Paleti, bir savaş arenası!

Sebze yüklü bir kamyonun şoför mahallinde sahte pasaportlu bir yolcu olarak dayanmıştı Kapıkule sınır kapısına. Ama, cebindeki 'Almanya'da oturma izni' gerçekti.
Haber: Celal BAŞLANGIÇ / Arşivi

Sebze yüklü bir kamyonun şoför mahallinde sahte pasaportlu bir yolcu olarak dayanmıştı Kapıkule sınır kapısına. Ama, cebindeki 'Almanya'da oturma izni' gerçekti.
Beş yıl önce elini kolunu sallayarak geldiği ülkesinde tutsak kalmıştı. 'Havalandırması çok büyük' bir cezaevindeydi sanki. Ama artık doğup büyüdüğü topraklarda yaşama olanağı kalmamıştı. Her şeyi göze alarak, cebinde sahte pasaportla Bulgaristan'da kendisini bekleyen dostlarına doğru yola çıkmıştı. Oradan da Almanya'ya.
Yolculuğu Zazalarla Ermenilerin birlikte yaşadığı Tunceli'nin eski adıyla Putik, Türkçeleşmiş adıyla Kuyuluca Köyü'nde başlamıştı. 11 kardeştiler. Beslemeyen toprak, yetmeyen hayvanlardan dolayı 13 yaşını geçen köyün gençleri, inşaatlarda amelelik, halde hammallık yapmak üzere 'yorganı boru edip' şehire gidiyordu. Babası da olardan biriydi. Sonra kendisi de aynen babası, ağabeyleri gibi gurbette işçi olacaktı.
Koçgiri isyanında bir küçük kız
Çocukluğunda en derin iz bırakansa babaannesi Gezal'dı. Onun öyküleriyle büyümüştü. Unutamadığı öyküyse, Koçgiri isyanı sırasında kurşuna dizilmiş bütün ailesinin cesetlerinin altından yedi yaşında bir kız olarak üç gün sonra sağ çıkmasıydı babaannesinin. Kendisinden büyük hiç kimse yoktu ailesinde ve açlıktan ölen oğlunun adını vermişti torununa: Yivis.
Ancak isim Zazaca olduğu için kaydetmemişti nüfus memuru. Çaresiz İbrahim koymuşlardı adını. Ama köyde kimse İbrahim dememişti ona. Babaannesinin yüzünü güldürmek için ünlü bir sanatçı olmak istiyordu. Dördüne gelmeden babannesi ölünce yapayalnız hissetti kendini. Çünkü ne onu çalışmaya gönderen annesini, ne de döven babasını var sayıyordu.
Vali dediğin böyle olur
Gülmeyen ve ağlamayan bir çocuktu İbrahim Coşkun. "Çocukluktan beri isyankâr ve solcu bir ruhum vardı. Dört yaşında annemler köprünün altında çamaşır yıkıyordu. Bayrak asılı bir araba geldi. Taşı aldım, 'Bu topraklar bizim' diye ön camına fırlattım. Paramparça oldu cam. Korku içindeyim. Önce iki polis, ardından takım elbiseli bir adam indi arabadan. Saçlarımı okşadı.
Annemler Türkçe bilmiyordu, ama onlara 'Çocukları böyle tek başına caddeye bırakmayın' diye seslendi. Kim olduğunu bilmiyorum. Akşam oldu, ağabeyim eve geldi anama, 'Sen nasıl bir çocuğa hâkim olamıyorsun, çocuk valinin camını indirmiş' diye bağırdı. Vali Ethem Boysan'dı. Yıllar sonra Mersin'deyken atölye ve galeri olarak kullandığım mekâna Mersin Vali Yardımcısı geldi. Yanında çok yaşlı bir bey var. İçeri girince, 'Ben Tuncelililerin dostuyum' dedi. Bir serginin açılışı vardı. İnsanlar dağılınca, elimden tutup yanına oturttu. 'Ben Tuncelilileri çok severim, çok aydın insanlardır. Çok da isyancı olurlar. Ben onların o yönünü de çok seviyorum. Bir anımı anlatayım' dedi ve o olayı anlattı. Şoke olmuştum. 'Sayın valim o çocuk bendim' dedim. Hiç şaşırmadı, kalktı gözlerimden öptü."
12 yaşında İstanbul'a kaçtı
Köyde arpa ekmeğiyle büyüdüğü, buğday ekmeğini haftada bir gördüğü, karnını dutla doyurduğu yıllar çabuk bitmişti.
İlkokulu bitirince annesi, "Tunceliye git, çalış, para kazan" demişti. Tanıdığı bir çocuk, bir bardakla testi almıştı İbrahim'e. Önce Munzur'dan doldurduğu suları sattı. Bir otelden 50 kuruşa battaniye kiralayıp inşaatlarda yatıyordu. Sonra tatlı sattı. Bütün düşü Tunceli'de ortaokula gitmekti. Bunun için gizli gizli para biriktirmişti.
