Olimpiyat TV dizisi miydi?

Yarından itibaren Yunanistan'da bir olimpiyat hesaplaşması başlayacak. Doping skandallarından, statların ne olacağına, Yunan ekonomisi ve turizminin geleceğine kadar pek çok farklı alanda bir 'postolimpiyat sendromu' başlayacak.
Haber: Cüneyt ÖZDEMİR / Arşivi

ATİNA - Yarından itibaren Yunanistan'da bir olimpiyat hesaplaşması başlayacak. Doping skandallarından, statların ne olacağına, Yunan ekonomisi ve turizminin geleceğine kadar pek çok farklı alanda bir 'postolimpiyat sendromu' başlayacak. Bunları Yunanistan'ın 'iç meseleleri' sayarak yabancı bir gözle Atina'nın performansını değerlendirirsek 'Pekiyi' diyebiliriz. Atina'ya yıldızlı pekiyi vermememizin nedeni servisteki vurdumduymazlık ve fiyatlardaki pahalılık...
Olimpik şerit ihlali yok
Bunları dışarıda bırakırsak, Atina dünyayı evinde çok iyi ağırladı. Organizasyon için 5 milyonluk bir şehir yeniden inşa edildi, daha önemlisi insanlar disipline edildi. Dünyanın en karmaşık trafiklerinden birine sahip Atina'da tek bir araç bile misafirlere ayrılan olimpik şeride geçmedi. Yasaklara harfiyen uyuldu, iç turizmdeki tartışmalara yaz sezonunun da katkısı ile ara verildi. Dünyada bırakın yerini bilmeyi, varlığından bile haberdar olmayan milyarlarca insan için artık
'Atina' diye bir şehir 'Yunanistan' diye bir ülke var. Televizyonlarda son teknoloji ile taçlandırılan oyunlar, insanlığın renk, dil, din, ırk ayrımı olmadan 2000'li yıllarda tek ortak paydası olarak bir kez daha hafızalara geçti.
Cesaret, irade, özgüven
İlk günden beri Atina 2004'ü spor sayfalarının dışında, farklı bir gözle değerlendirdiğimiz için kapanışta da spor tartışmalarını ehline bırakıp ilk kez olimpiyat oyunlarını izlemiş birinin gözünden birkaç kelam edelim.
Olimpiyat oyunlarının içine girdiğiniz zaman İstanbul'un kendine güvensizliği ve bazı 'organizasyon komitelerinin', 'iktidarların' basiretsizliği yüzünden ne kadar büyük bir fırsatı teptiğini görüyorsunuz. Olimpiyat yolu izi olmayan bir tek stadı dağın başına dikmenin dışında farklı bir vizyon ve sorumluluk gerektiriyor. Cesaret, irade, kendine güven bir ülkenin dünya platformunda bulunduğu yeri de belirleyen kavramlar.
Neden yarışmıyoruz?
Atina'da seyirci koltuklarında otururken dikkatimizi çeken, hatta mahcup hissettiren bir konu da Türk sporcularının pek çok spor dalında yokluğuydu. Basketbol ve futbol gibi popüler dallar ya da halter, boks, güreş gibi sporun olmazsa olmazları değil kastımız. Mesela bir bayanlar jimnastik müsabakasını seyrederken insan kendine sormadan edemiyor. 'Neden bizim koreografi gerektiren hemen hiç bir spor dalında sporcularımız yarışmıyor?' 'Kazanmıyor' demiyorum bakın... 'Neden yarışmıyor?' 'Neden bu spor dallarında hiç ama hiç yokuz?' Tesis meselesi, potansiyel meselesi değil bir kültür ikliminden bahsediyoruz sonuçta. Hadi onca özel okulun hiçbirinin müfredatında ya da hobi kurslarında 'jimnastik'e yer açmak gibi bir fikir yok diyelim. Peki ama neden üç tarafı denizlerle çevrili bu 'cennet vatan'dan su sporları ile ilgili bir sporcu, bir başarı göremiyoruz. Kaç tane dalı olduğunu unuttuğum küreği, kanoyu geçtim, neden 'katamaran'da yokuz, neden 'wind-surf'de yokuz?
Hadi denizlerde Şehir Hatları vapurları dışında tek gemi sahibi olan devletin ahvaliyiz diyelim. Peki ama ya 'atçılık'ta neden nal topluyoruz. Nerede 'at, avrat, silah'ı atasözü olarak çerçeveletip duvarına asan bu milletin 'at'çıları. Hadi diyelim askeriye süvarisini feshetti, Erzurum'da cirit oynayanların olimpiyat oyunlarına katılacak 'yeri' yok, peki magazin sayfalarında okuduğumuz onca sosyete kulübünde at binen bunca 'kişi' bunca 'at'tan olimpiyat oyunlarına katılacak hiç mi çift yok. Türkiye'den farklı görünüyor olabilir, hatta Elvan gibi gencecik bir sporcuyu takdir etmekten kendinizi alamayabilirsiniz. İnsan milliyetçi ruhuna teslim olmasa da soyadını bile söyleyemediği bir sporcuyu benimseyip gurur duyamıyor.
Sporcusu böyle de seyircisi farklı mı? Burnumuzun dibinde yaklaşık bir saatlik uçuş mesafesinde yapılan Atina Olimpiyat Oyunları'na hiçbir Türk vatandaşı gelmedi. Bir Bodrum kaçamağı kadar para ve zaman harcanabilecek bu oyunlardan herhangi birine sırf 'görgü' için bile gelinmedi.
İyi ki Kutluay-Şener var
Peki ya devletin hükümetin tutumunu ne yapacağız? Örneğin Atina'da olimpiyat oyunlarının yanı sıra, her akşam onlarca meydanda kültür faaliyetleri yapıldı. Türkiye'den de 'Sounds of İstanbul' adında HiP Productions'un organizasyonu ile semazenlerinden, tekno DJ'lerine kadar geniş bir repertuvar vardı... Spordan sorumlu Mehmet Ali Şahin de aynı tarihlerde Atina'daydı. Geldi semazenlerin gösterisini izledi, ardından Lodos caz gurubunu tek şarkı için bile izlemeye tenezzül etmeden ayrıldı.
Oyunların açılışında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için Türkiye Büyükelçiliği'nde verilen kokteylin iki 'şeref' konuğu Demet Şener ve İbrahim Kutluay'dı... Onun dışında Türk vatandaşlarından, sanatçısına, gazetecisine ne bir arayan var ne de bir soran...
Futbola tapan, pop kültürün kahramanlarını örnek alan bir ülkenin vatandaşı olarak tüm bu karşılaşmaların içinde olmak dünyanın dört bir yanından gelenleri bu barışçıl ortamda bir arada görmek ciddi bir hayat tecrübesiydi. Biliyorum bunu tarif etmek oldukça zor. Başarının kutsallaştırıldığı bir coğrafyada bu satırları okurken sadece yarışmanın da önemli olabileceğini, 'kazanmak' kadar kaybetmenin de hayatın bir parçası olabileceğini hissetmek kolay değil. Gözlüklerimiz bu geniş dünya panoramasını göremeyecek kadar flu henüz. Aklımız olimpiyat ruhunu kabullenmeyecek kadar anlık zaferlerin peşinde.
'Atina 2004'te Yunanistan kazandı. Türkiye hiçbir şey kaybetmese de, 'eksik' kaldı. Bilmem bunun da sizin için bir önemi var mı?