PKK, suikastlar konusunda Gülen cemaatini suçladı

PKK, suikastlar konusunda Gülen cemaatini suçladı
PKK, suikastlar konusunda Gülen cemaatini suçladı
PKK yöneticilerinden Cemil Bayık, Paris'te 3 kadının öldürüldüğü suikastta Gülen cemaatinin parmağı olabileceğini öne sürdü.

Kandil Dağı’ndaki KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, ANF haber ajansına 2013 yılını değerlendirdi. Bayık Ocak 2013’te Paris’te işlenen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez cinayetlerinde Gülen Cemaati’nin parmağı olabileceğini öne sürdü.

Bayık şunları söyledi:
“PKK yönetim kadrosunun tasfiye edilmesi hükümetin kararı olsa da, bu konudaki planlamadan haberi bulunsa da süreç başladıktan sonra böyle bir katliamın olması dikkat çekicidir. Bu konuda hükümetin ya da istihbarat örgütlerinin bilgisi olabilir. Ama Apo’nun başlattığı süreçten sonra bu olayın gerçekleşmesi bir gerçeği ortaya koymuştur; AKP hükümeti hareketimizi tasfiye etmede Fethullahçıları ve onların polis ve yargı içindeki güçlerini kullanmaktadır. Hareketimizi tasfiye etme politika ve planlamaları içine Fethullahçıların merkezinde yer aldığı paralel devlet fazlasıyla girmiştir. Dolayısıyla bu katliamda da bunların esas rol oynaması en büyük olasılıktır.”

“Katliamda paralel devletin esas rol oynaması en büyük olasılık” diyen Bayık, katil zanlısı Ömer Güney’in bağlantılarına dikkat çekerek şöyle dedi:

“Bu katliamı yapan kişinin izleri Fethullahçılarla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Büyük Birlik Partisi’yle organik ilişki içinde olduğu yönünde önemli belirtiler, hatta deliller vardır. Dikkat edilirse BBP ile Fethullahçıların ilişkisi farklılaşmıştır. Aralarında derin bir ilişki vardır. 1980 öncesi devlet MHP ’yi kullanırken, 12 Eylül’den sonra devlet içine yerleşip kendisini hegemonya yapmak isteyen paralel devlet de BBP’yi kullanmaya başlamıştır. Devlet içindeki polis ve yargıda Fethullahçıların gücü vardır. Bunlar BBP’yle derin ilişki içindedirler. BBP’nin son yıllardaki kirli cinayetlerin arkasında olma gerçeği de bunu göstermektedir. Rahip Santoro’dan tutalım, Hrant Dink’e, Malatya’ya kadar birçok olayda Alperen ocaklarının parmağı olduğu düşünülmektedir. Paris katliamını yapan kişinin de bu çevreden olduğu yönünde güçlü belirtiler vardır, bilgiler vardır.”

Son bir iki yıldır AKP'nin Fethullah Gülen Cemaatinin bir çok alandaki gelişmesini frenlemeye çalıştığını öne süren Bayık, "AKP, iktidarını bugüne kadar Fethullahçılarla birlikte yürüttü, bir koalisyondular, bir ittifaktılar. Bütün rakiplerini ortaklaşa saf dışı etmeye çalıştılar. Bu konuda da işbölümü yapmışlardı. Özellikle yargı ve poliste Fethullahçılar vardı. Dolayısıyla rakiplerini tasfiye etmede Fethullahçılar aktif oldular. Öte yandan Kürdistan da bir yönüyle Fethullahçılara bırakılmıştı" dedi.

Bayık, Gülen cemaatinin 12 Eylül 2010 Anayasa referandumu ardından strateji değişikliğine gittiğini söyledi:

AKP ile ilk önceleri ittifak kuran Fethullahçılar özellikle de 2010 12 Eylül anayasa referandumundan sonra kendi yerlerini daha da sağlamlaştırınca artık bir taşeron kullanma ya da belirli siyasi güçleri kullanma değil de, bizzat kendisi siyasete hakim olma, siyaseti yönlendirme biçiminde bir strateji değişikliğine gitmişlerdir, politika değişikliğine gitmişlerdir. Bu durum Fethullahçılarla AKP'yi karşı karşıya getirmiştir. Bölgedeki gelişmeler, AKP ile ABD'nin belirli düzeyde karşı karşıya gelmesi de Fethullahçıların böyle bir hamle yapmasını beraberinde getirmiştir.

Paralel devletin üzerine gitmeyle demokratikleşme hamlesi iç içe yürürse sonuç alabilir. Yoksa sadece paralel devletin üzerine gidiyorum diyerek AKP'nin hiçbir sonuç alması mümkün değildir. Sonunda kaybeden AKP olacaktır. AKP'yi tek kurtaracak, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümüdür.

Bayık, "Her işte bir hayır vardır derler" derken, şu dikkat çekici değerlendirmede bulundu: "Bu açıdan bu gelişmeler AKP ve süreç açısından hayırlı olabilir. Süreç tek taraflıydı, AKP açısından aslında bir süreç yoktu. Bu çerçevede belki süreç iki taraflı hale gelebilir. Bu da zayıf bir ihtimaldir. "

Bayık, "AKP kısa zamanda ciddi bir adım atmazsa tabii ki böyle bir ortamda Kürt Özgürlük Hareketi Türkiye'deki demokrasi güçleriyle birlikte mücadeleyi ortaklaştırarak, güçlendirerek gerçek çözüm alternatifi olan Türkiye'nin demokrasi güçleriyle demokratikleştirmeyi gerçekleştirme alternatifini güçlü bir biçimde devreye sokacaktır. Bu gerçeğin bilinmesinde fayda vardır. Zaten devletin, AKP hükümetinin geçmişten beri Kürt sorununun çözümü konusunda zihniyeti değiştirip adım atmayacağı netleşmiştir" diye ekledi.