Parlak yarışta iddialı

Sizin dekanlığınız zamanında İstanbul Tıp Fakültesi'nde türbanlı öğrencilerin arttığı iddiası var.
Haber: İBRAHİM GÜNEL / Arşivi

Sizin dekanlığınız zamanında İstanbul Tıp Fakültesi'nde türbanlı öğrencilerin arttığı iddiası var.
Ben istifa ettiğim gün o sıkıntı içerisinde bile televizyonlara çıkıp şunları söyledim: "Türban konusunda Kemal Alemdaroğlu gibi düşünüyorum ve sonuna kadar da arkasındayım." Çünkü, İÜ'nün asla ve asla türbanla ilgili bir problemi olamaz.
Rektörlük için yaptığınız seçim çalışmalarında, katıldığınız toplantılarda, "Bana PKK'lı dediler, değilim. Alevi dediler, değilim. Mafyayla ilişkisi var dediler, yok" diyormuşsunuz. Buna neden gerek duyuyorsunuz?
Ben Malatya doğumluyum. Geçen dönemde, bu dönemde 'PKK' lı, Kürtçü' dendi.
Lütfen beni yanlış anlamayın, ben bunu duyduğum için size soruyorum.
Size bu soruyu sorduğunuz için çok teşekkür ederim. Çünkü, insanlar nezaketinden sormuyor. Şimdi soruyorum, bu adam Kürtçü ve PKK'lı 61 yaşında ve Türkiye'nin ilk ve en büyük tıp fakültesine dekan oluyor. Daha önce beş yıllık senatörüm. Fakültemi İÜ Senatosu'nda temsil ettim. Peki Türkiye Cumhuriyeti'nde bu PKK'lılar, Kürtçüler nasıl buralarda oturuyor?
Siz köken olarak tabii ki Kürt de Alevi de olabilirsiniz ama, zaten bu sizin İÜ Rektörü olmanızı engellemez.
Keşke Alevi olsam. Çünkü, demokratik cumhuriyeti en önde savunan insanlar onlar. Memleketim Malatya'da çok Alevi var ama, ben değilim. Peki, bu söylemlerle bu coğrafyayı nasıl bir arada tutacağız?
Bu iddiaları kim ortaya atıyor?
Bu iddialar tabii ki karşı taraftan çıkıyor. Mafya bağalantısına da geleceğim. Dekanlığımın dördüncü veya beşinci günü, Susurluk'ta kaza geçiren DYP Urfa Milletvekili Sedat Bucak İstanbul Tıp Fakültesi yoğun bakımda yatmış. Mafya bağlantım da oymuş. Yani, ben ta Susurluk'tan almış onu yoğun bakıma getirmişim. Ayrıca da gelir.
Sonuçta Hipokrat yemini etmiş bir doktorsunuz. Size dünyanın en azılı katili gelse ameliyat etmez misiniz?
Fakültenin içerisine her gün kapalı cezaevi arabaları geliyor. Bunların ne olduğu belli değil. Peki şimdi Gürbüz Çapan Cerrahpaşa'da yatıyor. Kim yatırdı onu? Bunlar ayıp şeyler. Ben bu söylemi kullanmam.
Bucak aşiretiyle birlikte yemeğe gittiniz mi? Böyle bir iddia var.
Benim Bucaklarla ne ilişkim olabilir? Bu tamamen göbekten aşağı vuran bir iddia. Benim tüm yaşamım kristal cam gibi ortada. İstanbul'da çok geniş çevrem ve ailem var. Çok resepsiyona giderim. Resepsiyona gidince de listesine mi bakacaksınız? Düğünlere giderim. Örneğin kendi yörenizin insanlarının düğününe. Oraya kimlerin geleceğini bilemezsiniz. Orada da birtakım mafya bağlantısı olan insanlar olabilir.
Yine bir iddiaya göre hayali ihracatçı Turan Çevik'le bir ilişkiniz var mı?
Ben, yalnızca Malatyaspor'un yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptım.
O da kulüp başkanıydı ama.
Benim tüm malvarlığım ortada. Ben hayali ihracatçı olsaydım, çoktan köşeyi dönerdim. Benim 25 yıllık tüm kazancım Atatürk'ün bankası olan Türkiye İş Bankası'nda. Bakarlar, hepsi ortada ve açık. Bu kadar baskının, korkunun ve terörün estirildiği bir üniversitede, zerre kadar kirliliğimiz olsa, bu arenaya çıkabilir miydik?
