Özlemler bir kitapta buluştu!

Chicago'daki evine geldiğinde kapısının önünde duran paketi gördü. Eğilip aldı. Paketin içinde bir kitap vardı Grek harfleriyle yazılı. Sayfalarını çevirdi. İlk dikkatini çeken tanıdığı bir fotoğraf oldu. Arkadaşı yıllar önce Beyoğlu'nda yürüyen teyzesinin ve annesinin fotoğrafını çekmişti.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Chicago'daki evine geldiğinde kapısının önünde duran paketi gördü. Eğilip aldı. Paketin içinde bir kitap vardı Grek harfleriyle yazılı. Sayfalarını çevirdi. İlk dikkatini çeken tanıdığı bir fotoğraf oldu. Arkadaşı yıllar önce Beyoğlu'nda yürüyen teyzesinin ve annesinin fotoğrafını çekmişti. Feryal Kaya da bu fotoğrafı ilk kitabı 'Sen Gâvur musun?'da kullanmıştı. Evet, bu onun ilk kitabıydı ve karşısında Yunanca baskısı duruyordu. Bir anda boşaldı gözyaşları. Sarıldı telefona, ağlaya ağlaya kitabı çeviren Yorgo Andreadis'i aradı; yüzünü bile görmediği Yorgo'yu...
Sürpriz olsun istemişti, bu yüzden kitabının çevrilip basıldığını ve kendisine gönderildiği haber vermemişti Yorgo. O da başka bir Anadolu özlemlisiydi ve iki insanın özlemi bir kitapta buluşmuştu.
Kaya 27 yıl önce evlenip gitmiş Amerika'ya. Hâlâ da orada yaşıyor. Chicago'da üç kızını büyütürken tanışmış Anadolu'dan göçen, göçmek zorunda kalan Rumlarla, Ermenilerle, Yahudilerle.
"İlk önce bir arkadaşımın annesi anlattı öyküsünü, özlemini. Rum'du. Kısa bir süre sonra da öldü. O zaman karar verdim bu özlem dolu hikâyeleri yazmaya. Öyle yazar olmayı falan düşünerek başlamadım. Ama öyle bir özlemle anlatıyorlardı ki doğup büyüdükleri toprakları, başka hiçbir şeye benzemiyor. Yemekler yapıyorlar, aralarında toplanıyorlar. En çok konuştukları da vatan hasreti. Yani anlatamam size bu özlemi. Sonra bir arkadaşım niye yazdığımı sordu. 'Çok iyi hikâyeler' dedim. Karşı çıktı, 'Herkesin hikâyesi var. Esas sen içindeki özlemden dolayı yazıyorsun' diye. Sonra düşündüm, doğru söylüyor.
Feryal Kaya 'Sen Gâvur musun?'a komşusunun İstanbul Rumlarından olan annesini anlatarak başlıyor. İstanbul'dan Atina'ya göçmüş ama Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak kalmış Rum kadın. Kızını görmek için Chicago'ya her gidişinde, geri dönüş için Yunan Konsolosluğu'ndan vize alıyormuş. Kocası da "Ben Türk vatandaşı doğdum" diyormuş. "O kadar sene askerlik yaptım. Bu yaştan sonra kalkıp Yunan vatandaşı olmam."
Kuzguncuklu Ligor Ağa
"İstanbul'a gittiğinde mutlaka git bizim kiliseye. Bir gör olur mu? Duvarda hâlâ babamın adı vardır" diyor Kuzguncuklu Rum kadın Feryal Kaya'ya.
Babası Ligor Ağa, İcadeye Caddesi'ndeki Aya Pandeleimon Kilisesi'nin mütevellisindeymiş. 3. yüzyılda Hıristiyanlığı seçtiği için öldürülen Doktor Pantedeleimon adına 1831'de yapılmış kilise.
"Bizim kilisede elektrik yoktu o zamanlar. Mumla aydınlanıyor. 1940 seneleri bunlar... Ama bazı büyük kiliselere gelmişti elektrik. Babam kiliseyi ışıklandırmak istiyor. Kafasına fena takmış bu işi ama para yok. Uzun bir zaman gelen yardımlar toplanıyor ama yetmiyor."
Kuzguncuk'taki küçük dükkânında zeytinyağı ve sabun satan Ligor Ağa bir Pazar günü ayin bittikten sonra kasayı açıyor, bakıyor ki 500 lira eksik. Tepesi atıyor. Geçiyor Azizin karşısına, avazı çıktığı kadar bağırmaya başlıyor. "Bana bak ulan" diyor, "Beni bu Rumlar karşısında rezil
edersen senin soyunu, sopunu, sülaleni..." Ana avrat dümdüz!
Kilisenin temizlikçisi küfürleri duyunca, Ligor Ağa delirdi, diye koşa koşa evlerine gidiyor.
"Madam Eleni, senin koca çıldırmış.
Azizin karşısında yarım saattir küfrediyor!"
"Babamı sakinleştirdik. Ertesi sabah saat beşte kapı çalıyor. Baktık kapıda bir fayton, içinden çok şık bir hanım indi, babamın eline beyaz bir zarf tutuşturdu. Hiçbir şey söylemeden gitti. Zarfı açıyoruz. İçinden tam 500 lira çıkmaz mı? Kasada ne kadar para eksik babamdan başka bilen yoktu. Babam sevinçten oynadı o sabah. 'Gördünüz' diyor, 'Aziz bile korkutulmak ister arada sırada.' Aya Pandeleimon Kilisesi böyle ışıklandı işte. Babama Patrikhane'den bir de amblem verdiler, Fotistis, dediler, yani ışık getirici, ışıkçı manasında."
