OHAL'de bir 'provokasyon'

Şair Kavafis'in dediği gibiydi. Sonunda hep o ilk ağacın gölgesini özlemişlerdi.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Şair Kavafis'in dediği gibiydi. Sonunda hep o ilk ağacın gölgesini özlemişlerdi. Dağın, taşın, toprağın, analarının ak sütü gibi helal Munzur'un, Perisuyu'nun, başına bulutları saran Düzgün Baba'nın hatırı için gelmişlerdi.
Meşelerin yeniden yeşerdiği yerde, sulardaki balıklarla konuşmak, göçerken geride kalanların acısını anlamak için Munzur'da bir tas su içeceklerdi.
Güneşin suya değdiği yerde, yerle gök arasında duran Jel Baba'nın eteklerinde semah tutmak için buluşacaklardı. Bazen Munzur, bazen de Munzur'da balık olacaklardı.
Yıkık da olsa evlerin saçaklarına yuvasını yapan kuşların adı değişmemişti ve kınalı keklikler Munzur'dan su içmeye iniyordu her yaz; bahar yine leyleklerden önce geliyor, ama göçenler hep eksik dönüyordu... Ama yine de başlarına gelen kimsenin başına gelmesin diye Munzur'a koşmuşlardı.
Yılların özlemi var
Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, hatta Amerika'dan, İstanbul, Bursa, İzmir ve Mersin'den gelmişlerdi hep o ilk ağacın gölgesinin özlemiyle. Yıllardır ilk kez ellerini kollarını sallaya sallaya, yollardaki denetim noktalarında durmadan giriyorlardı Tunceli'ye.
Çünkü yıllardır kolay değildi Tunceli'ye girmek. Daha 1997 Eylül'ünde çevrecilerin, gazetecilerin, yazarların ve savaş karşıtlarının oluşturduğu bir heyet 'savaşın ekolojik tahribatına tanıklık' etmek için Munzur Vadisi'ne doğru yola çıkmıştı. Ancak Tunceli'ye girişleri OHAL Bölge Valiliği tarafından yasaklanınca, 'Tunceli İl Sınırı' tabelasının olduğu yere dikmişlerdi, Munzur Vadisi'nde büyümesi için getirdikleri küçücük çınar fidanını. Hakkı Koşan'ın üzüntüsü çok ağırdı. Pülümür'e bağlı Yedisu beldesinin Şampaşa Köyü'nde doğmuştu o. Ailesi Dersim isyanınından sonra 1938'de Bursa'ya sürgün edilmişti. 10 yıl sonra aile döner dönmez doğmuştu. 20 yaşında da ayrılmıştı bu topraklardan. Önce İstanbul'a, sonra Almanya'ya gitti. Berlin Teknik Üniversitesi'ni bitirdi. 1992'den bu yana da Berlin Eyalet Meclisi'nde Yeşiller 90 Partisi'nin Türk kökenli milletvekiliydi. Ama 20 yıl sonra geldiği doğup büyüdüğü topraklara girmesi yasaklanmıştı.
Geriye dönüp, yolun kesildiği Seyidali Köprüsü'ne doğru yürüdü. Altından akan Perisuyu'na baktı. Yumduğu gözlerinden akan, doğup büyüdüğü topraklara olan 20 yıllık özlemiydi.
İlk festival yasaklandı
İki yıl sonra, 1999'un bahar aylarında büyük bir heyacan yaşanıyordu İstanbul'da. Fakslar çekiliyor, telefonlar ediliyor, katılacak gazetecilerin, sanatçıların, şairlerin, yazarların listeleri çıkartılıyordu. Binlerce afiş ve program basılmıştı kuşekâğıtlara. Üzerine de özenle ve özlemle
'1. Munzur Kültür ve Doğa Festivali' yazılmıştı. Kolay değildi. Tunceli tarihinde kent merkezi ilk kez bir festivale tanık olacaktı. Kolay değildi OHAL'de böyle bir etkinlik yapmak. İstenen her şey hazırlanmış,
uçak biletleri alınmış, otobüsler tutulmuştu.
