Özkök: Son söz halkındır

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Kıbrıs'ta yaşanan referandum sürecine ilişkin görüşlerini açıklarken, Türk tarafının 'olmazsa olmazlarının' büyük ölçüde karşılandığını söyledi.

ANKARA - Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Kıbrıs'ta yaşanan referandum sürecine ilişkin görüşlerini açıklarken, Türk tarafının 'olmazsa olmazlarının' büyük ölçüde karşılandığını söyledi. Orgeneral Özkök, Genelkurmay'ın aylık basın bilgilendirme toplantıları çerçevesinde dün kamera karşısına geçti. Özkök şu mesajları verdi:
Kıbrıs'ın stratejik önemi devam ediyor: TSK açısından Kıbrıs'ın önemi iki temel esasa dayanmaktadır. Bunlardan birincisi, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve orduya Garanti Antlaşması'yla yüklenen Kıbrıslı soydaşlarımıza sağlamak zorunda olduğumuz güvenlik sorumluluğudur.
İkincisi ise, İttifak Antlaşması'nda açıkça ifade edildiği üzere, Kıbrıs'ın, Türkiye'nin güvenliği açısından taşıdığı stratejik rolün önemidir. Bu iki temel esas süreklilik arz etmektedir. Bazı kesimlerce bu esasların artık önem taşımadığı iddia edilmektedir. Öte yandan bazı ülkeler de bu antlaşmaların değiştirilmesini istemektedirler. Ancak biz bu antlaşmaların gerekliliğine ve bizlere yüklediği görev ve sorumlulukların ihtiyaç olarak devam ettiğine yürekten inanıyoruz. Kıbrıs'ın stratejik önemi olmadığını iddia edenlere ise, İngiltere'nin adadaki egemen üslerini korumaya neden bu denli özen gösterdiğini hatırlatmak isterim.
Ulusal davada iki aykırı görüş: Eğer 1 Mayıs'a kadar çözüm gerçekleşmezse, Rum tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB'ye girecek fakat KKTC'de AB müktesebatı uygulanmayacaktır. Bu tarihten itibaren AB Kıbrıs sorununda taraf olacaktır. Bütün bunlar, KKTC'de soydaşlarımızın muhakemelerini sarsmıştır. Ulusal bir davada ilk kez iki aykırı görüş belirginleşmiş ve bu görüş aykırılığı Türkiye'ye de yansımıştır.
Görüş ayrılığımız oldu
MGK çerçevesinin dışına çıkıldı: 23 Ocak ve 5 Nisan günlerinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarında görüş ve önerilerimiz (hükümete) aktarılırken, konuya ilişkin yazılı görüşlerimiz de 15 Şubat, 9 Mart ve 28 Mart 2004 tarihlerinde Başbakanlığa iletilmiştir. Bugüne kadar olan müzakere sürecindeki gelişmeler hakkında da Genelkurmay'a bilgi aktarılmış ve görüşlerimiz alınmıştır. Ancak, bu işbirliğinden her konu üzerinde aynı noktaya geldiğimiz anlamı çıkarılmamalıdır. New York müzakere sürecinin 23 Ocak MGK toplantısında çizilen genel çerçevenin dışına çıkması da bunlara dahildir.
'Evet' ya da 'Hayır' beklemeyin: Son zamanlarda medyada ve halkımızda şöyle bir beklenti olduğunu hissediyoruz: 'TSK her zaman her önemli konuda evet veya hayır diyerek kesin tavır koymak zorundadır ve bunu da kamu ile paylaşmalıdır.' TSK'nın her konuda tavır koyan taraf olması veya her şeyi kamuoyuyla paylaşması beklenmemelidir. (Soru üzerine) 'Evet' ya da 'hayır' demememiz lazım. Neden demememiz lazım? Bakın Annan Planı 9 bin sayfadan oluşuyor. Bu plan geldiği zaman Merkez Bankası'ndan tutun da Dışişleri, Ulaştırma Bakanlığı'na kadar ilgili yerler var. Herkes bir yerini inceliyor ve kararı verecek olanlar. Ben anayasal konumum itibarıyla, askeri ve politik değendirmelerimizi yaptım.
Karar Kıbrıs Türkü'nün: Referandum treni New York'tan hareket etmiştir ve ilerlemektedir. Bundan sonra en önemli husus, içeride veya dışarıda tüm kurumların; Kıbrıs halkının, bir baskıya maruz kalmaksızın gerçekleştirilecek bir referandumda, hür iradesiyle kendisi için en doğru kararı verebileceği ortamın yaratılmasını sağlamaya çalışmasıdır.