Prof. Dr. Nihat Gürkan'ı tanıyorsunuz herhalde. Eşi, kızınızın nikâh şahidiymiş. 1997 seçimlerinde bir konuşma yapmış. O konuşmada sizin için, "Cuma günü Tayyip Erdoğan'la namaza giden, cumartesi sosyal demokratlarla gazinolarda dolaşan, pazar da mafyayla ilişkileri olan birisi İÜ rektörü
olur mu?" diye sormuş.

Ben de size cevap vereyim. Nihat Gürkan'la 35 yıllık ağabey kardeş ilişkimiz var.
Hatta sizi patolojiden genel cerrahiye Prof. Nihat Gürkan aldırmış.
Kendisi benim ustam. Yani, cerrahi becerimde büyük de emeği vardır. Benim çocuklarım ona, dede, eşine anneanne der. Bu söylemi kullanmadan bir ay önce eşi benim kızımın nikâh şahidiydi. Bülent Berkarda da ordaydı, Kemal Alemdaroğlu da. Peki insana sormazlar mı, "Bu kadar sakıncalı bir adamla 35 yıldır niye bir aradasın? Böyle sakıncalı bir adamın kızının nikâh şahidi olarak niye eşini gösteriyorsun?" diye.
Böyle bir konuşma yaptı mı?
Yaptı, hem de acımasızca.
Neden yaptı?
Kendisi de rektör adayıydı. Hayatında '2547 sayılı yasa nedir?' diye sorsan bilmez. Kendisine, "Ağabey yanlış yapıyorsun" dedim. Ben dekanlığa aday olduğumda da aday
çıkıyordu. Bizde de bir hiyerarşi var. Hocanız çıkınca, siz aday olamazsınız.
Böyle bir konuşmayı neden yaptığına dair kendisine sordunuz mu?
Uzun süre konuşmadık. Sonra bir gün koridorda karşılaştık. Elimi sıkmak istedi. "Ağabey ben kirli adamım. Benim elimi sıkma" dedim. "Nolur, şu odayı aç" dedi. Gözleri doldu ve "Özür dilerim" dedi, ki, o özür dilemez. "Özürle olmuyor. 35 yıllık birlikteliğimizi küçük bir olay uğruna feda ettin. Benim o Nihat ağabeyim öldü" dedim. İnanan bir insanım ama, ne laik demokratik cumhuriyetten ne de Atatürk ilkelerinden ödün veririm. Altı yıl Malatya Eğitim Vakfı'nın genel başkanlığını yaptım. Vakfın tüzüğünün birinci maddesi, 'Laik demokratik cumhuriyete, Atatürk ilkelerine inanan üniversite öğrencileri bu vakıftan burs alabilir' şeklindedir. Burada tuhaf olan odur ki, türbanlı öğrenciye burs vermedik diye bana 'komünist' dediler.
Seçim broşürünüzde Prof. Dr. Alemdaroğlu'nun kapattığı bölümleri yeniden açacağınızı söylüyorsunuz.
Bizim merkeziyetçi olmayan katılımcı bir yönetim anlayışımız var. Bölüm kapatmak veya açmak benim işim değil. Eğer Hukuk Fakültesi'nde yeni bir bölüm açılacaksa veya kapatılacaksa, buna genel akademik kurul karar verir. Ben o karara uyarım.
Bunu Rektör Alemdaroğlu'na da sordum. Hatta kendisi, "Öyle bir şey yok. Benim bölüm başkanlığını yürüttüğüm Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölümü'nde bile seçim çalışmasını rahatlıkla yürütüyor" dedi. Seçim çalışmalarınız sırasında bazı bölümlere giremediğiniz doğru mu veya engellemeyle karşılaştınız mı?
Bu seçim kitapçığını doğal olarak ne yapmam lazım, dekanlığa bırakmalıyım. Dekan onu kendi olanaklarıyla bütün ana bilim dallarındaki öğretim üyelerine dağıtmalı. Şimdi, Alemdaroğlu'nun kitapçığı dekanlığa geldi. Dekanlık dağıttı. Ben bunu dağıtamıyorum. Profesyonel dağıtıcıya verdim. Buna rağmen defans oldu. Bir de beni kapıdan içeri sokmasınlar bari.
Dekanlığa toplantı yapacağınıza dair hiç başvurdunuz mu?
İsteyemezsiniz.
Niye isteyemezsiniz?
İstanbul Üniversitesi'nde üç kişi bir araya gelip konuşamıyor. İÜ'de büyük suskunluk var. İÜ konuşmazsa, kim konuşacak? Türkiye'nin en büyük yüce kuruluşu parlamentonun İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlu hakkında kurduğu Araştırma Komisyonu, Dolmabahçe'deki çalışmasında beni de davet etti. Gitmeyebilir miyim?