Dosya Tunceli Valiliği'ne ulaştırılmış, valilik sabah eksik belgelerin tamamlanmasını
istemiş, öğleden sonraki 'güvenlik zirvesi'nde ise festivale izin vermemişti.
Tuncelililere 1999'da festival yasaktı. 2000'de Tunceli'de 22 yıl aradan sonra ilk panel gerçekleştirildi. Tam 22 yıl süren sıkıyönetim ve OHAL nedeniyle geçen sürede tek bir toplantıya izin verilmemişti. Büyük bir gerilim içinde yapılan panele Oral Çalışlar, Duygu Asena, Berhan Şimşek'le birlikte konuşmacı olarak katılmıştım. Ancak kentin o dönemdeki valisi Mehmet Ali Türker'in ve Emniyet Müdürü Habib Şahin'in olumlu tavırları, yıllar sonra kentte bir etkinliğe kapı açmıştı.
Arkasından, bir yıl önce yapılamayan '1. Munzur Kültür ve Doğa Festivali'ne geldi sıra. Geçen yıl festival o dönemdeki vali ve Emniyet müdürünün olumlu tavrıyla kazasız atlatıldı. Elbette binlerce kişinin katıldığı stadyum konserlerinde söylenen Kürtçe ve Zazaca türküler, yapılan 'zafer işaretleri' kent yöneticilerini, güvenlik güçlerini ciddi biçimde rahatsız etmişti.
'Resmiyet' işbaşında
Anlaşılması güç bir olay vardı ortada. Bir festival yapmak, bir konser düzenlemek gibi insanın günümüzde en doğal haklarından birinin kullanılmasına 'resmi lütuf' gibi bakılıyordu. Hatta kent halkı, bir çocuğu uyarır gibi 'Uslu durmazsanız, bir daha festival filan göremezsiniz' diye uyarılıyordu.
İşte bu yılki '2. Munzur Kültür ve Doğa Festivali'ne katılanlar böyle bir süreçten sonra dayanmışlardı Avrupa'nın, Türkiye'nin dört bir yanından doğup büyüdükleri kentin kapısına. İlk kez güvenlik dışı bir nedenle kent girişinin trafiği böylesine tıkanmıştı.
Ayrıca bugüne dek başka hiçbir kentte, hiçbir festivalde, hatta hiçbir 23 Nisan ya da 29 Ekim törenlerinde rastlanmayacak yoğunlukta bayraklarla ve Atatürk posterleriyle donatılmıştı Tunceli. Anlatılanlara göre beş bin bayrak, beş bin de Atatürk posteri asılmıştı. Elbette rahatsızlık bayrak ya da Atatürk posterinden değildi. Yalnızca bayrağın ve Atatürk posterinin böylesine gözlerine sokulmasındandı.
Kentin dört bir yanı festivalle ilgisi olmayan pankartlarla da donatılmıştı. Her pankarttan birer tane vardı ama, 'Terörü lanetliyoruz' yazısından kentin dört bir yanına asılmıştı. Zaten 'terör' Tuncelililerin en duyarlı oldukları konu. Yaşadıkları kentte terörist muamelesi görmüşler, göçtükleri yerlerde, kimlik kontrollerinde hep Tunceli ile terör sözcüğü bir arada anılmış. Bu kadar çok 'Terörü lanetliyoruz' pankartı görünce, 'Vali bize terörist mi demek istiyor' diye alındı Tuncelililer.
Kentte hava, aylar öncesinden, festival hazırlıklarının başlamasıyla gerilmişti. Festival programıyla ilgili valilik, belediye ve Tunceli dernekleri arasında sürekli sorun çıkıyordu. Halkın seçtiği, festival programının altında imzası bulunan Tunceli Belediyesi'ne valilik sürekli müdahale ediyor, bazı sanatçıların ve panel konuşmacılarının üzerini çiziyor, kendi istediği konuşmacıları dayatıyordu. Tunceli dernekleri birkaç kez festival programından çekilme noktasına geldi.