Varlık Vergisi de, 6-7 Eylül olayları da onları doğup büyüdükleri topraklardan koparamıyor. Ama bir gün...
"Konuşa konuşa yürüyoruz Moda'da kızımla. Laf arasında 'Mama' dedi bana. Yanımızdan geçen adam, sen dön kızıma bir tokat at 'Türkçe konuş' diye. O akşam sabaha kadar oturduk. Kızım 'Gidelim, ben burada artık yaşayamam' diye tutturdu. Çok dokundu ona adamın yaptığı. Ertesi gün kararımızı verdik. Her şeyi sattık, savdık, yerleştik Atina'ya."
Kuzguncuklu Rum kadın, Feryal Kaya'ya rüyasında bile hep İstanbul'da olduğunu, Boğaz'da, deniz kıyısında bir yere gitmeye çalıştığını, o çok görmek istediği yere ulaşacağı sırada uyandığını anlatıyor.
'İstanbul göğsüme oturur'
"Bazen düşünürüm, bari öldükten sonra oraya gömülsem! O da çok zor değil mi? İnsanların başına her şey geliyor bu dünyada. Memleket hasreti de bir başka türlüsü, bilen bilir. Artık ölsem de olur. Akşam oldu mu içim yanar, böyle ateş gibi İstanbul gelir göğsüme oturur..."
Feryal Kaya'nın Yunancaya çevrilen kitabı 'Sen Gâvur musun?'da böylesine özlem dolu öyküler var. Gelelim kitabı çeviren Yorgo Andreadis'e...
Almanya'da beş yıl iktisat okumuştu Yorgo. O süre içersinde, yaz tatillerinde bile bir kez gitmemişti ülkesine, bir daha dışarı çıkamam, diye. Ailesinin iç savaşa katılmışlığından, solculuğundan o da 'sakıncalılar' listesine girmişti Yunanistan'da. Bu yüzden üniversite öğrenimi için Almanya'ya gitmesi bile sorun olmuştu. Tam altı ay beklemişti pasaport dairesinin önünde.
Öğrenimini bitirip ülkesine geri dönme zamanı gelince, belki bir daha pasaport vermezler deyip önce Türkiye'ye gitmeye, oradan ülkesine geçmesine karar vermişti. Çünkü babasının, dedesinin doğduğu toprakları görmek istiyordu.
Yıl 1960'tı ve Yorgo 24 yaşında bir genç olarak Orient Ekspres'le Türkiye'ye doğru yola çıkmıştı. Tren Yunanistan'dan transit geçiş yapıp Meriç'in öte yakasına vardığında karşısına çıkan Türk gümrük memuru bir Yunanlı görünce şaşırmıştı.
Ama Yorgo Türklerle kolay ilişki kuruyordu. Üniversite öğrencisiyken çok Türk arkadaşı olmuştu. Kendisiyle 250 kilometre yol gidecek olan Türk gümrük memuruyla da hemen iletişim kurdu ve hatta en çok rakıyla helvayı özlediğini söyledi.
"Söylemez olaydım. Zavallı gümrük memuru, her tren istasyonunda taze ekmek, helva ve rakı ikmali yapıyordu. İstanbul'a kör kütük bir halde vardım. Karadeniz'de çok az kalmayı tasarlamıştım. Ama oraya vardığım zaman Karadeniz'in misafirperver insanları beni bırakmadılar. Orada bir buçuk ay kaldım. O günden bu yana Trabzon'a 52 kez gitmişim."
Ailesi 1880'lerde Trabzon'dan Batum'a göçmüş. Babası Kyriakos orada kurulan Pontus Ulusal Meclisi'nin üyesiymiş. Aile 1930'da Yunanistan'a gitmiş. Yorgo da altı yıl sonra Selanik'in muhacir barakalarından oluşan Kalamaris Mahallesi'nde doğmuş. Türkiye'ye ilk gelişinden sonra da kitaplarını art arda sıralamış. Kitaplarında ağırlıklı olarak Karadeniz'in kültür ve tarihine ilişkin bilgiler, gözlemler, yaşanmışlıklar var. Pontus'un Kayıp Kızı Tamama, Neden Kardeşim Hüsnü, Pontus Kültürü, Dönme Hıristiyanlar, Pontus Rumlarının Tarihi, Gizli Din Taşıyanlar Yorgo'nun kitaplarının bazıları. Pontus'un Kayıp Kızı Tamama ile 1993'te Abdi İpekçi Türk-Yunan Barış ve Dostluk Ödülü'nü almış Yorgo.
Kızı bir Türkle evli, torunlarına Türk adları vermişler. Ama 1998'de 'istenmeyen kişi' ilan edilmiş ve o günden bu güne Türkiye'ye girmesi yasak Yorgo'nun.
İşte 27 yıldır Amerika'da Anadolu'dan göçenlerin, göçmek zorunda kalanların öykülerini dinleyip 'Sen Gâvur musun?'
adıyla kitaplaştıran Feryal Kaya'nın özlemiyle kitabı Yunanca'ya çeviren Yorgo Andreadis'in özlemi bu topraklardan çok uzaklarda da olsa buluşmuşlar!