Özkan ve Çapan da tutuklandı

Özkan ve Çapan da tutuklandı
Özkan ve Çapan da tutuklandı

Gürbüz Çapan'ı destekleyen bir grup mahkeme önünde gösteri yaptı.

Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan ve Adil Serdar Saçan'ın ada aralarında bulunduğu altı zanlı, terör örgütüne üye olmakla suçlanarak cezaevine kondu

 

SERKAN OCAK

İSTANBUL - Ergenekon soruşturmasının son dalgasında gözaltına alınan Kanaltürk televizyonunun eski sahibi gazeteci Tuncay Özkan, eski İstanbul Organize Suçlar Müdürü Adil Serdar Saçan, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan, emekli hakim Albay Tanju Güvendiren, İşçi Partili avukat Emcet Olcayto ve Özkan'ın doktoru Hüseyin Nazlıkulu, 'Ergenekon terör örgütüne üye olmak, örgüt adına faaliyette bulunmak suçlarından' tutuklandı. Zanlılar, hakime verdikleri ifadelerde suçlamaları kabul etmedi. Zanlılara yöneltilen sorular yine ağırlıklı olarak darbe hazırlıkları, Cumhuriyet mitingleri, ticarit hayatları ve telefon konuşmaları oldu.
Ergenekon'un dokuzunca dalgasında geçen salı günü gözaltına alınan Özkan, Saçan ve Çapan'ın da aralarında olduğu yedi kişi emniyette saatlerce süren sorgu maratonun ardından önceki akşam saatlerinde Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne sevk edildi. Savcılık ve mahkeme işlemleri dün sabah 07.00 sıralarında tamamlandı. Tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edilen Saçan, Çapan, Özkan, Olcayto, Güvendiren ve Nazlıkulu tutuklandı. Zanlılar daha sonra dağıtımın yapılacağı Metris Cezaevi'ne gönderildi. Şüphelilerden doktor Mesut Özcan'sa serbest bırakıldı. Zanlılar adliyedeyken, bahçede toplanan bir grup protesto gösterilerini sürdürdü. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde işlemleri süren iki kişi de dün adliyeye sevk edildi. Soruşturma kapsamında aynı gün gözaltına alınan dört kişi daha önce serbest bırakılmıştı.

Ticari hayatı soruldu Edinilen bilgiye zanlılar ifadelerinde suçlamaları kabul etmedi. Hayatının son 25 yılının araştırmacı gazetecilik çalışmalarıyla geçirdiğini söyleyen Özkan'a yöneltilen sorulardan biri mali durumu, ticari hayatıydı. Özkan'ın bu sorulara “Ticaret yapma hakkım ve gelir elde etmem, sanki bir suçmuş gibi sorulmuştur” diye cevap verdiği öğrenildi. Özkan'a vergi borçlarıyla ilgili belgeler de gösterildi ayrıca CHP'ye yaptığı prodüksüyon anlaşmasının da sorulardan biri olduğu öne sürüldü. Özkan ve avukatı söz konusu işlemlerin yasal olduğunu söyledi. Özkan'a çok sayıda telefon kaydı da soru olarak yöneltildiği belirtildi. Bunlara karşılık mesleği gereği yüzlerce binlerce kişiyle görüşmeler yaptığını belirten Özkan'ın, "Aleyhime delil olarak mahkemeye sunulan telefon görüşme tutanakları belli bir döneme ilişkindir. Benim bütün hayatım boyunca yaptığım tüm görüşmelerim kayıt edilseydi, bunlardan yüz binlerce ortaya çıkardı. Yaptığım iş nedeniyle birçok kişiyle görüşüyordum. Ben özgürce düşüncelerini ifade eden biriyim. Bunu demokratik bir hak olarak, yasalara uygun şekilde dile getiriyorum. Bu şekilde baskı ve dinlemelerle, benim gibi özgürce düşünen ve düşündüklerini dile getiren insanlar susturulursa, o takdirde Türkiye çölleşir" dediği ifade edildi.

Mitingler ve darbe planları
Cumhuriyet mitingleri ve darbe planları Özkan'a yöneltilen diğer sorular oldu. Özkan'ın şu yanıtı verdiği öne sürüldü:
"Yapılan haksızlıklar karşısında susmayı mı tercih etseydim?. Benim bir kızım var. Ona haksızlıklar karşısında sessini çıkartmayan biri olmayı mı öğretseydim? Netice olarak benim demokratik düzen içerisinde, mevcut uygulamaları eleştirmem, bir siyasi partiye üye olmaya çalışmam, suç olarak gösterilmektedir. Anayasal haklarımı kullandım. 1993'te yazdığım ‘Bir Gizli Servisin Tarihi’ isimli kitap nedeniyle tehditlere maruz kaldım. Hatta 1993'te Genelkurmay’ın ilgili birimine çağrıldım, kitabı yayınlamama konusunda uyarıldım. O zaman darbeye ve tehditlere karşı koymuş bir kişi olarak, bugün darbe yaptırmaya teşebbüsle suçlanmaktayım. Cumhuriyet mitinglerinde kimsenin burnu kanamamıştır, yasal olarak yapılmıştır. Ben Çağlayan mitingindeki konuşmamda, “Ne şeriat, ne darbe. Demokratik Türkiye” diye bağırmıştım.”
Özkan, kendisine terör örgütü üyesi yapılmasının kabul edilemez olduğunu belirterek, "50 saattir ayaktayım. Önüme tabela asılarak fotoğraflarım çekildi, parmak izlerim alındı. Bugüne kadar teröre karşı olmama rağmen, bir terör örgütüyle özdeşleştirildim. Ben son 4.5 yıl içerisinde 908 konferans, 53 miting, sayısız televizyon programı düzenledim. 12 kitap yazdım. Hepsinde özgürlüğü ve demokrasiyi savundum” dedi.