TBMM istemişse, doğal olarak gitmemezlik edemezsiniz.
Oraya gittim diye olumsuz sicil aldım. Ne beklerdim? Gerçekten demokrasinin ve laik cumhuriyetin en büyük savunucusu rektör bana telefon edip, "Kardeşim, sen ne zaman toplantı yapmak istiyorsan ben duyuru yapayım" demeliydi. Bildiğiniz gibi değil, artık, sabahın saat 07.00'sinde insanlar rektörlük makamına çağrılıyor.
Aslında rektörlük yarışında bu sizin aleyhinize işleyen bir durum değil mi?
Ünlü Rus düşünürün dediği gibi, "Küçük bir ses bazen çok büyük çığlara dönüşür." Biz geliyoruz. İstanbul Üniversitesi'ni baskıyla, yıldırarak, sindirerek, bir yere götüremezsiniz. İÜ'den dört yılda kaç tane öğretim üyesi ayrıldı biliyor musunuz?
Yaklaşık 60 kişi.
180. Elimizde fakültesine göre liste var.
Tepki olarak mı ayrıldılar?
Tepki olarak ve yılgınlıktan.
***
'Her şeyimiz açık'
Bazı hocaların odası boşaltıldı, kitaplar SEKA'ya gönderildi.
Kimsenin bir şeyine dokunmadım. Ben rektörüm, çöpçü değil. Depremden sonra bina ağırlık nedeniyle yana yattı. Mimarlar, "Derhal katlar boşaltılmalı, kitaplar bir an önce çıkarılmalı" dedi, herkes kendi kitabını aldı. Dekanlar emekli olanlara haber vermiş. Ancak onlar gelmeyince asistanlar boşaltmış. Bir kısım moloz kalmış, onları da dekan toplattırıp SEKA'ya göndermiş. Yalnız kimse üniversiteyi özel mülkiyetine ait depo olarak kullanamaz.
Bir de bazı fakülte ve yüksek-okulların bölümleri kapatıldı.
Senato kararıyla İktisat ve Siyasal Bilgiler fakültelerinde kapatıldı.
Hangi bölümler kapatıldı?
Kamu Yönetimi Bölümü, 10 yıldır açık, her yıl 100 öğrenci alıyor, fakat bir tek hocası yok. Aktarma hocayla dönüyor. Turizm İşletmeciliği Bölümü, 10 yıllık bölüm, bir tek hocası yoktu ve 100 kişi alıyordu. İşletme Bölümü. Yedi hocası vardı. Bizim 60 hocalı İşletme Fakültemiz var. Uluslararası İlişkiler Bölümü. Sekiz hocası vardı ancak, hocalarının birkaçı Atatürk İlke ve İnkılapları'nı anlatıyordu. Derslerine gelip gelmedikleri bile tartışmalı. Uluslararası İlişkiler ve Kamu Yönetimi Bölümü için de Siyasal Bilgiler'de devam kararı alındı. Daha doğrusu, yeni öğrenci Siyasal'a alınacak. Eski öğrenciler bitirene kadar bölüm açık. Turizm İşletmeciliği'ne artık öğrenci
alınmayacak. Siyasal'da da kapatılan bölümler oldu. Örneğin beş hocalı İktisat Bölümü. Çünkü, İktisat Fakültesi'nin içinde 54 hocalı İktisat Bölümü var. 54 öğretim üyeli. Altı hocalı İşletme Bölümü, İşletme Fakültesi'ne katıldı. Yine altı hocalı Maliye Bölümü vardı, kapatıldı.
Azerbaycan darbesine karışan ve 'Susurluk Raporu'nda adı geçen Ferman Demirkol'un görev süresini uzatmanız eleştirildi.
Kendileri kucaklarında büyütüyorlar, sonra da 'Temizle' diyorlar. Beş yıl maaş veriyorlar, 10 yıl mecburi hizmeti var. Kıvırmasınlar.
Bazı iddialardan Sayıştay ve Maliye sizi denetledi. YÖK sizi akladı ama, tartışmalar sürüyor.
Sayıştay ve Maliye altı ayda bir denetim yapar. Ters bir şey bulursa soru sorar, izah edilir, tatmin olursa biter. Olmuyorsa, soruşturma açar. Bize şu ana kadar soru soruldu, yanıt verdik. Herkes tatmin oldu. Tüm çalışmalarımız açık ve yasaldır.
Örnekleyebilir misiniz?
Örneğin, Nörolojik Bilimler ihalesi.
