Önce zihniyet

'Sivil Anayasa Girişimi'nin öncülerinden hukukçu Mebuse Tekay, çağdaş Türkiye
için önce devlet ve ordu tabularının aşılması gerektiğini söyledi.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

Biz Anayasa'yı özgürleştirmeye çalışırken, Küçük Armutlu'da olaylar oldu ve dört kişi öldü. Önce ölenlerin kendilerini yaktığı söylendi. Daha sonra kurşun yarasıyla öldükleri anlaşıldı. Özgür bir anayasaya sahip bir ülkede böyle bir olay bu kadar çabuk geçiştirilir miydi?
Geçiştirilemezdi. Yer yerinden oynardı. Hükümetin ya da içişleri bakanının istifası gerekirdi. Ama bizde bunlar olmuyor. Türkiye aslında kendi yasal mevzuatına bile uymuyor. Anayasa daha özgürlükçü olarak değişiyor ama bu hayatımıza yansımıyor. Gösteriyle ilgili Anayasa maddesi değiştiği halde YÖK'ü protesto eden gençler gene coplanıyor, insanlar kurşunlanıyor.
Türkiye biraz utangaç bir biçimde de olsa Anayasasını değiştirmeye uğraşıyor. Bunu ihtiyaç duyduğu için mi yapıyor, yoksa dünya mı bizi bir değişikliğe zorluyor?
Dünya zorluyor ama iç dinamikler de var. Devletin karşısında başını kaldırmaya çalışan sivil inisiyatif güçleniyor. Halk artık böyle yaşamak istemiyoruz diyor. Bakın, anayasaların başlangıç metinleri, o anayasanın ruhunu, felsefesini verir. Libya anayasasının girişinde Libya Devrimci Konseyi'ne, İran anayasasının girişinde Humeyni'ye atıf vardır. Bir de bizim Anayasa'nın girişinde Atatürkçü düşünce, ilke ve inkilaplara bir atıf vardır. Sri Lanka, Mısır, Malezya ve diğer ülkelerin anayasaları ise yurttaş haklarına, evrensel normlara atıflarla başlar.
Atatürk ilke ve inkılaplarına atıf yapmak nasıl bir sonuç veriyor?
Atatürkçü ilke ve inkılaplar, herkesin Kemalist olmasını istiyor. 'Devletçi, laik, Türk' değilseniz vatandaştan sayılmıyorsunuz.
Kemalizm bir ideolojidir. Bütün ideolojiler gibi insanlar bunu benimseyebilir ya da benimsemeyebilir. Eğer Kemalist açıdan bakmıyor ve yaşamıyorsanız, sağcı da , solcu da olsanız, demokrat da olsanız burada her zaman devletle aranızda bir sorun çıkıyor. Kemalizm, 78 yıldır aynı donmuş kalıplarla ele alındığından bugünü açıklamakta ve bugünün ihtiyaçlarına cevap vermekte yetersiz kalıyor. Bu ilke ve inkılaplar, 78 yıldır değişmeyen haliyle muasır medeniyet seviyesine ulaşmamızın bir engeli haline geliyor.
Anayasa'da yapılan değişiklikler Türkiye'nin çağdaş bir ülke olmasını sağlayabileyecek düzeyde mi?
Biz bu Anayasa'yla hemen çağdaş bir ülke konumuna geçemeyiz. Çünkü zihniyet problemi sürüyor. Ama gene de yapılan değişiklikleri küçümsememeliyiz. Mesela Anayasa'da düşünce özgürlüğünün sınırları genişletildi. Konuta girmede, üst araması yapmada, eşyaya el koymada, haberleşmenin gizliğinde eskiden sözlü emir yeterliydi. Polis pat diye gelip evinizi basabilirdi. Şimdi bunlar yazılı emre çevrildi.
Anayasaların temel özelliğinin bireyleri devlete karşı korumak olduğu bilinir. Bizim anayasamız ise tersidir. Devleti bireye karşı korur. Bu tuhaf yapı değişiyor mu şimdi?
Değişmiyor. Devlet bizde öyle bir tabu ki... Devletin ve ordunun insanların tahayyüllerindeki yerinin böyle olmasının nesnel nedenleri var tabii. Toprakların yarısı devlete ait. Türkiye'de en büyük işveren, en büyük bankacı devlet. Ordu da böyle. Çok özgürlükçü bulduğumuz 1961 Anayasası'yla hem ordunun ekonomik ayağı OYAK getirildi, hem de siyasi ayağı MGK getirildi. OYAK, bütün sektörlerdeki ortaklıkları ve şirketleriyle Türkiye'nin ekonomik devleri arasında. Dünyada bir Guatemala ordusunun, bir de Türk ordusunun bankası var. Bizde ordunun ekonomik çatısı çok güçlü. Hiç tartışılmadan geçen bir bütçesi, gizli fonları var. Ayrıca halkın gözünde de siyasi itibarı var. Bütün bunlar birleştiğinde ordunun yerini tartışmak, orduya karşı çıkmak biraz ürkütücü oluyor. Ama gene de Anayasa'da Milli Güvenlik Kurulu ile ilgili yapılan değişiklik önemli.