Karar ortak verilecek: Kıbrıs, sadece Kıbrıslı soydaşlarımızın bir meselesi değildir. Türkiye'nin güvenliği de söz konusudur. Kıbrıs'ın Türkiye'nin güvenliği ile ilişkisi; Türkiye'ye olan mesafesi ile açıklanacak kadar yüzeysel değil, daha çok Akdeniz'deki hak ve menfaatlerimizin korunması ile ilişkilidir. Çözümün nihai değerlendirmesi ve verilecek karar Türk Ulusu adına TBMM'ye aittir.
Diplomatik oyun: (Sorular üzerine) Sayın Denktaş kararın 'Hayır' olması için gayret gösteriyor ama kamuoyu araştırmalarında 'Evet' çıkması yönünde değerlendirmeler görülüyor. Bu doğrudan doğruya Kıbrıs halkının hür iradesiyle vereceği karara bağlı. Öte yandan Kıbrıs Rum Kesimi'nde de, devlet başkanı yine olumsuz görüşlerini dile getiriyor. Bunlar önümüzdeki günler devam edecektir. Rum tarafı hayır, Türk tarafı evet derse, Kuzey için bazı kolaylaştırmalara yol açacağını söylemektedirler. Gerçekten de böyle olabilir. Ancak bu diplomatik bir oyundur. Bu kararı verecek olan Kıbrıs halkıdır, ve TBMM'dir.
Erdoğan'a yorum yok: (Erdoğan'ın Denktaş'la ilgili sözlerinin sorulması üzerine) Başbakan'ın görüş belirttiği bir konuda benim görüş belirtmem olmaz. Takdir Denktaş'ındır. Hükümetin izlediği politikaları basının önünde değerlendirmemin uygun olmayacağını sizler de anlayışla karşılarsınız. Hükümet politikalarını değerlendirmek görevimiz değil.
Denktaş'a ne dedi?: Sayın Denktaş son Ankara'ya geldiğinde aramızda bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Sayın Denktaş, Ercan Havaalanı'nda sadece 'Genelkurmay Başkanı'yla konuştum' demiştir. Basında bir haber çıktı. Sözüm ona sayın Denktaş, MGK bildirisinde bana serzenişte bulunmuş, ben de demişim ki, "Efendim anayasal sorumluluğumuz içinde bu kadarını başarabildik." Bu tamamen gerçek dışıdır.
Gönül-akıl çelişkisi: ('Evet çıkarsa Türkiye kaybeder mi?' sorusu üzerine) Bu konu her zaman tartışılmıştır, tartışılacaktır da. Evvela Kıbrıs davasının çok iyi tarif edilmesi lazım. Aslında tabii insanlar bazen kalpleriyle bazen de akıllarıyla konuşuyorlar. Hiçbir meselede böyle gönlümüzle aklımızın çeliştiği bir durum olmadı. Bu bakımdan evvela meselenin ne olduğunu iyi tayin etmeliyiz. Verildi, alındı gibi kelimeler aslında daha ziyade diplomatik veya uluslararası hukuksal kelimeler değildir. Biz aklımızın ve gönlümüzün çelişkisi içinde her zaman aklımızın rehberliğinde gitmeliyiz.
Son dakika fikri!: ('Denktaş perşembe günü Kara Harp Okulu'ndaki liderlik sempozyumunda konferans verse' önerisi üzerine) Son anda söylenmiş parlak fikirlerden daima korkarım. Böyle durumlarda mutlaka karargâhıma danışırım, sonra ben incelerim.



Annan Planı'nın olumlu yanları
Garantörlük: Planlara baktığınız zaman garanti ve ittifak anlaşmaları konusunda önemli gelişmeler olduğunu görüyorsunuz. Mesela, garanti anlaşması biliyorsunuz, hiç değişmedi. Bu halen yürüyor. Yalnız garanti edeceğiniz ortam değiştiği için bu yeni değişen ortama uyumlu hale getirilmesi için bir protokol yapıldı. Bu protokolde bazı unsurlarla bazı iyileştirmeler yapıldı. Örneğin önceden Kıbrıs'ın bütünü için garanti edilirken şimdi her iki taraf, Yunanistan ve Türkiye için kastediyorum; hem birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hem de parça devletlerin anayasal düzen ve güvenliğini de garanti ediyor. Bu büyük bir değişikliktir.
İki kesimlilik: Olumlu yanlardan biri iki kesimliliktir. İkincisi KKTC'nin, egemenliği kaybetmekle beraber kurucu devlet olarak ve federal seviyede ikili egemenliğinin ve siyasal eşitliğinin sağlanması, üçüncüsü de KKTC halkının daha huzurlu bir ortamda yaşayacak olması. Kıbrıs Türk halkı, plana göre polis, Barış Gücü ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sağlayacağı huzur ortamında yaşayacak. Bunların dışında senatoda eşit temsil hakkı olacak. Temsilciler meclisinde nüfustan dolayı Rum tarafı fazla olmakla birlikte senatoda 24-24 eşit temsil olacak. Önemli kararlarda
1/4, daha önemli kararlarda 2/5 oy şartı aranacak. Bu bir çeşit veto yetkisidir.
