Ölüm lapa lapa geliyor

Kenti kaplayan beyaz, bazı insanların üzerini toprak gibi örttü.
Haber: TİMUR SOYKAN / Arşivi

İSTANBUL - Kenti kaplayan beyaz, bazı insanların üzerini toprak gibi örttü. Beyaz, sokak yoksulları için sabırsızlıkla beklenen manzaranın değil, soğuğun pençesinde ölümünün
rengi oldu. Türkiye'nin kışı kartopları, kardan adamlar, kızaklarla değil evsiz insanların donarak ölümleriyle anılır oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Acil Yardım ve Cankurtarma Müdürlüğü, pencerelerinden beyaz ile kaplanan İstanbul'un güzelliğini seyrederken sokakta insanların donmasının burukluğunu yaşayanlara bir çağrı yaptı. Evsizlerin Hızır Acil ekiplerine ait
0 212 528 10 10 ve 0 212 275 77 00 No'lu
telefonlara bildirilmesi istendi. Evsizlerin Darülaceze'nin Kayışdağı'ndaki tesislerinde soğuktan korunacakları duyuruldu.
Çağrının yapılmasının ardından sıcak evlerinde, dışarıdaki insanların soğuk bedenlerini önemseyenler, telefonlara sarıldı. Ambulanslar, sokaklardan evsizleri toplamaya başladı. Soğuk altında ölümle savaşanların hüzün dolu öyküleri, ambulanslarla Darülaceze'ye taşındı.
'Ben gelmiyorum'
Uzun yıllar boyunca özlemi duyulan sıcak yataklarda geçmişte kalan güzel günler hatırlandı. Renkli yaşamların sokaktaki yoksulluğa uzanan yolculuğu anlatıldı. Ancak sadece misafirdiler ve dondurucu soğuklar bittikten sonra yeniden zorunlu adresleri sokaklar olacak.
Bunu bilen Tepebaşı'ndaki bir sokak adamı kendisi için gelen ambulanstaki görevlilere,
"Ben gelmiyorum. Bu kuytudan ayrılırsam başkaları yerleşir. En azından burada ateş yakarak ısınıyorum" diyor.
***
'Kardeşimi bulmalıyım'

Darülaceze'nin müşahede salonunda
35 yaşındaki Hüseyin Erol diğer sokak adamları gibi bulunduğu sıcak ortamın tadını çıkaramıyor. Çok gergin, yerinde duramıyor. Kardeşinin yaşamı için endişeli. Hızır Acil ekiplerine ait ambulans geldiğinde 25 yaşındaki kardeşi Mustafa Erol paniğe kapılarak kaçmış. Hüseyin Erol, "Akli dengesi yerinde değil. Yardım için gelen görevlilerin bir kötülük yapmasından korktu ve kaçtı. Yakalayamadılar. O sokaklarda kaybolur. Onu bulmamız lazım" diyor. Birkaç gün önce çıkan bir kavgada kardeşinin bıçaklandığını ve tam olarak iyileşemediğini anlatıyor. Sokaklardaki acımasızlıkla kavga etmek zorunda kaldıklarını söylüyor. Kardeşiyle birlikte tuğla taşıyarak iki kişi ayda 50 milyon lira kazandıklarını anlatıyor.
***
Bir deprem mağduru