Niye önemli?
MGK'da sivil üye sayısı artırıldı ve MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olduğu açıkça belirtildi. Ve bu değişikliklerle MGK'nın kuruluşunu, işleyişini, yetkilerini düzenleyen MGK Genel Sekreterlik Yasası, Anayasa'ya aykırı hale geldi. MGK, ekonomiden
eğitime, her konuda karar alabiliyor ve Genel Sekreterlik bu yasaya dayanarak bakanlıkların bu kararlara uyup uymadığını tıpkı hükümet gibi denetliyor.
Bizim Anayasamız bir askeri darbenin ürünü. Tam manasıyla sivil bir anayasa olması için nelerin değişmesi gerekir?
Biz o kadar militarizme endekslenmiş bir toplumuz ki, askerlerin yapmadığı bir anayasa da sivil olmayabilir bizde. Çünkü bir anayasanın sivil olabilmesi için o anayasayı yapan yasama organının gerçekten o ülkedeki toplumu temsil ediyor olması lazım. Halbuki bizde yüzde 10 barajı var ve Meclis hiçbir zaman Türkiye toplumunu temsil edemiyor. Oysa temsil ile demokrasi arasında sarsılmaz bağ vardır. Toplumu oluşturan bütün kesimlerin, farklı görüşlerin Meclis'e yansıması lazımdır.
Neden Türkiye 20 sene bir askeri anayasa ile yönetilmeye razı oldu?
Biz mevcut haklarımızı bile kullanmayı bilmiyoruz. Çünkü devletçilik mayamızda var. Devletle sorunu olan dernekler, partiler de çok merkeziyetçi ve farklı görüşlere kapalı. Çünkü bu sistem bizi tek bir düşünceye endeksliyor. Kızım sekizinci sınıfta insan hakları ve vatandaşlık dersi okudu. Kitap 'Millet, devletin toplumudur' diyor. Devlet diye yurttaşlardan bağımsız bir şey var ve herkes onun tapulu malı sanki. Bir de 'Toplum, devletin tebasıdır' diyor. Çocuklar kul zihniyetiyle yetiştiriliyor.
İnsan hakları için de, 'Türkiye'de devlete karşı düşmanlıkların çoğu hürriyetseverlik maskesi altında yapılır' deniyor. Milli Eğitim Kanunu da eğitimin amacını 'Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun insan yetiştirmek' diye açıklıyor. Sonra da ÖSS fen sonuçlarında başarı yüzde 4 oluyor. Çocuklar okulda düşünmeyi, sorgulamayı değil, kul gibi itaat etmeyi öğreniyorlar, tek tip insan olarak yetiştiriliyorlar. Türkiye'nin 20 yıldır askeri anayasayla yönetilmesine şaşmamak gerek.
12 Eylül Anayasası hukukun temel kurallarına uygun muydu?
Hür türlü farklılığı reddeden bir anayasa
bu. Sadece felsefesi hukuka aykırı değil, yapılış biçimi de facia. Konut dokunulmazlığıyla ilgili madde konuşulurken, bir danışma meclisi üyesi 'Yoldan geçerken binalara dokunamayacak mıyız' diye soruyor. Bir diğeri, büyükbaş hayvanların çıktığı yollara 'inek çıkabilir' tabelası asılması maddesinin Anayasa'ya konmasını istiyor. Böyle insanların yaptığı Anayasa bu.
Anayasa'daki hukuka aykırılıklar giderildi mi şimdi?
Giderilmedi. Mesela 'vatandaşlık' maddesinde,
'Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlıkla bağlı olan herkes Türktür' deniyor. Bazı anayasa hukukçuları 'bu iyi bir şey, Türklüğü bir üst kimlik gibi düşünmeliyiz' diyor. Ama sonra Anayasa'da kamu hizmetleriyle ilgili bölüme bakıyoruz, peş peşe dört madde görüyoruz. Birinde 'kamu hizmetlerine girme her Türk'ün hakkıdır' diyor. Altındaki maddede 'Herkes gelirine göre vergi vermelidir' diyor. Burada Türklük değil, herkes kavramı kullanılıyor. Bunun altındaki maddede 'vatandaşların dilekçe verme hakkı var' deniyor. Anayasa gibi bir belgede,
'Türk, herkes, vatandaş' sözcüklerinin art arda kullanılması tesadüfi değildir. Zaten uygulamaya bakıyoruz, siz hiç adı Mıgırdiç
olan bir hâkim, polis ya da posta memuru gördünüz mü? Azınlıklara kamu hizmeti fiili olarak yasaktır burada. Kaynağını da Anayasa'daki bu maddeden alır. Bunlar hâlâ Anayasa'mızda var.
