Özkaya'dan MİT-müteahhid-yargı açıklamaları

Yargıtay Başkanı Özkaya, "Benim şahsımda yargı yıpranıyor. Fevkalade yanlış" dedi.

Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya, Alaattin Çakıcı'nın Yargıtay'daki dava sürecinde MİT'in devreye girmesi ve basına yansıyan bazı haberler konusunda Anadolu Ajansı'nın sorularını yanıtladı.

* Soru: Birinci Başkanlık Kurulu'nun Neşter-2 soruşturması kapsamında sekiz Yargıtay üyesi hakkında verdiği karar öncesinde, sizin müteahhit Hakkı Süha Şen ile görüşerek savcılığa verdiği ifade hakkında bilgi aldığınız ve telefon görüşmelerinden haberiniz olduğu ileri sürülüyor. Bu konuya açıklık getirir misiniz?
* Özkaya: Bu müteahhidin Çakıcı ile ilgisi olduğu, tamamen benim bilgim dışında. Eğer Çakıcı ile ilgisi olduğunu bilsem, bir kere Yargıtay Başkanı olarak ister benim işimi ilgilendirsin, ister ilgilendirmesin böyle bir kişiye bulaşmamak için bu ilişkiye derhal son veririm. Bana müteahhidin anlattığı şu: 'Benim uzaktan yakından ilişkim olmadığı halde Kaşif bey benim başıma bu işi açtı. Şimdi Çakıcı'nın kaçışı ile ilgili bazı sorular soruyorlar, beni ilgilendirmeye çalışıyorlar. Ben sade vatandaşım, kendi işimle uğraşıyorum. Şaşırdım, huzurum kaçtı.' Ben de kendisine 'Doğruyu söylediysen, doğruyu yaptıysan ne korkuyorsun?' dedim. Konuşmamız bu... Benimle ne ilgisi olur ki... Benim Yargıtay Başkanı olarak etik kuralların dışında en küçük bir eylemim, en küçük bir davranışım olamaz ki... Yerel savcı benim hakkımda tahkikat yapamaz ki... Ben niye sorayım. Bunlar hep çarpıtılan, bilinmeden söylenen sözler. Savcı belki ondan bazı sorular sormuş olabilir. O beni ilgilendirmez. Bu hukuku bilmeden söylenen sözler.

'Benim hakkımda tahkikat olmaz'
Birinci Başkanlık Kurulu rastgele, etkiyle, benim dahi etkimle karar verecek bir kurul değil. Bu yüksek yargıya bir hakarettir. Dokuz üyeden oluşan yüksek yargının mensuplarına, Yargıtay'a bu bir hakarettir. Bu konu üzerinde aylarca çalışılmıştır. Verilen kararda birilerinin aklanması niyeti kimsenin aklının köşesinden geçmemiştir, olamaz da geçemez de... Koskoca bir Yargıtay Başkanı 'efendim benim hakkımda ne soruldu' diye soracak. Benim hakkımda tahkikat olamaz ki... Müteahhide sorulan sorular da beni enterese etmez... Müteahhidin böyle Çakıcı ile ilgili bir davranış içerisine girdiği aklımdan geçmiş değil... Eğer bu kişinin Çakıcı ile ilgisi olduğunu tespit etsem, müteahhitle ilişki o anda son bulurdu. Kasıtlı mı yoksa yeterli bilgi araştırma yapılmadan mı söyleniyor bunlar...

