Özbekistan Rum-Yunan yanlısıdır

CHP'li İnal Batu: KKTC için Türk cumhuriyetlere güvenilmemeli. Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan Rumları destekliyor, Azerbaycan vefasız.
Haber: NEŞE DÜZEL / Arşivi

NEDEN? İnal Batu
Avrupa Birliği üyeliği gibi tarihi bir amaca doğru yürürken, dış politika kaçınılmaz olarak Türkiye gündeminin neredeyse birinci maddesi oldu. Başta siyasi partiler olmak üzere, hemen hemen herkesin, Türkiye ile ilgili amaçları ve beklentileri dış politika konusundaki tavırlarıyla ortaya çıkıyor. Türkiye'nin iç politikasını da dış politika belirliyor. Yasalarımızda ve Anayasamızda, dünyayla uyum sağlayacak değişiklikler gerçekleştiriliyor. Bu tarihi dönemeçte, hükümetin tutumu kadar, muhalefetin tutumu da büyük önem kazanıyor. Özellikle CHP'nin tavrı, gerek AB'ye uyum, gerekse iç dengelerimiz açısından hayati bir öneme sahip. Bu nedenle herkes, CHP'nin kritik noktalarda ne yaptığını ve bunu niye yaptığını merak ediyor. CHP ise, Anayasa değişikliği gibi konularda değişime, ayak sürüse de, olumlu katkılarda bulunurken, Kıbrıs gibi konularda da bazen insanların aklını karıştıran tutumlar ve söylemler sergiliyor. Son seçimlerde milletvekili olan, beş ay öncesine kadar CHP'nin yönetiminde yer alan eski büyükelçi İnal Batu'yla, zengin tecrübelerinin ışığında, şu anda Türkiye'nin ve CHP'nin bulunduğu yeri, Türkiye'de bundan sonra neler olabileceğini, neler yapılabileceğini ve CHP'nin üstüne düşen görevleri konuştuk.

Türkiye'nin şu anda dünya politikasındaki konumu nasıl?
Türkiyenin bugün dünya politikasında geldiği nokta umut verici. Asker göndererek, Irak ve Afganistan bataklıklarına sürüklenme gibi önümüzde tehlikeler var ama... Türkiye şu anda, hem Avrupa'dan tam üyelik için takvim almaya çok yaklaşmış bir ülke. Hem de ABD ile yeniden önemli, yoğun ilişkiler kurmuş bir ülke. Ayrıca Türkiye, Irak ve Büyük Ortadoğu Projesi bağlamlarında da önemli bir bölge ülkesi. Ama gene de AB'den tarih alma konusunda yüzde yüz bir garanti yok.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın konuşması, Türkiye'ye aralıkta tarih verileceğinin mi, yoksa verilmeyeceğinin mi bir işareti?
Fransız halkı Türkiye'nin üyeliğine karşı. Chirac'ın konuşması kendi kamuoyunu yatıştırmak içindi. Türkiye'ye kapıları kapatan bir konuşma değildi. Chirac kendi partisinden Dışişleri Bakanı'nın Türkiye için çok
olumsuz olan beyanlarını yumuşattı. Fakat Türkiye'ye, İngilizler ve Alman Başbakanı gibi açık destek vermedi. Chirac, hem kendi partisini hazirandaki seçimlerde zor durumda bırakmamak için, hem de Türkiye'yi gücendirmemek, umutsuzluk yaratmamak ve AKP hükümetinin de işini zorlaştırmamak için işi idare etti. Topu Avrupa Komisyonu'na attı.
Türkiye'nin Kıbrıs'ta izlediği politika, bizim Avrupa'yla ve dünyayla ilişkimizi nasıl etkiledi?
Olumlu etkiledi. Türkiye ilk kez Kıbrıs'ta önemli bir adım attı. Türk tarafının referandumda 'Evet' demesi ve son gelişmeler memnunluk verici. Avrupa'dan tarih almaya çok yaklaştık. Ben zaten her şeyi Türkiye'nin AB üyeliğine endeksliyorum. Mesela Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği de Türkiye'nin AB üyeliğine bağlı.
Niye?
Amerika'nın asker isteğine, AB'nin kapısında bekletilen Türkiye'nin tutumu başkadır, AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamış bir Türkiye'nin tutumu başkadır. Eğer Türkiye, AB üyeliğine adımını atarsa, Amerikan baskılarına karşı direnebilir, kırılganlığı azalır. Kıbrıs'ta da durum aynı. Kıbrıs, çözüm planlarının içeriğinden çok, Türkiye'nin AB'ye yakınlığı ve uzaklığıyla değişen bir konu. İyi bir plan, eğer Türkiye AB'nin dışında tutulursa yaşayamaz, Daha kötü bir plan ise Türkiye, AB'ye alındığı takdirde yaşar.