Gerçekten tam anlamıyla özgür bir ülke olabilmemiz için Anayasa'da nelerin değişmesi gerekiyor?
Anayasa'yı orasından burasından değişmekle çözülecek bir sorun değil bu. Çünkü asıl sorun zihniyette. Anayasa tek tip insan istiyor. Ne zamanki Anayasa, insan hakları ideolojisine sahip olur, bütün farklı kimliklere, düşüncelere eşit uzaklıkta olan bir devleti ve özgürlükler sistemini tasarlar, o zaman bizim de çağdaş bir anayasamız olur.
Cumhurbaşkanı milletvekili maaşlarını kapsayan maddeyi referanduma götürmek istediğini söyledi. Sizce bu davranışının
amacı ne Cumhurbaşkanı'nın?

Yolluklarla ilgili maddeyi Cumhurbaşkanı'nın referanduma götürme girişimi, beni hayal kırıklığına uğrattı. Bunun popülist bir davranış olduğunu düşünüyorum. Umarım bu, Cumhurbaşkanı'nın siyasete ısındığının bir işareti değildir. Milletvekilliği sadece zenginlerin işi olmamalı. Bizi temsil eden insanların geçim kaygısı olmamalı. Cumhurbaşkanı'nın böyle düşünmemesini hayal kırıklığıyla karşıladım.
Cumhurbaşkanı'nın bu girişimiyle parlamentonun itibarını kırdığı, böylece parlamento dışı güçleri daha da güçlendirdiği
söyleniyor. Bu görüşe katılıyor musunuz?

Böyle bir sonuç doğdu. Ama Meclis güvendiğimiz bir meclis olsaydı bu sonuç doğmazdı. Mesela dokunulmazlıklarla ilgili maddeyi değiştirmediler. Oysa Meclis'te suçlu olduğu iddia edilen milletvekili sayısı o kadar çok ki.
Anayasa'yı değiştirmek hukuk sistemimizin işleme biçimini değiştirecek mi yoksa bunun için hukukçularımızın zihniyetini mi değiştirmek gerek?
Hukukçuların da zihniyeti değişmeli. Hakların yazılı hale gelmesi yetmiyor. Bu değişikliklere uygun davranmak da gerekiyor. Anayasa değişikliklerinin gündelik hayatımıza yansıması için şimdi top hukukçularda. Yargının Anayasa değişikliklerini nasıl uygulayacağı çok önemli. Madem ki bu Anayasa değişikliği, gerekçesinde de belirtildiği üzere, 'evrensel
normlara uymak, Avrupa Birliği'nin siyasi ve ekonomik kriterlerine uyum sağlamak' için yapıldı, o zaman hukukçuların da bütün bu değişikliklerin bu bakış açısıyla yorumlamaları lazım. Eğer böyle yorumlarlarsa
önemli ölçüde soluklanırız.
Bizim gerçekten evrensel hukuka uygun bir ülke olmamız ne kadar zaman alacak sizce?
Çok uzun sürecek. 12 Eylül döneminde 600 küsur yasa ve kararname çıkarıldı. Sendikalar, dernekler, gösteri, yürüyüş, greve kadar günlük hayatımızı ilgilendiren ve hukuk sistemimizin belkemiğini oluşturan yasalar bunlar. Anayasa değişikliğiyle bunların çoğu Anayasa'ya aykırı hale geldi. Şimdi yüzlerce uyum yasası çıkması gerekiyor.
Bir karmaşa döneminden geçilecek. Türkiye'de bir yanda uluslararası sözleşmelerle oluşan bir hukuk var. Diğer yanda Anayasa'nın yeni şekli var. Öbür yanda da Anayasa'ya aykırı düşen yüzlerce yasa maddesi var. Bir hukuk sistemi bu kadar çatışmayı kaldıramaz. Mesela toplu suçlarda gözaltı süresi Anayasa'da dört gün oldu. DGM Yasası'nda bu süre yedi gün ama uygulamada dört gün hemen dikkate alındı. Ancak Anayasa'daki dil yasağı kalktı diye, RTÜK Yasası Anayasa'ya uygun hale getirilmeden Kürtçe televizyona izin verileceğini sanmıyorum. Anayasa'daki değişikliklerin günlük yaşamımıza özgürlükçü bir rahatlama getirmesi için uyum yasalarının
süratle çıkarılması gerekiyor. Aksi halde eski alışkanlıklarla daha da daraltıcı yorumlar yapılabilir.