'Makamımda görüşürüz'
* Soru: MİT Dış İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Kaşif Kozinoğlu ile görüşme davetinin sizden geldiği söylendi. Siz mi davet ettiniz?
* Özkaya: Bu müteahhit gelip giderken inşaatın tadilatıyla ilgili bilgi verirdi. Bir geldiğinde bana telefon etti. 'Yemek yiyebilir miyiz?' dedi. Telefonda, 'Kaşif bey de var, yemekte bulunabilir mi?' dedi. Kaşif beyi daha önce bana anlatırdı. Çocukluk arkadaşı, çok yakın dostlukları varmış, bunları anlatırdı. Gittik yemek yedik. Hadise bu. Nisan ayının başlarıydı. Yemek sırasında Kaşif bey 'Efendim size bir soru sorabilir miyim?' dedi. 'Nedir?' dedim, 'Yargıyla ilgili' dedi. 'Çakıcı ile ilgili bir dosya' dedi. Aklımda yargının bu Çakıcı dosyasına bulaştırılarak normal seyrinin dışında bir işlem mi olabilir diye bir şüphe uyandı. Bunun üzerine ben dedim ki 'Bunlar burada konuşulacak zemin değil. Bir gün randevu alır gelirsiniz, makamımda görüşürüz' dedim. Aradan belli bir süre geçti. 10 gün veya daha fazla olabilir. Müteahhit benim yanıma geldi, dairedeydim. Bir ara telefonu çaldı. 'Efendim Kaşif bey başkanıma saygılarımı arz edeyim diyor' dedi. Bana telefonu verdi. 'Ne var, ne yok?' dedim. 'Ziyaretinize gelebilir miyim?' dedi. 'Şimdi sekreterden sormamam lazım, müsait miyim, değil miyim' dedim. Öğleden sonra bir saat verildi. Ekibiyle geldi. Uğurlarken epey kalabalıktı, 'Kim bunlar?' dedim, 'Bizim görevliler' dedi. Mesele bu. Bu kadar açık, bunun çarpıtılmaması lazım...

'Etki etmem mümkün değil'
Bu istişari bir görüşme... Ben herkesle görüşürüm. Kendisine sordum. 'Resmen geldim' dedi. 'Müsteşarımın izniyle geldim. Haberi var' dedi... 'İsterseniz açayım, konuşayım' dedi, 'Lüzum yok' dedim. Şu sırada açıklamayı mahsurlu gördüğüm bazı şeyler söyledi. Bunların yansıttığı Çakıcı'yı korumak falan değil... Çakıcı'nın dışarı gitmesini istemiyorlar, cezaevine girmesini de istemiyorlar idi... 'Bana bir, bir buçuk ay lazım, tam temas halindeyiz. Bunda bilgiler var, bu bilgileri almak istiyoruz. Bu davanın süreci ne olabilir, dava bittiği takdirde bu bağın kopma ihtimali var... Eğer yakın tarihte karar verilirse, bunun hukuki prosedürü gibi' sorular sordu. Ben de kendisine dedim ki 'Senin işin ayrı, bizim işimiz ayrı... Ben temsil yerindeyim. Dosyaya etki etmem mümkün değil... Etki edecek olsam bile bunu yapmam. Bu arkadaşlar benim sözümle hareket edecek kişiler değildir. Bu kendi prosedürü içinde devam eder. Bu prosedür devam ederken inşallah emelinize kavuşursunuz, neticeyi elde edersiniz' dedim. Netice dediğim, kendi istihbarı çalışmalarını kastediyorum. Kozinoğlu'nun çok önemli olduğunu söylediği görev, devlet sırrı bana tevdi edildi, bunu açıklayamam. Sonra Kozinoğlu çıktı gitti.

* Soru: Çakıcı'nın Yargıtay 1. Ceza Dairesi'ndeki davası hakkında ne zaman bilgi verdiniz? Karardan önce mi, sonra mı?
* Özkaya: Bana günlük getirilen basın özetlerinden Çakıcı ile ilgili kararın çıktığını öğrendim. Ben o tarihe kadar dosyanın hangi dairede olduğunu bilmiyorum. MİT'in ilgilendiğini gördüğüm için basından o zaman dikkatimi çekti. 'Neden MİT bununla ilgileniyor?' dedim. Bana verilen bilgiler doğru mu, yanlış mı şeklinde kafamda istifam belirdi. 15-20 gün sonra karar yazıldı. Karar bundan önce tefhim (verilen kararın açıklanması) edilmişti. Çakıcı'nın avukatının yüzüne, yani bunu artık taraf biliyor. Davanın ne olduğunu biliyor... Bu karar tefhim edildikten sonra iki ay, üç ay sonra yazılsa da herşey ortada... Bu karar yazılana kadar benim dosyayla ilgim ve bilgim olmamıştır. Karar yazıldıktan sonra mahiyetini öğrenmek için istedim. MİT'i ilgilendiren bana anlattığı konuyla bu dosyanın bir ilgisi yok... Baktım adi bir terör suçu...

