Özok isyan etti: Telefonda geyik bile yapamıyorum

Özok isyan etti: Telefonda geyik bile yapamıyorum
Özok isyan etti: Telefonda geyik bile yapamıyorum
TBB Başkanı Özok: Ergenekon savcısının ayrıcalığı ne? Demokrasi defolu. Arkadaşımla telefonda geyik yapamayacak duruma geldim

 

Zeki GÜNAY

GAZİANTEP - Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özdemir Özok, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın makam aracının Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’e verilmesine tepki göstererek, “Türkiye’de Gaziantep’te, Hakkari’de de tehdit alan başka savcılar varken Başbakan neden zırhlı aracını Zekeriya Öz’e gönderiyor?” dedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski Yargıcı Rıza Türmen ile birlikte Gaziantep Barosu’nun düzenlediği ‘AİHM Kararlarında Adil Yargılama’ konulu konferansa konuşmacı olarak katılan Özdemir Özok, bir çok konuda eleştirilerde bulundu. Ergenekon soruşturması süresince yapılan yayınları eleştiren Özok, bu süreçte suçsuzluk kaidesine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

-ALENİ OLSUN AMA KEVGİRE DÖNMESİN-

Ceza Muhakemesi Yasası’ndaki kuralların uygulanmasını isteyen Özok, soruşturmayı sürdüren savcının değişik yayınlarla bu kadar çok gündeme gelmesinin de doğru olmadığını belirtti. Özok, Savcı Zekeriya Öz’e zırhlı makam aracı tahsis edilmesini eleştirerek, “Kardeşim Türkiye’de kim suç işlemişse Hakkari’den Edirne’ye kadar, devlet yakasına yapışsın. Hukuk gerekli cezasını versin. Ancak yargılamanın olmazsa olmaz nedenleri gözardı edilmesin. Sabah saat 04.30’da bir rektörün, 80 sene yazı yazan köşe yazarının evine jandarmayla polisle gidilmesin. Burada diyor ki haber yollayacaksın, yazı yazacaksın. Adam gelmezse yakalama emri çıkartacaksın. Adamı ondan sonra alacaksın. Gazetelerde 3-5 gün önce yazılıyor, ‘şunun evine gelinecek’ diye. Tamam şeffaf olsun, aleni olsun da böyle kevgire dönmesin” dedi.

-KİMSENİN YAPTIĞI YANINDA KAR KALMASIN-

Savcı Öz’ü tanımadığını da kaydeden Özok, “Bunun hakkında söylenmeyen yazılmayan kalmadı. Yani Türkiye’de bu soruşturmayı yürütecek başka savcı yok mu? Yani Türkiye bütün bu davaya odaklanıyor ve sayın Başbakan çıkıyor ‘ben bunun savcısıyım’ diyor. Arkasından tutuyor kendi zırhlı aracını savcıya veriyor. Ergenekon savcısının ayrıcalığı ne? Böyle bir şey olabilir mi? Yalnız Ergenekon savcısı değil ki tehdit alan, başka savcılar da var. Peki niye ona zırhlı araç göndermiyorsun. Bizim kimseyle alacağımız vereceğimiz yok. Allah işlerini rast getirsin. Yüzde 47, değil 55 alsın. Ama insan gibi alsınlar ve kuralları çalıştırsınlar, hukukun kurallarını, hiç kimsenin bu ülkede yaptığı yanına kar kalmasın” diye konuştu.

-DEMOKRASİ DEFOLU-

Türkiye’nin defolu demokrasiyi alt üst etmesi gerektiğine de dikkat çeken Özok, sözlerine şöyle devam etti: “Benim bire bir tanıdığım ve saygı duyduğum misyoner gibi çalışan savcı yargıç arkadaşlarımız var. Biz bunları tanıyarak ‘Türkiye’de yargı bitmiş kardeşim, yargıya güvenilmez’ diyebilir miyiz? Koltuğunun altında dosyaları evine götürüp sabahlara kadar gözü 4-5 derece miyop olan, midesi ülser olan, genç yaşta kalp krizi geçiren hakim ve savcı arkadaşların o emeğini, o hakkını nasıl ifade edeceğiz? Şimdi bütün bunları bir araya aldığımız zaman siyaset yargının üzerindeki gölgesini çekecek. Yasama ciddi bir şekilde yürütmeyi denetleyecek, soracak, soruşturacak. Biz bu zinciri kırmak durumundayız. Biz bu defolu demokrasiyi alt üst etmek durumundayız. Biçimsel bir sandık demokrasisiyle Türkiye’de kimse gelip bana demokrasiyi anlatmasın. Önce sen kendin demokrat ol. Evde çoluğa çocuğa bağırıp kürsüye geliyorsun, nutuk atıyorsun. Demokratlık bir yaşam biçimidir, herkese saygılı olmak gerekir. Yoksa canının istediği zaman demokrat, canının istediği zaman despot olma anlayışıyla Türkiye’nin bu sorunların üstesinden gelmesine imkan yok.”

-GEYİK BİLE YAPAMIYORUM-

Telefon dinlemelerini de eleştiren Özok, bir arkadaşı ile geyik muhabbeti yapamayacak hale geldiğini, çünkü bunun karşısına çıkabileceğinden korktuğunu ileri sürdü.

TÜRMEN'İN AİHM DAVALARI YORUMU

AİHM eski Yargıcı Rıza Türmen ise, AİHM’nin, AB’nin bir anayasası olduğunu belirterek, Türkiye’nin de AB’ye girmek için bu kararları uygulamak zorunda olduğunu dile getirdi. Türkiye’de AİHM’e karşı ikili tavır olduğundan bahseden Türmen, şunları söyledi:“Türkiye bireysel başvuru hakkını 1987’de kabul etti. Ondan sonraki davaların seyrine bakıldığında şöyle bir manzara görüyorsunuz. İlk başta az bir başvuru geliyor, devleti dışarıya şikayet etmenin doğru olmadığı kanaati ağır basıyor. Ondan sonra 1990’lı yılların başında Güneydoğu davaları patlıyor. Muazzam bir dava yükü ortaya çıkıyor. Yani Türkiye’nin insan hakları bakımından geçirdiği en kötü dönem. 90’ların sonuna kadar devam eden bir dönem sonra değişmeye başlıyor. Bu tür davalar artık Türkiye’den gelmiyor. Diğer devletlerde olduğu gibi teknik davalar, adli yargılama ve mülkiyet hakkıyla ilgili davalar geliyor. İnsan hakları profili değişmeye başlıyor. Fakat dava sayısı çok. AİHM’in 100 bine yakın birikmiş davası var bunun aşağı yukarı 10 bine yakınını Türkiye davaları oluşturuyor. Türkiye’de yaşayan bireyler AİHM kararlarına güveniyor. Oradan bir şey bekliyorlar.”