AB'nin bundan sonra nasıl davranacağını tahmin ediyorsunuz?
Referandumdan sonra çok kritik yeni bir döneme girdik. Bu ara dönem, Türkiye'nin AB'den tarih alıp almayacağının belli olacağı aralıkayına kadar sürecek. Bu dönemde AB, bazı durumlarda bizim, bazı durumlarda da Rumların tarafını tutacak. Bir bizi, bir onları tatmin edecek. Benim bu ara döneme ilişkin dört endişem var.
Endişeleriniz neler?
AB, KKTC'yi resmen tanımayacak olsa da, Kıbrıslı Türklerin dünyada yalnızlığını kaldırmak için onunla
ekonomik, ticari, kültürel, sportif ilişkilere girecek. İşte bu noktada çok sert mücadele olacak. Kıbrıslı Rumlar ve Atina, Türklere yapılacak yardımları, iyileştirmeleri meşru Kıbrıs Cumhuriyeti kanalıyla yaptırmaya çalışacak.
'Adalet Divanı'nda bunları iptal ettiririm' lafları başladı zaten. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ndeki oylamada da, Rumlar bir Haçlı ittifakı gibi Sırpları, Ermenileri, Rusları yanına alıp, metinde değişiklik önergesi verdi ve KKTC milletvekillerinin bu mecliste ancak Rum delegasyonu içinde yer alabileceği kararını çıkarttı.
Sadece Sırplar, Ermeniler, Ruslar değil Azeriler de oylamada Türkiye'nin
yanında yer almadı. Azerbaycan niye böyle davrandı sizce?

Önce şunu söyleyeyim. Avrupa Komisyonu'nda biz büyük bir fırsat kaçırdık. Parlamenterler Meclisi'ndeki oylamada Türk milletvekilleri daha militan ve ısrarcı davranabilirdi. Ret oyu verenleri yanımıza çekebilirlerdi. Haberlere göre, Zülfi Livaneli ve Azeriler oylamaya katılsaymış, önerge iki farkla reddedilecekmiş. Azerbaycan'ın vefasızlığı da ilk defa olmuyor. Azerbaycan çok ayıp ediyor.
Bunu niye yapıyor?
Kıbrıs'la Karabağ arasında paralellik kurulmasını istemiyor. 'Kıbrıslı Türklerin ayrılıkçı hareketini desteklersek, ülkemizden ayrılan Karabağ konusunda çelişkiye düşeriz' diyordu geçmişte. Ben 1997'de Dışişleri Müsteşar Yardımcısı'yken, Türk cumhuriyetlerine yönelik bir proje uygulamak istedik. Denktaş, Özbekistan hariç bu cumhuriyetlere gidecekti. Tanınma talebinde bulunmayacak ama oralarda devlet başkanı gibi muamele görecekti.
Gördü mü peki?
Bir tek ülkeden olumlu yanıt alamadık. Azerbaycan'dan rahmetli Haydar Aliyev'den şu cevap geldi. 'Denktaş'ın kalp rahatsızlığı geçirdiğini biliyoruz. Bizde kalp hastaları için çok güzel rehabilitasyon merkezleri var. Denktaş rehabilitasyona gelmiş olsun. Ben onu hastanede ziyaret ederim' dedi. Oysa Türk cumhuriyetleri içinde bize yakın olanlar Azerbaycan ve Türkmenistan'dır. Özbekistan, yıllardır Rum ve Yunan yanlısıdır. Türkiye ile ilişkileri çok soğuktur. Özbekistan Cumhurbaşkanı Atina'ya gidip Rum ve Yunan tezlerini desteklediğini açıkça söyledi. Kırgızistan ve Kazakistan ise öteden beri Güney Kıbrıs'ı destekleyen Moskova'nın yörüngesindeler.
Kıbrıs konusunda önümüzdeki diğer zorluklar neler peki?
İkinci zorluk şu... Kıbrıs Cumhuriyeti'ni Türkiye'nin tanıması konusunda, hem Türkiye içinde, hem de AB ile ilişkilerde büyük tartışma çıkacak.