'Çakıcı da arasa söylenir'
Müteahhit, Kozinoğlu'na yardım eden bir kişi konumunda, bunu sonradan anladım. Müteahhit beni aradı, Kozinoğlu'nun telefon ettirdiğini biliyorum, zaten konuşmalarından o anlaşılıyor. Bana, 'Bu dosya ne zaman yazılır?' türünde sorular sordu. Bu bilgiler zaten Çakıcı da karar veren daireyi arayıp 'Kararım ne zaman yazılır, ne zaman postaya verilir?' dese bu söylenir, internetten bilinir. Benim aktardığım bilgi, her hukukçu tarafından bilinen bir şey. Ben MİT'i bilgilendirmek suretiyle, Yargıtay içinden MİT çıksın amaçladım. Hatta 'Git daireden öğren' de diyebilirdim. Daireyi bundan mahsun tutmak istedim. Birinci Başkan olarak daireye göndermek istemedim. MİT'in bu dosyayla ilgisi kesilsin, artık kurcalanmasın istedim. Benim amacım bu. Zaten dosya bitmiş gidiyor.
Bununla ilgili Kaşif'in beni yemekte ziyareti, sonra dairede ziyaret etmesi. Müteahhidi daha sonradan ikaz ettim, 'Sen bu işe burnunu sokma, işine bak' dedim. Müteahhit, Kaşif namına bu bilgiyi benden sordu. Kaşif'ten ben bunu sordum. 'O bizim adımıza bunu takip ediyor' dedi. Zaten bu bilgiyi açıklamakta mahsur yok, gizli bir bilgi değil. Çakıcı'nın kaçmasıyla da ilgili değil. Verilen karar tefhimle öğrenilmiş zaten. Dosyanın postalanmasıyla ne ilgisi var. Bunlar tamamen saptırılan şeyler. Bir Yargıtay Başkanı, müteahhit-işveren ilişkisinde Çakıcı ile ilgili ne konuşabilir. Böyle bir şey yapabilir miyim, çok yanlış, çok çirkin. Benim şahsımda yargı yıpranıyor. Fevkalade yanlış.

* Soru: Milas'ta Çakıcı ile bağlantılı olduğu öne sürülen bazı kişilerle görüştüğünüz yönünde haberler var. Böyle bir görüşme oldu mu?
* Özkaya: Zaman zaman Milas'a gidip evin tadilatı için malzeme seçiyoruz. Niko denilen kişi, müteahhidin şoförü. Müteahhit dediğim adam da benim işimi gören kişi. Bu bağlantı kuruluyor oradakilerle... Bir malzeme seçimi söz konusu, o da onların tanıdıkları varmış Mehmet denilen kişi. Ben bunu şimdi sokakta görsem tanımam. Gittik, pazarlığını yaptık 4.5 milyara... Bundan ibaret. Bu 'Milas Zirvesi'. Düşünün... Yargıtay Başkanı olarak gideceğim, bir müteahhitle, bir emekli ile Çakıcı meselesinde zirve yapacağım. Bunlar çirkin... Benim hiç kimsenin ifadesinden haberim yok. Benim hakkımda bir şey olamaz ki ben bunu niye merak edeyim. Ben bu kadar mesleğin etik kurallarına riayet eden biriyim. Bu adam sorgulandıysa, o kendi bileceği şey. Müteahhit ile ilişkilerim sadece iş çerçevesinde olmuştur.