İhalenin ilk aşamasında, komisyon eksik belge hazırlayınca ihale gerçekleşmedi. Bir ay sonra ikinci ihale yapıldığında, 'ikinci ihalenin gazete ilanı ücreti olan 600 milyon lira ve devleti zarara uğrattığımız' gerekçesiyle bizden para talep edildi. Böyle şey olur mu? Biz savunduk, anlattık. Hak verdiler ama, sonra 'Maliye denetlesin' dediler. Maliyeciler de hak verdi bize.
Bir diğer konu, otoparklarla ilgili.
"Otoparkları vakıf çalıştırıyor" dendi. Benim dönemimde hiçbir vakıf, hiçbir otoparkımızı işletmedi. Efendim, İş Bankası Cerrahpaşa'da bir irtibat bürosu açmış, parasını döner sermayeye yatırmış. Dekan işi bilmiyor, katma bütçeye yatırması gerekirken, döner sermayeye yatırmış. Alındı para, katma bütçeye yatırıldı.
'Sosyal tesislerin gelirleri bütçeye aktarılmadı' iddiası var.
Aktarılıyor. Kaldı ki, sosyal tesisler için böyle bir mecburiyet yok.
Ev telefonunuzu üniversiteye ödetiyor musunuz?
Ev telefonu değil. Üniversitenin faks telefonu, ki, kanun, 'Eşyalı Konut Tahsis Edilecek Kişiler' diye, milletvekilleri ve rektörleri gösteriyor. Bana telefon, faks yetmez. Dört yıllık evimin kira ve mobilya kullanma bedelini istiyorum devletten.
Avcılar Kampüsü depremde zarar gördü. Bayındırlık Bakanlığı onarım için 870 milyar keşif bedeli belirledi ama, siz 1 trilyon 573 milyara ihale ettiniz.
Bayındırlık Bakanlığı böyle saptamışsa, gelsin kendisi yapsın. Kendileri, "Bunu nasıl bu rakama verdiniz? Tebrik ederim sizi" diyor, sonra da saptama yapıyor. O ihaleyi kendi başıma yapmadım. İhaleyi oluşturulan bir komisyon yaptı.
Pamukbank'tan size iki Mercedes, bir Opel marka araba hibe edilmiş. Bu yasal bir bağış mı?
Bana değil, İstanbul Üniversitesi Araştırma ve Yardım Vakfı'na bağış yapılmış. Evet bir tanesini ben kullanıyorum, diğerini dekanlar. Üniversite araçları eski olduğu için bağış olunca bunları kullanıyoruz.
Genel cerrahide önemli isimsiniz. Rektörlükte ısrar niye?
1962'de mezun olunca Trabzon'a gitseydim, bugün belki hanlar, hamamlar sahibi olurdum. Akademik hayat her zaman özveri ister.
'Tanör olayı tam gün ihlali'
Bülent Tanör'ün TÜSİAD'a rapor yazması olayına ne diyorsunuz?
Bu olay bir tam gün ihlali. Kapağında 'hazırlatılan çalışma' diye yazıyor. Böyle olduğuna göre, sipariş üzerinedir. 3 bin doları almadan önce, fakültesi ve rektörlükten izin alması gerekirdi. İzin almadan, parası döner sermayeye girmeden yapılan bir çalışma, tam gün ihlalidir. Bu bizim görüşümüz. Konu yargıda. Kararı mahkeme verecek. Ne zamandan beri bir konu mahkemedeyken hele hukukçular mahkemeyi baskı altına almaya çalışıyor?
Ayrıca Tanör, 1971'de İÜ Senatosu'nun kararıyla soruşturma yapılıp üniversiteden atılmış. Niye? Malkara'da İşçi Köylü gazetesini satarken, köylüler tarafından öldüresiye dövülürken jandarma tarafından kurtarılmış. Bu durum kendisine iletilen fakülte dekanı, senatodan soruşturma istemiş. Yedi, sekiz hocası tarafından sorgulanan Tanör, üniversiteden atılmış.
Tanör ayrıca, 1983 veya 1984'de de 1402'lik olmuş ve yine üniversiteden çıkarılmış. Yani, Bülent Tanör için üniversiteden çıkarılma yeni bir olay değil. Şu anda çıkmış da değil. Çıktığı zaman idari yargı var. Onu çok iyi biliyor. Daha önce de idari yargıya gitmiş gelmiş. Niye bu telaş? Buradaki telaş, çok açık bir şekilde suçluların telaşıdır. Ne demek koca profesör için duygu sömürüsü,
"Kemoterapisini kesecek. İlacını kesecek" diye böyle birtakım laflar. Biz ona gereken her türlü yardımı yapıyoruz. Neredeyse kendi cebimden yardım edecek duruma geldim. Daha ne istiyor canım?