'Petrol yoksa haşhaş var'

Petro doları narko dolara dönüştüren uyuşturucu ekonomisinin Türkiye temelleri 1970'li yıllardan başlayarak sağlamlaştırılıyordu.
Haber: ERBİL TUŞALP / Arşivi

Petro doları narko dolara dönüştüren uyuşturucu ekonomisinin Türkiye temelleri 1970'li yıllardan başlayarak sağlamlaştırılıyordu. Kayıt dışı ekonomiyi
'ödenmeyen vergi' düzeyine indirgeyen iletişim dünyası, yeraltı ekonomisinin ulaştığı boyutu gizleme çabasındaydı.
İnanması çok güçtü ama 1970'lerde, 'Haşhaş Türkiye'nin petrolüdür' başlıklı yazılarla (Ahmet Kabaklı, Tercüman, 16 Kasım 1971) savunulanın aslında ne anlama geldiği yirmi yıl sonra ortaya çıkacaktı. 1990'lı yıllarda Türkiye'de 50 milyar dolarlık uyuşturucu parası dolaşımdaydı.
Yirmi yıl önce başlayan süreç uyuşturucudan silaha, sigaradan elektronik eşyaya, altından, kıymetli taştan dövize kadar her türlü meta, kaçakçılık sektörünün vazgeçilmezleri olmuştu.
Göz yumuldu
Tuhaftı ama devlet ekonomiyi yönlendiren bu sektörün yasadışılığına göz yumuyor ve hatta destekliyordu.
Bu konularda en çarpıcı örnekleri sevgili Uğur Mumcu verecekti:
"M. K. ve damadı H. İstanbul'da ... Otel'in sahibidir. Türkiye'nin en büyük silah ve uyuşturucu kaçakçısıdır.
Ö. ve H. N. kardeşler İstanbul Beyazıt'ta (...) ve (...) otellerinin sahibidirler. Bunların 550 kilo esrarı Ankara'da yakalanmış ve olay örtbas edilmiştir.
Ankara'da ünlü kaçakçıların adamı M. Ö'dür ve Ankara polisi kendisini çok iyi tanır. Anafartalar'da kuyumcu dükkânı vardır.
İzmir ve civarında kaçak işini elinde tutan M. T'dir. Dışarıya uyuşturucu götüren bu kişiyi İzmir polisi tanır ve korur." (Uğur Mumcu, Silah Kaçakçılığı ve Terör, Umag Yayınları.)
Gizli bir örgüt
Sonuçta adı ister derin devlet, ister çete olsun ortada bir örgüt vardı ve bu örgütün insan kaynağı Türkiye sağının ırkçı-dinci radikal uçlarından, finansmanıysa büyük ölçüde uyuşturucudan sağlanıyordu. Örneğin Mehmet Ali Ağca bu örgütün 1970'lerden 80'lere uzanan kilit isimlerindendi.
Cem Ersever'in öldürülmesinde de, Gazi olaylarında da adı geçen 'Yeşil' de 1990'lardan 2000'lere kadar aynı işlevi sürdüren tetikçilerindendi.
Astsubay Hüseyin Oğuz, TBMM Susurluk Komisyonu'nda birçok faili meçhul siyasi cinayette parmağı olduğunu vurguladığı Yeşil'in 'çok önemli' olduğunu söylerken
"Konuşursa iç savaş çıkar" diyordu. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir ise Gazi olaylarında da Yeşil'in izine rastlandığını söylüyordu.
Tuhaf telefonlar
Yeşil'in siyasetteki kirliliği kanıtlayacak bir telefon defteri yoktu ama, kimlerle telefon görüşmesi yaptığı biliniyordu. Yeşil'in görüşme trafiği bir anlamda Kırcı'nın telefon defterinden yansıyan kirliliği doğruluyordu. Ülkücü Saffet Başbuğ'a verdiği vekâletle Antalya'da aldığı evinin (3 Mart 1998) 349 24 22 numaralı telefonundan Cumhurbaşkanlığı, MGK, MİT Müsteşarlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, OHAL Valiliği, İstanbul Valiliği, İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve Jandarma Aşayiş Komutanlığı'nı arıyordu. Ankara'daki evinin 323 48 39 numaralı telefonundan ise Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Refah Partisi Ankara İl Başkanlığı, Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi Bingöl İl Başkanlıkları, Gümrük Başmüdürlüğü Viranşehir ve Elazığ belediyeleriyle konuşuyordu (29 Haziran 1998.)