'Tenezzül etmem'
* Soru: Müteahhide yapılan son iki ödemenin, müteahhidin sorgulanmasının ardından yapılmasının anlamlı olduğu şeklinde yorumlar yapılıyor. Ödemeler nasıl yapıldı?
* Özkaya: Ben 45 yıldır çalışan ve mesleğin doruğunda olan bir insanım. Ben üç kuruş parayı nereden olsa bulurum. Fakat kardeşimden dahi istemiyorum, bankadan kredi çekiyorum. İşi yapıyor, kitapların telif hakları ödendikçe, ben de ödemeyi yapıyorum. Zaten planımı öyle yaptım. Parça parça gönderiyorum. Müteahhit bana ev yapacak, ben de bunun altında kalacağım Ben o evi hiç yaptırmam. O evi altın olarak yapıp verseler buna tenezzül etmem. Benim Çayyolu'nda kooperatiften bir evim var. Benim böyle bir niyetim olsa, Allah korusun söylemekten bile hicap duyuyorum. Mesleğin sonuna gelmişim, filanca kişi benim bedava evimi onaracak Niye bedava yapsın, benle alakası ne, ben ona ne vereceğim de bedava yapacak?
Bir de bunun karşılığını düşünelim. Çakıcı ile benim en küçük bir ilişkim varsa bunu açıkça söylesinler. Ben bu müteahhidi ararken dedim ki 'Yargı ile ilgisi olmasın, devletle ilişkisi olmasın'. Benim arayacağım bu. Benim aklıma gelmez ki Çakıcı ile ilişkisi var. Ben yargı ile ilgisini araştırıyorum bunun, Çakıcı ile ilgisi olduğunu bilsem... Bunlar yanlış şeyler. Beni fevkalade rencide eden şeyler.
Görüşme talebi Kozinoğlu'ndan geldi. Telefonlar tam banda alınmışsa, bunu açıkça göreceklerdir. Ben bantları görmedim. Olayın cereyan tarzını soğukkanlılıkla takip edersek, eğer ben davet etseydim, Atasagun'u davet ederdim. Benim muhatabım odur. Bir bakanlıkla işim olursa, bakanı ararım. Ama bakanlığın ilgili birimi benimle görüşmek istediğinde, 'Sen gelemezsin, bakanın gelsin' demek olmaz. Bir genel müdür, müsteşar, kendi vazifesi çerçevesi içinde benimle görüşme yapar. 'Bakan gelsin' demek işi yokuşa sürmek, hatta bir hakaret etmedir. Ben ilişki kurarsam, benim muhatabım Atasagun'dur. Benim ne işim olur ki MİT ile MİT mensubunu çağırayım...

'Yargı ile ne ilgisi var?'
Bu dosya zamanında karar çıkmış mı? Çıkmış. Yerel mahkemenin kararı, onamanın dışında aleyhte bozulmuş mu? Evet. Zamanında tefhim edilmiş, avukatı zamanında öğrenmiş, basına yansımış... Kararın yazılması 20 gün sürebilir. Bazen bu 2-3 ayı da bulabilir. Bu dosyaya en küçük bir etki var mı? Yok. Kaçışın yargı ile ne ilgisi var? Kaçacaksa, kafasına koymuşsa, kararın tefhiminden itibaren mümkün. En yeni bir hukukçu bile karar düzeltme isteminin, savcı tarafından değerlendirileceğini bilir. Savcı, talebine uygun karar verilmişse, talebine aykırı niye karar düzeltme istesin? Bizim açıklamalarımız bilinen şeyleri MİT'e hatırlatmaktan ibarettir. 'Şu dosyanın içinden artık çıkın' demekten ibarettir. Yani söylemek istediğim, o kadar açık ve seçik bir şey ki. İlk önce villa hediyesi ile başladı. Küçük iki katlı bir ev. Şimdi diyorlar ki malzemeleri Çakıcı'nın adamları taşıdı. Benim bunlarla hiç ilgim yok. Hicap duyuyorum. Çakıcı niye getirsin benim malzememi? Bu kadar açık bir konu nasıl bana mal edilir? Bilemiyorum. Çakıcı ile doğrudan veya dolaylı bir ilgim olsa, çevremin Çakıcı ile ilgili olduğunu bilsem... Yapılan bir suiistimal, anormallik mi var? Beni en çok üzen bir Çakıcı ile yahut bir yüklenici ile aynı kare içinde cübbeli resmimin gösterilmesi... Saygın bir basın, vazifesini bilen bir basının bunu yapmaması lazım. Bu yargı hakikaten herkese lazım. Bu yargıyı yıpratmamamız lazım. Bu şekilde çürütmememiz lazım. Mesleğin etik kurallarını -söylemekten bile hicap duyuyorum- bir basit menfaatle mesleğini ihlal etme gibi bir durum, asla söz konusu olmamıştır, olamaz da.

