Pardon Hasan bey hayatınızı kaydırdık

'Düğme'den teşhis
Ordu'da 1994'te bir ceset bulunur. Savcılık, dört ay önce eşi Dursun Aldemir'in kaybolduğunu bildiren Fatma Aldemir'e ulaşır. Eş ve oğul cesedi teşhis eder. Fatma, "Gömlekteki şu düğmeyi ben diktim" der.
Cezası 20 yıldı
Aile, ortak Hasan Ersoylu'yu suçlar. Sorguda cinayeti üstlenen Ersoylu, hâkime "İşkence gördüm" der. Karar: "İşkence yok, 20 yıl hapis." Düzce'de bir savcı ise 1992'de öldürülen birinin kimliğini aramaktadır.
Savcının başarısı
Düzce savcısı 1998'de sonuç alır: Ceset Dursun Aldemir'in! Yargıcın özür dilediği Hasan bey, içeriden bir gözünü yitirmiş çıkar. Mektupları kaybolmuş, anne, baba ve dayısı hapiste olduğunu bilmeden ölmüştür.
Eşi de terk etti
"Kocan bir kadınla gitti" denilen eşi de kızıp fabrika dahil her şeyi satmıştır. Boşanırlar. Öykü 4 Mart'ta 'Pardon'la gösterimde. Yapımcı Sinan Çetin, yönetmen Mert Baykal.
Haber: ADİL KÜÇÜK / Arşivi

İSTANBUL - Ordu'da bulunan bir cesedin kimliği yanlış teşhis edilip, gözaltına alınan kişiye işkenceyle cinayet işlediği itiraf ettirilmeseydi, sonuçları trajik bir adli hata yaşanmayacaktı. Bu hata yaşanmasaydı; Hasan Ersoylu'nun hayatı kararmayacak, bir savcının çabalarıyla gerçek ortaya çıkınca da devlet 'pardon' demek zorunda kalmayacaktı. Böylece kâbus dolu bu olay, yapımcılığını Sinan Çetin'in, yönetmenliğini Mert Baykal'ın yaptığı 'Pardon' adlı filmin senaryosunu oluşturmayacaktı.
Eşi ve oğlu cesedi teşhis etti
Her şey 1994'te Ordu'nun Gülyalı ilçesindeki bir fındık bahçesinde kimliksiz bir ceset bulunmasıyla başladı. Maktulün kimliğini soruşturan savcı Tufan Vural, önce kayıp kişilerle ilgili müracaatları araştırdı. Bunlardan biri dört ay önce 30 yaşındaki Fatma Aldemir tarafından yapılmıştı. Fatma Aldemir, 53 yaşındaki eşi Dursun Aldemir'in kayıp olduğunu belirtmişti. Savcı, ifadeleri için Fatma Aldemir'le İstanbul'da komiser yardımcısı olarak görev yapan üvey oğlu Tuncer Aldemir'i çağırdı.
İlk teşhis Tuncer Aldemir'den geldi: "Bu ceset babama ait." Üvey anne Aldemir de emindi. Hatta, "Gömleğinin bu düğmesini ben dikmiştim" diyecek kadar. Maktulün kimliği belirlenmiş, sıra katile gelmişti.
Kâbus dolu günler başlıyor
Fatma ve Tuncer Aldemir, ifadelerinde Dursun Aldemir'i öldüren kişi olarak eski arkadaşı Hasan Ersoylu'yu işaret etti. Gerekçeleri de 'alacak' meselesiydi. Böylece Ersoylu için kâbus dolu günler başladı.
Savcı Vural, 1991'de Samsun'dan ayrılarak İstanbul'a yerleşen ve işyerini fabrikaya çevirmeyi başaran Ersoylu'nun yakalanıp Ordu'ya getirilmesi talimatını verdi. Ersoylu, Sultanbeyli'de yakalanışını şöyle anlattı:
"15 Aralık'ta evime dönerken onlarca jandarma kafama silahlarını dayadı. 'Türkiye'nin en büyük mafya babasını ve katilini yakaladık' diye bağırıyorlardı. O zaman rahatladım. Belli ki beni birisiyle karıştırıyorlardı. Arkadaşımın öldürüldüğünü orada öğrendim. İki gün süren işkencenin ardından Ordu'ya gönderildim. Aynı işkenceler orada da sürdü. Daha fazla dayanamadığım için hazırlanan ifade tutanağını imzaladım. Savcılıktan önce götürdükleri doktor, işkence görmediğim yönünde rapor verdi."
