Töreni yalnızca iki gazeteci izliyordu. Ama devletin çeşitli güvenlik ve istihbarat birimlerine ait altı ayrı kamera da çekim yapıyordu.
OHAL'de çok film öyküsü var. Hem de hepsi gerçek. Dileyen, OHAL'den 'Ölümsüz' gibi çok çarpıcı filmler çıkartıp üzerine de Costa Gavras'ın o olağanüstü notunu düşebilir;
"Gerçek olaylar ve yaşayan ya da ölü kişilere benzerlikler rastlantı değildir