Onun başına geldi: Bir Gezi öyküsü

Onun başına geldi: Bir Gezi öyküsü
Onun başına geldi: Bir Gezi öyküsü
İstiklal Caddesi'nde başına gelen gaz kapsülü nedeniyle 21 gün uyuyan Okan Göçer, 'Gazı atan polisle göz göze geldim. Yakınımda birilerinin başına gelecek, dedim kendi kendime. Meğer benim başıma gelmiş' diyor.

Okan Göçer, 1 Haziran’da Gezi eylemlerine katılmak için gittiği İstiklal Caddesi’nde başına isabet eden biber gazı kapsülüyle yaralandı.  21 gün uyudu. Kafatasının kırılması nedeniyle, başının sol yanı çöktü.  BBC Türkçe servisinden Rengin Arslan Okan Göçer'le Okmeydanı Hastanesi’nde buluştu. Arslan'ın kaleme aldığı haber şöyle:

Başında beyaz şapkasıyla geldi. "İş göremez" raporu almak için burada. Başından beri yanından ayrılmayan halasıyla ve yaralandığı gün de yanında olan bir arkadaşıyla birlikte.

22 Haziran’da uyanmasına, hayati tehlikeyi atlatmasına “küçük bir mucize” gözüyle bakılıyor.

Gezi’nin adı duyulmayan onlarca “gazisinden” biri 23 yaşındaki Okan.



'Polisle gözgöze geldim'


Okan o gün olanları şöyle anlatıyor: “Sadece ben değil çok yaralı var o günden. O gün plastik mermi kullandılar. Öğleden sonra oldu. İngiliz Konsolosluğu’nun oradaydık. Biz meydana gitmek istiyorduk. Polis biber gazı attı. Ben o gazı atan polisle göz göze geldim. Yakınımda birilerinin başına gelecek, dedim kendi kendime. Meğer benim başıma gelmiş.”

Son cümleyi söylerken gülüyor.

Bundan sonrasını o gün Okan’ın yanında olan arkadaşı anlattı: “Biraz geride bir revir kurulmuştu. Oradaki doktorlar hızla ilk müdahaleyi yapmasaymış Okan’ın yaşama şansı yokmuş. Sonradan öğrendik. Doktorlar Okan’a bakınca hemen hastaneye götürün dediler. Ambulans gelmediği için yoldan bir araba durdurup Okmeydanı Hastanesi’ne getirdik.”

Halası Fatoş Göçer söze girip, Okan hayati tehlikeyi atlattıktan sonra neler yaşadıklarını anlatıyor: “Doktorlar hafıza kaybı olacak, geçmişi hiç hatırlamayabilir, epilepsi geçirebilir, kalıcı hasarlar kalabilir, sol taraftan darbe aldığı için, solda felç olabilir, dediler. Kendimizi her şeye hazırlamıştık.”

Şu anda Okan’ın kulağında sorun var ve duyma güçlüğü çekiyor. Bacağında ise damar tıkanıklığı. Kafatasındaki çöküntünün giderilmesi için Eylül’ün ilk haftası yeniden ameliyat olması gerekiyor. Doktorlarının söylediğine göre bu ameliyat, ilki kadar riskli değil. Okan gülümseyerek anlatıyor bunları da. “Geçecek” diyor sakince.



'Saçlarını taramışsın'


Yoğun bakımdayken Okan’a sevdiği müzikleri dinletmişler. "Neler mesela?"

Halası yanıtlıyor: “Saçlarını taramışsın, sarı renge boyamışsın türküsünü”.

Türkünün devamını Okan mırıldanarak tamamlıyor.

“Sence uyanmanda etkisi olmuş mudur?” diye soruyorum.

“Valla bu türkü özellikle etkili olmuş olabilir. Sürekli söylerdim bu türküyü” diyor yine gülerek.