'Çekilmesini bilirim'
* Soru: 6 Eylül'de adli yılın açılış konuşmasını sizin yapmamanız ve istifa etmeniz gerektiği yönünde görüşler var. Ne düşünüyorsunuz?
* Özkaya: Vazifemi yaparken bu mesleğin onuruyla, şerefiyle 40-45 yıla yakın şerefli mazimle bugünlere geldim. Bu vazifemi de hakkı ile yaptığıma inanıyorum. 6 Eylül açılışı benim bir vazifemdir. Ben bu mesleğe göbeği ile bağlı bir kimse değilim. Önümde uzun yıllar olsa bile gerektiği zaman çekilmesini bilirim. Benim üç ayım kalmış. Bu vazifemi mesleğin onuruna yakışır, benim mazime yakışır şekilde temsil edip vazifemi yapacağım. Ancak şu var, hukuki süreç başlamıştır, onun için konuşmuyorum. Herkesten bu hukuki süreç başladığına göre yasal sorumluluğa riayet bekliyorum.

'Linç baskısı altındayım'
* Soru: Yayınlarla ilgili suç duyurusunda bulunacak mısınız?
* Özkaya: Savcılıkların resen harekete geçmesi lazım. Suç duyurusunda ben bulunursam 'Yargıtay Başkanı yayınların önünü almak istiyor' şeklinde yorumlanır. Herkes vazifesinin idraki içinde olmalı. Bu kadar korkunç bir linç baskısı altındayım. Ben dahi konuşmuyorum, savunma hakkım olmasına rağmen. Ben tapeleri (telefon görüşmeleri çözümü) bilmiyorum. Bu basın nereden öğreniyor, nasıl biliyor, nereden sızdırılıyor? Hergün tefrika gibi bir bölümünü yayınlıyorlar. Eğer gerçekten böyle bir şey yapılacaksa, bütün tapeler açıklansın, baştan sona kadar. Olay bütünü ile ele alınsın. Orada tam bir objektif değerlendirme yapılsın. Bu tapelerin içinden belli bir bölüm alınırsa, o bölüm çeşitli şekilde yorumlanabilir. Madem öyle, tape olduğu gibi yayınlansın. Niye küçücük bir bölüm? Hukuki süreçte tapelerin gizli kalması gerekir.

'Komplo akla geliyor'
* Soru: Bir komplo olduğunu mu düşünüyorsunuz?
* Özkaya: Bütün açıklığıyla olayı anlatıyorum. Bu derece deliller saptırılırsa, ister istemez akla bu geliyor.

* Soru: Peki amaç nedir?
* Özkaya: Bu amacı şu aşamada belli kişileri, belli grupları itham edercesine açıklamak istemiyorum. Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Kamuoyu değerlendirsin. Çünkü bu kadar açık, saf, temiz bir olay, bir ilişki... Bir dava var, normal sürecinde devam etmiş, bitmiş, postalanmış. Bir yargı ile MİT ilişkisi var. Çok kısa iki temas olmuş, bilgilendirilmiş. Yargının en yükseğinde oturan bir kişinin, bir çete reisi ile alakası söz konusu olabilir mi? Basit menfaatler uğruna, bu kadar şerefli mazi ihlal edilebilir mi? Bunları kamuoyunun takdirine bırakıyorum.
MİT, bana Çakıcı'yı koruma, yardım etme değil, kendi görevini yapma çabası içinde görünümü vermiştir. Onun için de benden herşey belli olduktan sonra (Çakıcı'nın davası) bir açıklama istenmiştir. Bu açıklama gizli bir açıklama mı, başkasının bilmediği bir açıklama mı, başkasının öğrenmediği bir açıklama mı? Üstelik Çakıcı'nın avukatları bunları biliyor. Benim açıklamalarıma ihtiyaçları yok. Benim bilgilendirmem, MİT'i dosya içinden çekmektir. 'Bitmiştir bu iş, bu iş kapanmıştır, kendi işinize bakın' demektir. Benim şahsımda yargı yıpranıyor. Neticede toplumun inanacağı, güveneceği odak noktalar, zirveler, olur olmaz birtakım acayip senaryolarla yıpratılırsa, vatandaşın güveneceği hiçbir kurum ve kuruluş kalmaz. Bundan Türk toplumu, rejimi zarar görür. Eğer yargıya yönelik değişiklik yapılacaksa, biz bunları daha önce söyledik. Bu yargının zirvesi yıpratılarak değil, toplumla paylaşılarak çeşitli usullerle yapılır. Haksız eleştiriler kimseye fayda vermez. Bunun olumsuz sonuçları daha sonra ortaya çıkar.