Üçüncü endişem de, Kuzey Kıbrıs'ta, nüfusa oranla çok büyük bir eğitimli genç işsizler ordusu var. Rum tarafı çekim merkezi olacak. Bu gençler gidip Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu alacak ve o pasaportla Avrupa'da iş bulacak. Bunu kınamıyorum. Kendisine tüm hakları verecek bir pasaport almak varken, KKTC'ye tanınacak seyahat belgesi hakkını ne yapsın adam? Kuzey Kıbrıs'ta büyük boşalma olacak.
Bunun siyasi sonucu ne olur?
Biz, 'İki bölgelilik, iki topluma eşit siyasi haklar' derken, önümüzdeki dönemde ortaya içi boşalmış bir Kuzey Kıbrıs çıkabilir. Toplumun kreması topraklarını terk edebilir. Siz yeni bir Annan Planı'yla veya başka bir AB planıyla yeni bir Kıbrıs kurmaya kalktığınızda, Kuzey'de halk olmadığı için pazarlık gücünüz çok zayıflar.
İlter Türkmen'in dediği gibi KKTC garnizon devlet mi olacak?
Sonuç öyle olur. Kıbrıs'ı iyi tanırım. Beş yıl büyükelçilik yaptım. KKTC'de kalan halktan fazla asker olur.
Denktaş'ın danışmanı Mümtaz Soysal, 'Ne var bunda, olsun' diyor.
Ben de olmasın diyorum. Bundan daha kötü bir senaryo olamaz.
Avrupalıların, Kıbrıs'ta yeni bir barış süreci için Türkiye'den taviz istemeleri ihtimali var mı peki?
Var. Dördüncü endişem bu. Bugün Annan Planı öldü diye bayram edenler yanılıyor. Birleşik Kıbrıs projesi bitmedi. Türkiye'ye tarih verilmesi noktasında, AB karşımıza, Rumlar lehine değiştirilmiş bir planla çıkabilir.
AB, Kıbrıs Rumlarına ve Yunanistan'a kızgınlığını davranışlarıyla göstermeyecek mi peki?
Bir ölçüde gösterecek. Rumlara kızgınlığı çok ciddiye almayalım. İşin özünü kaçırmayalım. Kendisine Kıbrıs Cumhuriyeti diyen bir devlet tüm Kıbrıs adına evvelki gün AB'ye resmen tam üye oldu. Kıbrıs konusundaki tartışmaları bu gerçek şekillendirecek. İşin özü budur.
Referandumdan CHP'nin de desteklediği 'Hayır' politikası çıksaydı, işin özü ne olacaktı?
Kötü olacaktı.
Peki, Amerika şimdi Kıbrıs'ta ne yapacak sizce?
Koskoca adamlar, Amerika'ya Kuzey Kıbrıs'ta bir üs veririz, KKTC'yi tanır diyorlar. Çok saf beklentiler bunlar.
Amerika'nın dünyada üç ülkeyle gerçek bir stratejik ilişkisi var. İngiltere, İsrail, Kanada. ABD'nin Kıbrıs'ta üsse ihtiyacı yok. İngiltere'nin üsleri var. Amerika, KKTC'yi tanımada AB'den ileri adım atmaz. AB'yi izler.
İzlediğimiz dış politika, son Kıbrıs atağıyla bize ne kazandırdı, ne kaybettirdi?
Bu politika, Kıbrıs konusunun AB ile ilişkilerimizde bir bahane olarak kullanılması ihtimalini çok zayıflattı. Biraz önce dedim. Kritik dönemde yeni bir planla karşımıza çıkabilirler ama, referandum öncesinden çok daha iyi bir noktadayız. Biz şimdi artık Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye tam üye olmasının güçlükleriyle boğuşacağız.
Peki izlediğimiz son Kıbrıs politikası bize ne kaybettirdi?
Hiçbir şey kaybettirmedi. Şunu anlamakta güçlük çekiyorum. Referandumda 'Hayır'ı savunanları anlayışla karşılamaya çalıştım, ama artık Güney'de 'Hayır' sonucu çıkacağı anlaşıldıktan sonra hâlâ Kuzey'de 'Hayır' çıksın diyenleri anlamam mümkün değil.
Anlaşılan siz, partinizi anlamakta güçlük çekiyorsunuz. CHP Başkanı Baykal'ı ve CHP sözcüsü Onur Öymeni anlayamıyorsunuz.
Hayır, hayır. Bir sosyal demokratın AB'ye yakınlıkta bayrağı kimseye bırakmaması ve Kıbrıs'ta adil, kalıcı çözüm için en çok istekli olması gerekir.
Sosyal demokrat olduğunu söyleyen CHP, AB bayrağını nasıl oldu da AKP'ye bıraktı peki?