Türk askerinin durumu: Öte yandan, mevcudu azalsa da, Türkiye olarak aksini kabul etmediğimiz sürece TSK unsurları adada soydaşlarımızın yanında kalmaya devam edecektir. Planın iyi yönlerinden birisi olarak da Türkiye 'hayır' demediği müddetçe orada daima bir birliğimizin bulunması bu garanti anlaşmasının ittifak anlaşmasının, geçerliliğini koruyacak olmasıdır.
Göçler: Kuzey'e gelecek Rumların oranı Türklere göre 1/3'ü geçmeyecek. Kuzeye geçecek Rumlar da malların en fazla 1/3'ünü geri alabilecek. Geri kalan bölüm tazminatla çözülecek ki, bu global takas yöntemidir.


Eleştirilen noktalar
AB müktesebatı olmalı: Plana ilişkin en önemli husus, Türk Kurucu Devleti'ni korumayı amaçlayan derogasyonların AB hukukunun birincil kaynakları arasına dahil edilmesidir. Bunun mutlaka sağlanması gerektiğini,
aksi takdirde, adadaki Türk varlığının ve iki kesimliliğin devamı bakımından büyük güçlüklerin doğabileceğini, sonuçta bölgede büyük istikrar ve güvenlik sorunlarının baş gösterebileceğini değerlendirmekteyiz.
Uygulamaya dikkat: Plana bir bütün olarak bakıldığında, olumlu yönlerinin yanında bazı isteklerimizin karşılanamadığı ve uygulanmasında sorunların çıkabilme olasılığının da bulunduğunu söyleyebiliriz.
Yasalarda düzeltme yapılmalı: Adaya getirilecek yeni düzenin belirleyicisi olan federal yasaların ve uluslararası düzenlemelerin gözden geçirilerek, kalıcı ve adil bir düzen için gerekli olan değişiklik ve düzeltmelerin yapılmasının önemli olduğuna inanmaktayız.
Geçiş dönemi uzatılmalı: Plana göre geçiş dönemi çok kısadır. Bu süre, uygulamanın en hassas safhasını oluşturan geçiş dönemi için yeterli değildir. Ayrıca, bu kısa dönemin büyük sorunları da beraberinde getirebileceğini ve adada huzurun sağlanmasında önemli problemlerle karşılaşılabileceğini düşünmekteyiz.
İstihdam ve kaynak gerek: Plana göre, Rumlara bırakılacak topraklar nedeniyle 57 bin Türk, göçmen durumuna düşecektir. Ayrıca, kuzeye gelecek Rumlardan dolayı bu rakam üç yıl sonunda 82 bine ulaşacaktır. Bu soydaşlarımızın konut ve istihdamı için kaynak sağlanamazsa ciddi toplumsal olaylar çıkabilir.


'TSK'da görüş ayrılığı yok'
TSK ve kendisiyle ilgili iddialara da yanıt veren Orgeneral Özkök, 'TSK içinde hiçbir görüş ayrılığı yok, silahlı kuvvetlere zarar vermek isteyenler ulusa zarar veriyor, Ordumuz dine saygılıdır' dedi.
Orgeneral Özkök, konuşmasının önemli bir bölümünde de TSK'yla ve kendisiyle ilgili güncel tartışmalara açıklık getirdi.
Devlet nasıl değişir: Türkiye Cumhuriyeti'nin köklü bir devlet yapısı, engin bir devlet deneyimi vardır. Bu devlet yapısında bir değişiklik gerekiyorsa, bu değişiklik yine sahip olunan deneyimler göz önünde bulundurularak, ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte, toplumun tüm kesimlerinin mutabakatına dayandırılarak gerçekleştirilmelidir.
Ordu-ulus bağı: "...Ordumuzdaki subay ve yüksek komuta heyeti birbirine karşı büyük bir sevgiyle, hürmetle, emniyet ve güvenle bağlıdır ve üstten aldıkları emri bir namus meselesi gibi kabul ederek ifa ederler. TBMM'nin ordusu insanca, bağımsız yaşamaktan başka amacı olmayan ulusuyla aynı ülküyü paylaşan ve sadece ulusunun emrinde olan öz evlatlarından oluşan güçlü bir topluluktur. Türk Ulusu ordusunu çok sever. TSK ile Türk Ulusu birbirine benzeri görülmemiş bir şekilde muhabbetle bağlıdır.