MHP'li vali ve pankartı
Geçen yıl valiliğe atanan Mustafa Erkal'a karşı bir yargı oluşmaya başlamıştı. Kente gelişinden kısa bir süre sonra "300 yıldır devletin giremediği Tunceli'ye devleti ben sokacağım" diye konuşması, kentin iki milletvekilinden biri olan Kamer Genç'in bu yaklaşımı "Irkçı ve kafatasçı" diye nitelemesi, 'MHP'li vali' kanısını güçlendirdi. Aylardır yaşanan program gerginliğinde, konserin yapılacağı stadyuma 'Başbakan Yardımcısı sayın Devlet Bahçeli'ye katkılarından dolayı teşekkür ederiz' yazısının asılması bardağı taşıran son damla olmuştu.
Halkın sabrı taştı
Tunceli dernekleri festival programından çekilme kararı aldı. Kentte gerilim giderek tırmanıyordu. Öylesine bir ortam yaratıldı ki, artık her türlü habere herkes inanır hale gelmişti. Örneğin valinin festivali iptal ettiği söyleniyor, Devlet Bahçeli'ye teşekkür etmek için asılan pankart kulaktan kulağa 'Stadyuma kocaman bir Devlet Bahçeli posteri açılmış'a dönüşüyordu.
Tunceli'nin merkez nüfusu 25 bindi. Dışarıdan gelenlerin sayısı kimine göre 10, kimine göre 20 bini bulmuştu. Bir festival organizasyonundan, provokasyona çok uygun bir ortam çıkarmayı başarmıştı birileri. Hatta öylesine ki, festival nedeniyle HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak'ın ve yörenin HADEP'li belediye başkanlarının Tunceli'ye gelmesi bile bir provokasyon diye nitelendirilebiliyordu.
İp iyice gerilmişti. Bunu Tunceli Valiliği'de
fark etmiş olacak ki, stadyuma astığı Bahçeli pankartını indirtti. Ama bu gerilen ipin kopmasına yetmedi.
Tuncelililerin bir kısmı konser için stadyuma
giderken, özellikle gençler Cumhuriyet Alanı'nda tepkilerini dile getirmek için slogan atmaya başladı. Alanda toplananlar
'Dersim bizimdir, bizim kalacak, 'Festival halkındır halkın kalacak', 'Vali istifa',
'Dersim faşizme mezar olacak' diye bağırıyorlardı. Gerilim iyice yükselmişti. Alanın kenarındaki çok sayıda güvenlik gücü yaşanan gerilime karşın müdahale etmeme soğukkanlılığını gösterdi. Yoksa kan gövdeyi götürecekti Dersim'de.
Festival diye yola çıkılıp bazı işgüzarlıklar
sonucu yaratılan provokasyon ortamından yararlanmak isteyenler çıkacaktı. Çıktı da. Halkın olması gereken bir festivali resmi devlet törenine dönüştürmek isteyenlere karşı çıkanların içindeki küçük bir azınlık eylemini polis taşlamaya, İl Güvenlik Komutanı Tümgeneral Dursun Bak'ın aracına saldırmaya kadar vardırdı.
'Ben devletim ve burdayım'
Ertesi gün ise bir kez daha devlet sahneye çıktı. Binlerce kişinin gitmek istediği Munzur gözelerinin yolu kesildi. Güvenlik denetimleri nedeniyle Tuncelililer 59 kilometrelik yolu tam beş saatte aşabildi. Birileri 'Ben devletim ve buradayım' deme ihtiyacını hissetmişti. Bu ihtiyaç onunla da sınırlı kalmadı. Akşamüstü kent meydanı polisler ve özel timlerce tutuldu. Tam teçhizatlı komandolar gösteri yaptı.
Tüm olumsuzluklara karşın kentte yaşayanlar ve doğup büyüdükleri topraklara aylar, yıllar sonra geri dönenler rüzgârın uzun bir ıslıkla seslendiği Munzurlarına vardı. Türkülerine sahip çıktılar, halay çektiler. Bir kez daha görüldü ki, en tehlikelisi halkın kültürüne, diline, türkülerine sahip çıkmasını 'provokasyon' diye gören kafadır ve gerçek provokasyon sebebidir.