Mahkeme ikna olmadı
Ersoylu işkence altında cinayeti kabul ettiğini söylese de, cinayet tarihinde İstanbul'da olduğunu belgelese de mahkeme heyetini ikna edemedi. Heyet, kısa süren yargılamanın ardından Ersoylu'yu 20 yıl hapis cezasına mahkûm etti. Mahkeme kararında şöyle deniliyordu: "Ersoylu her ne kadar işkence gördüğünü söylese de, doktor raporu bu iddiasını çürütmekte. Sanık olay tarihinde İstanbul'da olduğunu iddia etmekte ve tanık göstermekte. Ancak tanıklar güvenli bulunmadı. Sanığın hazırlık soruşturmasındaki ikrarıyla suçu sabit bulundu."
İşkence belgeleniyor
Ersoylu, cezaevindeki üçüncü gününde Ordu Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Muayenede ağır işkence gördüğü belgelendi. Ersoylu, cezaevinden mahkemeye dilekçe yazarak, işkence raporunu gönderdi. Ancak, karar verilmişti. Ne dilekçeler, ne de işkence raporu durumu değiştirmedi.
Düzce'de ikinci ceset
Ersoylu cezaevinde çile doldururken, Düzce Savcısı Bilal Gündüz'ün 1992'de bulunan kimliksiz bir başka cesetle ilgili araştırmaları da sürüyordu. Gündüz'ün elinde iki ipucu vardı ve bu ipuçlarının onu cesedin kimliğine götüreceğinden emindi.
Kimliği belirsiz maktulün parmağındaki yüzüğün iç tarafında D.A. harfleri kazılıydı. İkinci ipucu ise maktülün cebinden çıkan bir kâğıdın üzerinde yazılı rakamlardı. Bu rakamların hesap numarası olabileceği ihtimalini göz önünde bulunduran Gündüz, tüm bankaların genel müdürlüklerine bu numarada bir hesap olup olmadığını sordu.
Gündüz'ün soruşturması meyvesini verdi. Maktulün üzerinden çıkan rakamlar Samsun'daki bir banka hesap numarasıyla aynıydı. Bu banka hesap numarasının sahibi ise Dursun Aldemir'den başkası değildi.
Bulunan yüzüğün arkasındaki D.A. harfleri de cesedin Dursun Aldemir'e ait olabileceği yönündeki kanıyı güçlendirdi. Ama savcıyı yeni bir sürpriz bekliyordu. Çünkü kayıtlara göre Dursun Aldemir 1994'te öldürülmüş, katili ise 4 yıldır hapisteydi.
Hata ortaya çıkıyor
Bu durumda ya Düzce'de bulunan ceset Aldemir'e ait değildi ya da Ersoylu yanlış yere hapis yatıyordu. Savcı Gündüz soruşturmayı derinleştirdi. Dursun Aldemir'in oğlu Tuncer Aldemir'in saç telini inceleterek, Düzce'de öldürülen kişinin Dursun Aldemir olduğunu belgeledi. Fatma Aldemir de ilk cesedi teşhis ederken kullandığı cümleyi bu kez Düzce'de bulunan ceset için kullanmıştı: "Gömleğinin düğmesini ben diktim. Onu gömleğinden tanıdım."
Gelişmeler üzerine yeniden hâkim karşısına çıkarılan Ersoylu, o günü şöyle anlattı: "Bir gün 'Mahkemen var' dediler ve beni Ordu'ya götürdüler. 4 yıl cezaevinde yatmama neden olan dosya yeniden açılmıştı. 20 yıl hapsimi açıklayan başkan, 'Gel bakalım Hasan Ersoylu. Seninle ilgili yanlışlık yapmışız. Senin suçsuz olduğun ortaya çıktı. Senden özür dileriz' dedi. Duruşmada Dursun Aldemir'in oğlu da vardı. Cinayeti benim işlediğim konusunda ısrarlıydı."
Yanıt bekleyen sorular
Hasan Ersoylu, 1992'de öldürüldüğü kesinlik kazanan Dursun Aldemir'in eşi ve oğlunun neden savcılığa müracaat etmek için iki yıl beklediklerini merak ediyor. Ersoylu, başka şeyleri de merak ediyor: "Bir kadın kocasının, bir evlat babasının cesedini tespit edemez mi? Hiç tanımadıkları birisinin cesedine neden sahip çıktılar. Polis olan oğlu suçsuzluğum ortaya çıktıktan sonra neden babasının katilini aramadı?"