Kimsenin bilerek böyle bir niyetinin olduğuna inanmak istemem. Bu, söylem sorunundan oldu herhalde. Bu konuda, bunun ötesinde tartışmaya girmem, bu parti içi bir sorun çünkü.
Neden Kıbrıs politikasında hükümet yalnız bırakıldı diğer partiler tarafından?
Politikanın doğasında bu var. Hükümetlerin ak dediğine muhalefet sık sık kara diyor. Oysa bazı konularda hükümete hak verirsiniz, bazı konularda vermezsiniz. Ben CHP'li olarak dengeli bir tutum izlemeye çalıştım.
Ama CHP referandumda Denktaş'la birlikte 'Hayır'ı savundu. Referandumdan 'Evet' çıkınca da, başkanınız Baykal, 'Türkiye'nin AB ufku açıldı' dedi. Hem evet sonucuyla Avrupa'ya yaklaştığımızı söylemek, hem de referandumda bizi Avrupa'dan uzaklaştıracak 'Hayır'ı savunmak... Siz gerçekten neyi savunuyorsunuz?
Bazı sosyal demokratlar Annan Planı'nın kalıcı ve adil bir çözüme engel olacağını düşündükleri için 'Hayır'ı savunmuş olabilirler, ama ana hedef bütün sosyal demokratlar için AB'dir.
CHP'nin, Kıbrıs konusunda bizzat Onur Öymen'in belirtiği gibi 'MHP ile aynı fikirde olması'nın nedenini anlayabildiniz mi peki?
Ben Öymen'in aynı fikirde olduğunu söylemedim. Öyle bir iddiam yok.
Zaten bunu kendisi söyledi. Siz söylemediniz.
Bilmiyorum öyle bir şey duymadım. Son dönemde, belirli bir günde, o günün şartlarında CHP ile MHP arasında bir benzetme yapılmış olabilir.
Siz, Kıbrıs'la ilgili fikirlerinizi Deniz Baykal'a söylediniz mi?
Yönetimdeyken söylerdim. Artık yönetimde değilim. Ayrıldım. Grup toplantılarında herkesin serbestçe konuştuğu bölümde Baykal bulunmuyor.
CHP, bundan sonra AB konusunda nasıl bir politika izlemeli? Hükümet, Kopenhag Kriterleri'ne uyum için bir Anayasa değişikliği paketi hazırladı. Sizce bu değişiklik desteklenmeli mi?
Bu paket, bu hafta Meclis'te oylanacak. CHP'nin yıllardır savunduğu kadın-erkek eşitliği, DGM'lerin ve idamın kaldırılması gibi konularda olumsuz oy kullanması, pakete dokunulmazlık dahil edilmese de, mümkün değil. Dokunulmazlık konusu, Kopenhag Kriterleri'nde yer almıyor,
ama bir Avrupa normudur. Yolsuzlukla mücadelede çok önemlidir. Milletvekilleri Türkiye'deki gibi kalın bir dokunulmazlık zırhı arkasında saklanmamalı. Kaldı ki bu hükümetin, Türk milletine bu konuda sözü var.
Dokunulmazlıklar konusunda haklı olarak çok titiz davranan CHP, neden milletvekilleriyle birlikte sivil ve askeri bürokratların da dokunulmazlığının kalkmasını kabul etmiyor?
Bir oyun, oyalama bu. Aylar, yıllar alacak bir süreç bu. Milletvekili dokunulmazlığını geçiştirmek için bir bahane bu. Diğer kesimlerin dokunulmazlığı, milletvekillerininki kadar geniş ve yalın değil. Milletvekillerinin yargılanması çok daha zor.
Sivil ve asker bürokratları da yargılamak çok zor bu ülkede. Haklarında işkence iddiası olan polisleri bile mahkemeye getirebilmemiz için Amerikan Dışişleri Bakanı'nın Türk hükümetine mektup yazması gerekti.
O dokunulmazlıkları da savunmuyorum ama bizler örnek olmalıyız.
Ama korkuyorlar. Kim bilir kaç tanesinin dokunulmazlığı kalkacak?
Peki son soru... CHP, dış dünyada nasıl değerlendiriliyor?
CHP'nin AB ve Kıbrıs'ta AKP'nin gerisinde kaldığı yolunda son dönemde yanlış ve haksız bir görüntü ortaya çıktı. Bunu düzeltmemiz lazım. AB
için de, Kıbrıs'ta bir çözüm için de, biz en öndeyiz. Buna bizim herkesi inandırmamız lazım. Demek ki bizden kaynaklanan bazı nedenler var