İletişim dünyası Yeşil'in ilişkileri konusunda uzun süre sessiz kalmaya kararlıydı. Ama Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yakın çevresinde bulunan Hayrettin Gökdemir'le Yeşil'in görüşmesini görmezden/ duymazdan gelemiyordu.
Yeşil Çankaya'da!
Sığındığı ABD'den yayın yapan Mehmet Eymür hiç beklenmedik bir zamanlamayla Çankaya'da gerçekleşen Hayri bey-Yeşil görüşmesini açıklıyordu. Eymür'e göre 'Hayri bey Yeşil'i Köşke çağırıyor ve bir sıkıntısı olup olmadığını' soruyordu. Ülkücü mafyanın ağır toplarından Kürşat Yılmaz'la ilişkileri de bilinen Hayri bey bir kez daha gündeme oturuyordu. Oysa Yeşil-Köşk ilişkileri bir sav olmaktan öte kanıtlanmış bir olguydu. Susurluk olayını soruşturan süper müfettiş Kutlu Savaş'ın ünlü raporunda da ete kemiğe bürünen somut bir gerçekti. 1995 yılı başında Ankara'da yakalanıp sorgulanan Yeşil'in üzerinden Cumhurbaşkanlığı'nın 440 72 12 numaralı telefonu çıktığına inanmayanların yüzü, kim bilir belki de hafiften kızarıyordu.
Kim bu Hayri bey?
Aslında, 'Kim bu Hayri bey?' sorusu yıllar önce sorulmuş ve bu soru elbette yıllarca yanıtsız kalmıştı. Uğur Mumcu'nun Cumhuriyet gazetesindeki Gözlem köşesinde bundan 21 yıl önce, o uğursuz sonbahar sabahında, 12 Eylül 1980'de, 'Kim bu Hayri?' diye soruyordu. Askeri darbe ürpertisiyle/korkusuyla o yazıyı anımsayan hiç kimse olmayacaktı:
"Bilmem hiç elinize geçti mi? 'Maya' adlı aylık bir dergi var. Bu derginin sahibi eski İstanbul Gümrük Müdürü ve eski Bağ-Kur Genel Müdürü Ünal Yaltırık kendi imzasıyla yayımladığı bir yazıda, Zekeriya Kürşad adındaki bir eski AP milletvekilinin
İsveç'te uyuşturucu madde kaçakçılığına karıştığını ileri sürüyordu."
Zekeriya Kürşad, 1963-73 döneminde Kahramanmaraş AP milletvekilliği yapmış emekli subaydı, 1973 seçimlerinde seçilememişti. Şimdi nerede olduğunu, ne yaptığını bilen yoktu.
Ama Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinde çok iyi tanınıyordu.
Eski gümrükçü Ünal Yaltırık'ın ilginç yazısında bir başka konu daha vardı.
'Yıllardır Demirel'in yanında onun özel korumasını yapan bay Hayri'nin eroin kaçakçılığından mahkûm kardeşi...'
Bu 'Hayri' kim? Ne iş yapar? Kardeşi kimdir? Hayri'nin yakınları arasında uyuşturucu madde işine karışanlar var mı?
Bunları da bilemiyoruz. Yaltırık şöyle yazıyor:
"Eroinleri bana Süleyman Demirel'in özel muhafızı veriyordu, deseydi, herhalde hepimiz hoppala derdik..."
Anlaşılan Yaltırık'ın dilinin altında bir şeyler saklıydı. Bence yapılacak iş şu. MİT ya da İçişleri Bakanlığı, MHP'li Kudret Bayhan, eski MSP'li Halit Kahraman ve eski AP milletvekili Zekeriya Kürşad'ın dosyalarını İnterpol aracılığıyla getirmeli ve Başbakan, bir gizli oturumda Yüce Meclis'e bu konuda bilgi vermelidir. Tabii, bu 'Hayri' hakkında da." (Mumcu, Bütün Yazılar-15, UMAG Yayınları, sayfa 153-154.)