İşkencecilere ceza, savcıya terfi
Savcı Gündüz'ün çabaları sonucu Ersoylu'ya işkence yapan astsubay Yusuf Yiğit ve Önder Kaçmaz, meslekten ihraç edildi ve ceza aldı. Ersoylu için 'İşkence yapılmamıştır' raporu veren doktor da görevi kötüye kullanmaktan cezalandırıldı. Ancak, 'Rahşan Ecevit affı' olarak bilinen genel af kapsamında cezalarını çekmeden kurtuldular. Gündüz ise, Niğde Başsavcılığı'na terfi etti.
Şimdi Ankara'da görev yapan ve başarısının abartılmamasını isteyen Gündüz, "Bu olayın genç arkadaşlarıma örnek olması benim için kazançtır. Ben sadece işimi iyi yapmaya çalıştım. Yanlış bir adım Ersoylu gibi suçsuz insanların cezalandırılmasına ve telafi edilemez hatalara yol açar" diyor.
Gözü kör, bacağı sakat
Gelelim Hasan Ersoylu'ya. Ersoylu, cezaevinden, işkenceler nedeniyle bir gözünü kaybetmiş, bacağı sakatlanmış olarak çıktı. Kara haberlerin ve kötü günlerin ardı arkası özgürlüğünde de peşini bırakmadı. Evine gittiğinde, hem annesinin, hem babasının, hem de dayısının öldüğünü öğrendi. Ersoylu'nun yaşadıkları bununla da kalmadı:
Yaşadıkları film oldu
"Ailem cezaevinde olduğumu, çıktıktan sonra öğrendi. Bana işkence yapanlar karıma telefon açıp, benim bir hayat kadınıyla Türkiye'yi terk ettiğimi söylemiş. Eşim de fabrikayı satıp boşanma davası açmış. Çıktıktan bir süre sonra eşim boşandı. Kimsem kalmadı. Beni bu hallere koyan devletimden bir iş istedim. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve milletvekillerine belgeleriyle birlikte mektup yazdım. Kimse kılını kıpırdatmadı. Köprü altlarında, parklarda yattım.
Sinan Çetin, hayatımı film yaptı. Karşılığında 1 milyar lira verdi. Bu parayla pasaport çıkarttım. Dört yıl önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) müracaat ettim. Gidip hakkımı arayacağım. 4 yıldır niye yanıt vermediklerini soracağım."
AİHM'ye yolculuk
Ensoylu, bugünlerde AİHM'nin bulunduğu Strasbourg'a gidecek. Orada, 'Avrupa'nın kapısındaki Türkiye'de işkence yapılıyor. İnsanlar sakat bırakılıp sokağa atılıyor. Devlet sadece 'Pardon' diyor' diyecek ve bu ülkeden 1 milyon dolar tazminat isteyecek. Yani Ersoylu'nun macerası Strasbourg'ta sürecek. Ama cezaevinde neler yaşadığını merak ediyorsanız 4 Mart'ta gösterime girecek olan senaryosu Ferhan Şensoy tarafından yazılmış 'Pardon'u izlemelisiniz. Jeneriğinde yazıyor mu bilmiyoruz, ama o film gerçek bir yaşamöyküsünü anlatıyor.
İlk darbe 12 Eylül'de
Hasan Ersoylu'nun hayatı, hapse girdiği 1994 yılına kadar genellikle iyi geçmişti. İlkokulu bitirememesine rağmen 24 yaşındayken Ankara'ya yerleşerek mobilya imalathanesi açtı. Anlattıklarına göre iyi de para kazandı. Hayatının ilk önemli darbesini 12 Eylül 1980'de aldı. Darbe sonrası işleri bozulunca memleketi Samsun'a geri döndü. Hayata sıfırdan başladı. Bir süre işçi olarak çalıştı. Bu arada Dursun Aldemir'le tanıştı ve ve dostlukları birlikte sigorta acenteliği açacak kadar ilerledi. Ancak bu işten bekledikleri verimi alamayan Dursun Aldemir ve Hasan Ersoylu, ortaklıklarını sona erdirmelerine rağmen, dostluklarını sürdürdü.
Ersoylu, bu kez 1991'in sonunda İstanbul'a yerleşti. 1993 yılında yeniden mobilya imalatına başladı ve işyerini fabrika sayılabilecek ölçekte büyüttü. Ersoylu'nun hayatı 1994'te Sultanbeyli'deki evine giderken başına dayanan silahlarla kararıyordu.