Okula göndermek üzere alır parasını babası. Sonra da, "Ağabeyini okutuyorum, seneye gidersin" der. İkinci yıl da biriktirdiği paralara babası el koyunca 12 yaşında İstanbul'a kaçar. Bir ev tutar, bir de iş bulur. Bir süre sonra ağabeyi de gelir İstanbul'a. Okulu bırakmıştır. İbrahim'in evinde kalır. Onun işyerinde çalışmaya başlar. Elinden haftalıklarını da alır. Bir yılda biriktirdikleri paralarla gidip sünnet olurlar Tunceli'de.
İkinci yıl dayanamaz ağabeyine. 14 yaşında İzmir'e gider. Önce küçük bir otelde işe başlar. Sonra Büyük Efes Oteli'ne girer. Tam 'yırtacakken' babası izini bulur. Zorla Tunceli'ye götürür İbrahim'i. Bir markete yerleştirir. Büyük sıkıntı duymaktadır yaşadığı hayattan İbrahim. Tanıdığı bir kız vardır, kendinden dört yaş büyük. Almanya'da çalışmaktadır. Bir mektup yazar kıza "Evlenelim" diye. Kız kabul eder.
"1970'in sonlarında evlenip Almanya'ya gittim. Hem çalışıp, hem okuyorum. Şiir, roman, öykü yazıyorum. Bir gün, eşim bütün yazdıklarımı yakmış. 'Korkuyorum bu işlerden, yuvamız dağılır' dedi. Zaten yazdıklarım beni tatmin etmemişti. Türkçe, Zazaca, Almanca arasında kalmıştım. Onlar yırtmasaydı belki de ben yırtacaktım."
Boş zamanlarında görsel sanatlarla ilgilenmeye başlar. Müzelere gider, sanatçılarla tanışır. 24 yaşında resim yeteneğini keşfeder. Öğrenci olarak gittiği resim kursundan eğitmen olarak çıkar. Güzel Sanatlar Akademisi'ne gider. Ünlü Alman hocalardan resim dersleri alır. Artık Almanya' da 'işsizlik parası' ile geçinen bir ressamdır.
Dram, Kapıkule'de başlar
İlk sergisini 1984'te açar. Medyada büyük ilgi görür. Alman televizyonuna, Kürt sanatçısı olduğunu, Türk devletinin Kürtler üzerinde baskı yaptığını söyler.
Aynı yıl eşi ve çocuğuyla Türkiye'ye gelir. Ancak Kapıkule'de durdururlar. Saatlerce beklettikten sonra pasaportuna el konulduğunu söylerler. Artık Almanya bitmiştir Coşkun ailesi için. Birikmiş sigorta primlerini getirtirler Almanya'dan. Yerleştikleri Mersin'de bir galeri ve atölye açarlar.
Ancak peşini bırakmaz polis. Her olayda İbrahim'i sorgular. Atölyesine sabotaj yapılır. Eşiyle de arası bozulmuştur. Ankara'ya yerleşir. Kafe ve galeri açar, insan hakları mücadelesine katılır. Ama 'dosyası' yine peşini bırakmaz. Takipler, tehditler sürer. Türkiye'de yaşayamayacağını anlar. Alman Büyükelçiliği'nden oturma izni alır. Bir de sahte pasaport edinmiştir parayla. Bu kez kimliğini gizleyerek, bir sebze kamyonunun şoför mahallinde çıkar Türkiye'den.
Kendisini Almanya'da karşılayanlar arasında ünlü sosyaldemokrat lider Willy Brand da vardır. 11 yıl uzak kalır Türkiye'den. NRW eyaletinde Yabancı Sanatçılar Birliği'nin kurucu başkanı olur.
Bakandan gelen davet
Türk vatandaşlığından ayrılmaya karar vermiştir. Resmi makamlara başvurur. Ancak yanıt dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay'dan gelir. Talay yurtdışında belli konumlara gelmiş sanatçıları ve bilim insanlarını vatandaşlıktan çıkarmadıklarını belirterek sanatsal faaliyetlerini sürdürmesi için İbrahim Coşkun'u Türkiye'ye çağırır.
1989'da sahte pasaportla terk ettiği ülkesine 2001'de sergi açmak için gelir. Çalışmalarını artık Berlin'deki atölyesinin yanı sıra Bodrum ve İstanbul'daki atölyelerinde de sürdürmektedir.
İstanbul'daki ikinci sergisini AKM'de açtı İbrahim. Resimlerine yine kırmızı, sarı ve mavi egemen. Resimlerinde çocukluğunun 'Dersim'indeki hoyratlık kan kırmızıya kesmiş. Tuvalindeki renklerde gidilmemiş okullar, gurbetteki işçilik, yurtdışında yaşanan kaçak yıllar var. Onun için geçmişi kırmızı, geleceği sarı, sevdası mavi. Yaşadıklarından dolayı paleti savaş arenası!