Çapan'a Cumhuriyet sorusu
Eski Esenyurt Belediye Başkanı Çapan’sa ifadesinde Ergenekon'la bağlantılı olduğu suçlamasını reddetti. Çapan'a, 2001 yılında tutuklandığı operasyondaki iddialarla ilgili sorular yöneltildi. O dönemde Ermenistan üzerinden nükleer madde kaçakçılığı, belediyede usulsüzlük, zimmete para geçirmek, memleketi Çıldır’da hayvan kaçakçılığı yapmakla suçlandığını ve hatta Ermeni asıllı olduğu yönünde iddialarda bulunulduğunu söyleyen Çapan'ın, "Nükleer madde kaçakçılığı yaptığım yönündeki iddiaların nereden çıktığını bilmiyorum, İşçi Partisi’nin bilgisayarlarından çıkmış diyorlar. Öyle bir şey varsa ben mağdur olmuşumdur" dediği belirtildi.
Çapan'a Veli Küçük'ün yönlendirmesiyle Cumhuriyet gazetesinin satın alınması girişimleri de soruldu. Çapan bu soruya şu yanıtı verdi: "Cumhuriyet gazetesinin ekonomik sıkıntıya girdiği zaman, kardeşimle beraber, gazetenin kurduğu finans şirketine ortak olduk. İddia edilen örgütün bu gazete çevresinde yapılandığı belirtildiğinden, benim de örgütün içerisinde olduğum iddia edilmektedir. Ben bu suçlamayı kabul etmiyorum."
Çapan'ın avukatları da müvekkilerinin siyasi kimliği nedeniyle Veli Küçük, Ferit İlsever, Kemal Özden ve Ümit Ülgen'le bir araya geldiğini belirterek, "Bunun dışında bir birliktelikleri de yoktur. Ayrıca iddia edilen örgütle bağlantısı bulunduğu iddia edilen ve daha önce tutuklanan Şener Eruygur’un jandarma komutanlığı yaptığı sırada, müvekkilim bir jandarma operasyonuyla suçlanmış ve tutuklanmıştır" dedi.
Gençliğinde Dev-Yol sempatizanı olduğunu belirten Çapan, DHKP-C’nin kendilerini sevmediğini anlatırken, cezaevindeki bazı örgüt mahkumlarına yardım etmesini de ekonomik durumu iyi olan diğer mahkumların da benzer yardımlar yaptıklarını söyleyerek açıkladı ve bunun örgütü desteklemek anlamına gelmediğini söyledi.

Saçan: Örgütü ben çözdüm

Tutuklanan bir diğer önemli isim de 1998’de İstanbul Organize Suçlar Şubesi’ni kuran ve beş yıl müdürlüğünü yaptıktan sonra işkence suçlamasıyla meslekten atılıp, Danıştay kararıyla mesleğine dönen polis şefi Adil Serdar Saçan'dı.. 2001 yılında Tuncay Güney'i gözaltına alan Saçan ifadesinde, kendisinin Ergenekon'u deşifre eden kişi olduğunu söyledi. Örgüt yapılanmasını en iyi bilen kişi olduğunu öne süren Saçan, iyi bir tanık olacakken şüpheli olmasını eleştirdi. Davada adı geçen Sedat Peker, Drej Ali, Kürşat Yılmaz, Veli Küçük, Yaşar Öz ve Hayrettin Ertekin hakkında soruşturmalar yaptığını söyleyen Saçan, şu anki durumun bununla çeliştiğini ifade etti. Avukatı da Saçan'ın geçmişte 11 bin kişiyi cezaevine gönderdiğini belirterek, içeride can güvenliğinin tehlikede olacağını vurguladı.

Emekli albay: İtibarım zarar gördü Tutuklananlardan emekli albay, Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu üyesi ve Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Tanju Güvendiren'se emekli olduktan sonra ticarete atıldığı ve aylık gelirinin 40 bin YTL olduğunu söyledi. Sorguda kendisine sadece telefon konuşmalarının sorulduğunu belirten Güvendiren, hiçbir demokraside böyle bir delil yöntemi olmadığını söyledi. Yıllarca terör örgütleriyle mücadele ettiğini anlatan Güvendiren, "Adımın bir harfinin bile, bu örgütle anılmasını zul kabul ediyorum. İtibarım zarar görmüştür." dedi. Güvendiren’in avukatları ise müvekkilerinin Tuncay Özkan’ı gazeteci kimliği sebebiyle, emekli orgeneral Şener Eruygur'ysa Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde çalışırken, MSM Müsteşarı olması sebebiyle sicil amiri olduğu için tanıdığını anlattı. Avukatlar ayrıca Güvendiren'in Özkan ve Eruygur arasında Atatürkçü Düşünce Derneği yönetiminin oluşturulması sebebiyle çıkan anlaşmazlıkta aracı olduğunu söyledi.

Avukat Olcaytu'a savcıyla ilgili bilgiler soruldu
İP'li avukat Emcet Olcaytu'ysa ifadesinde evinde ele geçirilen bir belgede soruşturmayı yapan savcıyla ilgili bilgiler olduğunu belirterek, belgenin kendisine hukuk danışmanı olduğu Aydınlık dergisinden gönderildiğini, bu nedenle evinde olduğunu söyledi.