Peki Türkiye'de bir hukuk düşmanlığı var mı? İnsanlar Türkiye'nin çıkarlarıyla evrensel hukukun çatıştığına inanıyorlar mı?
Evet ama bu da değişiyor. İnsanlar bu ülkede o kadar çok hak ihlaline uğradı ki, artık toplum haklarına, özgürlüklerine kavuşmak istiyor. Benim hayatımda üç kuşak sevdiğim insan hak ihlaline uğradı. Altı yaşımdayken babam, 1971'de sevdiğim genç, 80'de arkadaşlarım hapse girdi. Babam sağcı biriydi, Demokrat Parti milletvekiliydi, 1960'ta hapis yattı. 71'de ve 80'de arkadaşlarım solcu oldukları için hapis yattılar. Babam da onlar da ülkelerini çok seviyorlardı. Sevdiklerimle arama giren askerlere bakıyorum, onlar da ülkeyi çok seviyorlar. Ama tankları ve tüfekleriyle korkutucu bir sevgi bu. Herkesin ülkeyi kendileri gibi sevmesini istiyorlar. Sanki başka bir sevme biçimi olamazmış, onlardan başka kimse bu ülkeyi sevemezmiş gibi.
Hukukla barışabilmemiz ve hukukun bütün dünya gibi bizim için de yararlı ve gerekli olduğunu anlamamız için neler değişmeli?
Öncelikle tek tip yurttaş isteyen zihniyet değişmeli. Okul kitaplarından yasalara, her şeyi ilgilendiren bir süreç bu. Bir de saydamlık çok önemli. Bizde hâlâ adı 'gizli kanun' olan 2425 sayılı bir kanun var. 1934 yılında 'gizli kanun' diye çıkarılmış. Bu kanunun içeriğini, neyi düzenlediğini bilmiyoruz.
Çağdaş hukuk devletinde böyle bir şey olabilir mi?
Olamaz. MGK Genel Sekreterlik Yasası'nda, Genel Sekreterlik kadrolarını ve çalışmasını düzenleyen yönetmelik de gizli. MGK bütçesinde gizli hizmet giderleri için gizli bir ödenek var. Milli Siyaset Belgesi, bakanların bile görmediği bir belge. Oysa bunu düzenleme görevi MGK'da değil, Bakanlar Kurulu'nda. Bu belgeyi herkes bilmeli. Ulusal güvenlik hepimizi ilgilendiriyor. Ayrıca bizde eğitimden ekonomiye her şey milli güvenlik potası içine girdiği ve milli güvenlik çok geniş yorumlandığı için, bu belge bütün hayatımızı düzenleyen bir belge de olabilir. Kimse görmediği için bunun sadece savunmadan mı ibaret olduğunu yoksa Mesut Yılmaz'ın dediği gibi AB'ye katılmamızın önünde bir engel mi oluşturduğunu bilmiyoruz.
Mebuse Tekay NEDEN?
Hepimizin hayatını ve geleceğini etkileyecek Anayasa değişiklikleri yapılıyor. Anayasa'da gerçekleştirilen 34 maddelik değişiklikten sonra şimdi de bir uyum yasaları paketi önümüzdeki günlerde Meclis'e gelecek. Ama biz, bu Anayasa değişikliklerinin ne olduğunu, hayatımızı nasıl etkileyeceğini çok açık olarak bilmiyoruz. Hâlâ 'gizli kanunu' olan, bazı yasaların içeriğinin halktan saklandığı bir ülkede, halkı devletin gerçek sahibi yapabilmek için nasıl bir anayasaya sahip olmamız gerektiğini de çok iyi bilmiyoruz. Üstelik yapılan Anayasa değişikliklerinin hayata nasıl geçirileceği konusunda da belirsiz yanlar var. Bu değişikliklerin hayatımıza yansıması için yüzlerce yasanın değiştirilmesi, Anayasa'ya uygun hale getirilmesi gerekiyor. Bütün bunları Sivil Anayasa Girişimi'nin önde gelen isimlerinden hukukçu Mebuse Tekay ile konuştuk. İnsan hakları, demokrasi, kadın, gençlik üzerine çok sayıda araştırma ve makalesi bulunan Tekay işçi ve sendika avukatlığı yapıyor. Tekay'ın çalışma mevzuatıyla ilgili olarak iki hukukçuyla birlikte hazırladığı sekiz ciltlik bir çalışması var.