TSK'yı zayıflatma çabaları: TSK'nin yılmaz savunucusu olduğu ve Cumhuriyet'in temel niteliklerinden olan, laiklik ve Atatürk milliyetçiliği
anlayışının Türkiye'nin önünü tıkadığı, gelişimini engellediği anlayışı sıkça gündeme getirilmektedir. TSK da değişimin önünde en büyük engel olarak gösterilmektedir. Bu çevrelere göre yapılacak tek şey, her
önüne çıkan veya çıkarılan fırsatı kullanarak, TSK'nin etkisizleştirilmesine ve zayıflatılmasına çalışmaktır. İnternetteki ne olduğu belirsiz sitelerin yanında, medyamızın bir bölümü de bilerek veya bilmeyerek, zaman zaman bu odakların amaçlarına hizmet etmektedir.
TSK yekvücut: Maksatlı olarak yaratılmak istenilen tablo, TSK'da derin görüş ayrılıkları ve gruplaşmalar olduğudur. Gerçekleri yansıtmayan bu durum, yaklaşım ve dedikodular, yalnız TSK'ya değil ulusa da zarar veriyor.
Görünmemek zafiyet değildir: TSK, kamu önünde sık sık gündeme gelmeyi istememekte ve buna özen göstermektedir. Bu husus bir zafiyet olarak algılanmamalıdır.
Yanlış bir iddia: TSK'ya karşı yürütülen bir diğer kampanya da, mensuplarının dini inançları ve başkalarının inançlarına karşı tutumu konusundadır. TSK halkımızın dini inancına ve yaşama biçimine saygılıdır.
Aklın önderliğine itaat: Benim sorumlu, ılımlı, yapıcı, birleştirici ve dikkatli yaklaşımım, maalesef belirli kişiler ve çevrelerce
bilerek ya da bilmeyerek yanlış yorumlanmakta, üstelik bu kişiler bu yaklaşımımdan mutsuzluk da duymaktadırlar. Ben sesin gürlüğüne değil, aklın önderliğine itaat etmek isteyen askeri bir sesle komuta ediyorum.
Cumhurbaşkanlığı iddiası: Üzülerek ifade ediyorum ki bu kişilerden bazıları benim bu yaklaşım biçimimin güya bana vaat edilmiş bir ikbalden kaynaklandığını ileri sürerek, bir dedikoduyu kulaktan kulağa yaymaktadırlar. Tarafıma hiç kimse böyle bir vaat veya teklif getirmemiştir. Genelkurmay Başkanlığı makamı, meslek hayatımın son ve aile bireylerimin en övünç verici ikbal noktasıdır.


'Bedelli askerlik uygun olmaz'
Bedelli çözüm değil: Eğer ihtiyacımız olan miktar ile kaynak arasında önemli bir fark varsa, eğer kaynak fazla ise, geriye kalanlar diğer kanunlarla değerlendirilir. Mesela öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı'nda istihdam ediliyor. Veya ancak böyle durumlarda bedelli askerlik gündeme gelebiliyor. Son yıllarda üç defa bedelli askerlik yapılmıştır. Ancak bu hakkı kullananların oranı yüzde 15 olmuştur. Mali portresine bakılacak olursa da 1999'da yapılanda ancak 1 milyar mark civarında olmuştur. Ondan evvelkilerde 500 bin mark civarında veya altındadır. Zaten askerlik süresini de kısalttık. Kaynak azaldığı için ancak ihtiyacı karşılar duruma geldi. Bedelli askerliğin bir çözüm ve uygun olduğunu düşünmüyoruz.
Sosyetik fişleme: Fişleme olayı artık kapatılmalıdır. Bir lokal bölgede amacını aşmış ifadeler kullanılan bir belge yayımlanmıştır. Bu konuda her kurum kendisine düşen görevi yapmıştır, yapacaktır, biz de yapıyoruz. O bakımdan artık bu konunun kapatılması gerekir. Herkes bir ders almıştır, bu dersini yerine getirecektir.
Dinçer değerlendirmesi: (MGK toplantılarına Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in katılmamasına ilişkin soru üzerine) MGK toplantılarına kimin katılıp katılmayacağı konusu sayın Cumhurbaşkanımız ile koordineli olarak MGK Genel Sekreterliğimiz tarafından düzenlenir.
Yalman'a haksızlık var: Bir komutan arkadaşıma yapılmakta olan haksız dil uzatmalardan duyduğum rahatsızlığı ifade etmek isterim. Yıllarını ulusuna hizmetle geçirmiş, tevdi edilen tarihi görevleri canını riske atarak büyük bir başarıyla yerine getirmiş olan bu komutan arkadaşımı, hiçbir kusuru olmadığı olaylar dahi bahane edilerek, hemen her gün gazete sütunlarına ve internet sayfalarına getiren zihniyeti kınıyorum ve bu kişileri erdemli olmaya davet ediyorum.