***
Bir ihbar mektubu...
Uyuşturucu geliriyle ülke ekonomisine entegre olan yeraltı dünyasını paniğe sevk eden ünlü bir ihbar mektubunda 'silah kaçakçılığından gümrük memurlarının, hatta gümrük müdürlerinin bilgisi olduğu' iddia ediliyordu. İhbarın en ilginç yanı 2000'lerin
Türkiyesi'ni anlamak için önemli bir ipucuydu:
"Bu mektubun en çarpıcı bölümlerinden biri '... gazetesi sahibi ile dışarıya baz morfin kaçırırlar' bölümüdür. Burada İsviçre'de yaşayan ve daha o yıllarda özel uçağı olan ve 1969 seçimlerinde sağcı bir partinin İstanbul adayı olan Mehmet Zeki adlı bir kişiyle, yine sağcı bir gazetenin adı yolsuzluklarla birlikte anılan pat-
ronundan söz edilmektedir. Ne de olsa uyuşturucu Türkiye'nin petrolüdür. Ve bu vatanseverlere de petrolü en iyi biçimde kullanmak görevi verilmiştir." (Suat Parlar, Kirli İşler İmparatorluğu; Uyuşturucu Kaçakçılığı-Mafya-Devlet, sayfa 123-124, Bibliotek Yayınları, 1998.)
***
Herkesin 'dostu' bir adam
Hollanda'da yakalanan bir uyuşturucu kaçakçısının cebinden başbakanın evinin telefonu çıktığı savını Oğuzhan Asiltürk doğrulayacaktı. MSP'li Asiltürk'e göre durum 'şifahi olarak' başbakana bildirilmişti. Cumhurbaşkanlığı
Başdanışmanı kadrosundaki Elazığlı emekli polis Hayrettin Gökdemir ne yaptıysa dokuz ayrı suçtan yargılanan oğlu Arif Gökdemir
için yapmıştı. Hem Kürşat Yılmaz'ı cezaevinde ziyaret edenler arasında bir o mu vardı? Mafya liderini ziyarete gelen validen de (Oğuz Berberoğlu), savcıdan da (Necati Özdemir) söz eden yoktu.
Ülkücü babalar listesinin üst sıralarında yer alan Kürşat Yılmaz, gazeteci Uğur Dündar'a Burdur cezaevinden 'resmi plakalı bir arabayla kaçtığını ve çok önemli bir politikacının konuğu olarak üç gün Ankara'da kaldığını' söylüyordu (25 Ekim 1998). Ama kabak Süleyman Demirel'in sadık adamı Hayri beyin başında patlayacaktı.
***
Yahya beyin tuhaf ilişkileri
Kendini Türkiye'nin kalkınmasına adayan Süleyman Demirel'i siyasal yaşamında hiçbir şey soyadı kadar üzmemişti. 1970'lerin ortalarında hayali ihracatla ünlenen yeğen Yahya Demirel'in şirketi Petrocom 1990'larda Fransa'da uyuşturucudan hükümlü Oral Çelik'e sahte pasaport sağlamaya kalkışıyordu.
Basel Savcısı, Yahya Demirel'in Petrocom'unun
Ermeni kökenli Henry Arslanyan'nın merkezi Viyana'da olan Stimba şirketiyle ilişki
içine olduğunu savlıyordu. Yeraltı dünyası o günlerde Yahya Demirel'in Oral Çelik'le, Behçet Cantürk'le ilişkisini konuşuyordu. Sözüm ona Yahya Demirel, Oral Çelik'e
altın kol saati armağan etmişti.
Kırcı'nın telefon defterinden Yeşil'in dinlenen telefonlarına kadar her şey aslında siyasette artıkyadsınamayan kirliliğin ölçüsüydü.
YARIN: Baybaşin'den Tamraz'a