“Keşke gitmeseydim demedim hiç”

21 günün sonunda uyandığında başına neler geldiğini hatırlamadığını anlatıyor sonra. “Ben uyandığımda kaza geçirdim sanıyordum. Nasıl kurtuldum diyordum kendi kendime. Sonra birilerini gördükçe bir şeyler duydukça hatırlamaya başladım. Bir hafta sonra da ailem olanları söyledi.”

Peki, 1 Haziran’da Taksim’e gittiği için pişman mı?

Yanıtı: “Asla” oluyor ve devam ediyor: “Keşke gitmeseydim demedim hiç. Asla demedim. Bana olmasa başka birine olacaktı. Benim yaşadıklarımı onlar yaşayacaklardı. Bunların olacağını bilseydim yine giderdim.”

1 Haziran’da Taksim’e gitmesinin nedenleri sayısız. Asgari ücretten, özelleştirmelere kadar geniş bir yelpaze koyuyor önüme.

Yoğun bakımda kaldığı ve uyutulduğu süre boyunca Türkiye ’de olanları sonradan okumuş, izlemiş.

Gezi eylemleri sırasında ölenlere geliyor konu. “Orada ölen insanlar da biziz. Başkası değil, biziz,” diyor yüzünde ciddi bir ifadeyle.



“İnşallah o da senin gibi uyanacak”



Okan şimdi farklı sebeplerle ertelediği üniversiteye girebilmek için uğraşıyor. Bu yıl sınava girmiş ama tercih dönemi yoğun bakımda olduğu zamana denk geldiği için tercih yapamamış. “Dershaneye gidecek durumu” olmadığı için istediği bölüm olan makine mühendisliğine girmesinin zor olduğunu söylüyor. Eğer tercihler için telafi söz konusuysa iki yıllık bir bölüm seçecek, oradan dikey geçiş sınavıyla mühendisliğe geçmeyi deneyecek. Okan ile bunları konuşurken yanımıza 75 gündür uyuyan Berkin Elvan’ın annesi ve kız kardeşleri geliyor.

Onlar hep Okmeydanı Hastanesi’nde.

Okan’a sarılıyor Berkin’in annesi Gülsüm Elvan. “İnşallah o da senin gibi uyanacak” diyor.

Okan, “Berkin uyanacak, daha güçlü uyanacak hem de” diye yanıtlıyor. Sohbete koyuluyorlar.



Hukuki süreç



Okan’ın yanından ayrıldıktan sonra avukatı Emine Erel’i aradım. Savcılığa başvurmuş ve Okan’ın biber gazı kapsülüyle vurulma anını gösteren güvenlik kameralarının kayıtları istenmiş. Avukat Erel, “İki banka ve bir eczaneden kayıtlar geldi ancak bu kameralar oradaki görevli polisleri sadece arkadan gösteriyor. Bu görüntülerle sadece görev yapan ekip tespit edilir” diyor. Erel esas olarak İngiliz Konsolosluğu’nun kamera kayıtlarının gerekli olduğunu söylüyor. Emniyet, savcılığın talebiyle İngiliz Konsolosluğu’ndan kayıtları istemiş ancak henüz yanıt alınamamış.


Yüzlerce suç duyurusu, tek savcı


Emniyet’in bu durumu belirten yazısında, “Farklı konularla alakalı geçmiş tarihte konsolosluklardan tarafımızca talep edilen evraklara yanıt alınamamıştır,” deniyor. Erel bu konuda, Dışişleri Bakanlığı’nın devreye girerek görüntüleri talep etmesinin gerekli olabileceğini belirtiyor.
Okan Göçer ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet başsavcılığına “polisler için işkence, kasten öldürmeye teşebbüs”ten suç duyurusunda bulunulmuş. Ancak avukat Erel, bu suç duyurusu diğer yüzlercesi ile aynı dosyada toplandığı için, soruşturma aşamasının çok yavaş ilerleyeceğini düşünüyor ve ekliyor: “ Beşiktaş ’tan Tünel’e kadarki bölgede Gezi döneminde yapılan tüm suç duyuruları tek dosyada toplandı. Bu dosyaya bir tek savcı bakıyor." (BBC Türkçe)