Kadınların konulduğu odada yaşlı bir kadının çaresizliği bulunuyor. 66 yaşındaki Emine Karışık, 17 Ağustos deprem felaketine kadar Bahçelievler'in Yayla semtinde bir hayırseverin kalmasına izin verdiği odada kaldığını anlatıyor. Geçimini evlere temizliğe giderek sağlıyormuş. Depremde apartman yıkılınca sokaklarda kalmaya başlamış. Bir kızı var ancak kızının kocası eve girmesine izin vermiyor. 17 Ağustos felaketinin ardından ağaç altlarında, camilerde, parklarda elinde bir torbayı doldurmayan eşyalarıyla kalmış. Hasta konuşmasını öksürükleri bölüyor. Bir hayırseverin çıkarmasına yardım ettiği yeşil kartının dışında hiçbir güvencesi yok.
Ancak sokaklarda orman kanunu var ve o çok güçsüz. Bir hafta önce donmak üzereyken biri onu fark etmiş. Çantasından ablasının evinin adresi çıkınca, onu adrese kadar taşımış.
"Ben yüzünü görmedim. Allah razı olsun beni eve götürmüş. Ablam sokaklarda yaşadığımı bilmiyordu. Bana bakmış. Günlerce kendime gelememişim. Ancak ablam da parasız, kocası beni istemiyor. Tekrar sokaklara dönmek zorunda kaldım. Sonra beni buraya getirdiler"
diyor.
***
Âşık ressamın hazin öyküsü

Hızır Acil'i dün arayan bir kişi evsizin
'adresi'ni verdi: 'Zeytinburnu'ndaki Merkezefendi Camii'nin yanındaki park'. Parka giden ambulans, soğuktan titreyen, ateş yaktığı tenekenin içine koyacak odunu kalmamış, Melih Küre'yi buldu. Darülaceze'nin Kayışdağı'ndaki tesislerine getirildi. Burada ilginç yaşamöyküsü, diğer donma tehlikesi yaşayan kişilerle birleşti. Tesise geldikten kısa bir süre sonra, doğalgaz peteğinin yanındaki koltuğa oturup, arka cebindeki kurşun kalemi çıkardı. Ve bir at resmi çizmeye başladı. Hâlâ resim çizebildiğini düşündü. Sokaklardan önceki yaşamında ressam olduğunu söyledi.
Milliyet'e resim çizmiş
İçtiği şarabın yüzüne yaydığı gülümsemeyle
'kaç yıldır sokakta yaşadığı' sorusunu yanıtladı: "Çok uzun zamandır". Her sorunun ardından kısık, yorgun bir kahkaha attıktan sonra anlatmaya başladı:
"Kısa bir dönem Güzel Sanatlar Akademisi'nde misafir öğrenci olarak okudum. Resmimi geliştirdikten sonra Babıâli'de okul kitaplarının resimlerini çizmeye başladım. Çocuk dergilerine resimler çizdim."
Mesleğindeki ilerleme gazetelere kadar ulaşmış. Milliyet gazetesinde resimler çizdikten sonra çizgi romanlara imza atmış. Bir gün bir kadınla tanışmış. Dudaklarındaki şaraba ve sokaklarda bir hayata onu sürükleyen önemli bir etken de o kadın.
Adı Necla. Uzun süre birlikte yaşadıklarını, ondan bir kızı olduğunu anlatıyor. Hayat dergisinde çalışırken ayrılmışlar. Necla Antalya'ya gitmiş. Onun peşinden gitmek için Hayat Dergisi'nden istifa etmiş. "100 bin lira kıdem tazminatı aldım. O zaman bir memurun maaşı bin lira. Çok büyük paraydı. 30 bin lirasıyla bir araba aldım".
Neden Necla'nın yanına gitmediği sorulduğunda, alkolün pembeleştirdiği yüzünde aynı gülümseme ve sessiz bir ses tonu, "Sır" diyor. Sonra alkollü günler, daha sonra evsizlik ve tenekelerin içinde yanan ateşle ısınan bir sokak adamı. Esna- fa tabela yaparak eline birkaç kuruş geçtiğini söylüyor.
Resim torbası kayıp
Son günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Geçen gün alkolün etkisiyle ayaklarımı açıkta unuttum. Dondular. Bir gün yürüyemedim. O sırada bir arkadaş aramış. Ambulans geldi. Resim torbamı orada unuttum. Şimdi aklım torbada."
Sıcak bir yer bulduğunda ise yaptığı ilk iş
ise resim çizmek. Birkaç gün daha sıcak bir yerde kalmanın tadını resim yaparak çıkaracak. Sonra yine Merkezefendi Camii' nin yanındaki park olacak adresi.