'Polis devleti'nde yeni bir gün!

'Polis devleti'nde yeni bir gün!
'Polis devleti'nde yeni bir gün!
Biber gazsız bir günümüz yok. Emek yürüyüşü, 1 Mayıs, Beşiktaş maçı, Gezi Parkı fark etmiyor. Devlet, "Size bu yasakları reva gördük, işinize gelirse" diyor. Karşı gelene de gazı, suyu ve vahşetini boşaltıyor.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

‘Polis devleti’nde yeni bir gün daha yaşadık. Biber gazsız bir günümüz yok. Emek yürüyüşü, 1 Mayıs, Beşiktaş maçı, Gezi Parkı fark etmiyor. Devlet, “Size bu yasakları reva gördük, işinize gelirse” diyor. Karşı gelene de gazı, suyu ve vahşetini boşaltıyor. Ama Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünya günümüzün zalimlerine de kalmaz.
 
Kalbim oradaydı ama yine de sabahki öngösterim için Majesitk Sineması’nın yolunu tuttum. Niyetim metrodan indikten sonra Gezi Parkı civarını kısaca kolaçan edip sinemanın yolunu tutmaktı. Lakin son durakta indiğimizde bas bas anons yapılıyordu: “Valilik emri gereğince Gezi Parkı çıkışı kapatılmıştır…” İster istemez meydana çıktım, film sonrası giderim diye düşündüm, İstiklal’de yürürken Emek civarı eski ev arkadaşım sinema yazarı Necati’ye (Sönmez) rastladım. Kolayca ikna etti beni, gerisin geriye basın açıklamasının yapılacağı Divan Oteli’ni doğru yollandık. Olay mahaline vardığımızda biber gazı salınımı ölçülü bir şekilde greçekleşiyordu. Aradan geçen araçlar korna sesleriyle ortalığı inletirken sırasıyla iki kadının yere yığıldığını gördüm. Biri anlaşılan astımlıydı ve kriz geçiriyordu, idğerinin durumu daha vahimdi ve görüntüsü daha da kötüydü. Etraftakiler Divan Oteli’nin kapısındaki personelden yardım isterken onlar da “Doktorumuz öğleden sonra geliyor” cevabını veriyordu. Nihayetinde topluluk içinde olan doktor arkadaşlardan müdahale geldi, ağır olan ise hastaneye götürüldü (daha doğrusu sonradan öğrendim, götürülmüş). Ama asıl kötüsü hasta yerde yatarken ve etrafında onca insan yardım telaşındayken polisin biber gazı ve tazyikli su taarruzuna başlamış olmasıydı. Menzil tanımazsızın saldırıyorlardı ve gazlar ve su Divan Oteli’nin ana kapısının yanında duran bizlere de gelmişti. Kaçıştık tabii ki. Etraf yine ana-baba günüydü. Necati’yi de, etrafta gördüğüm çoğu Altyazı dergisi takımından arkadaşları da kaybetmiştik. Elmadağ’a doğru yöneldim, aklıma birden Bağış (Erten) geldi, Hilton yakınındaki Eurosport’a sığınırım diye düşündüm. Önce o koşuşturma içinde cep telefonumla fotoğraf çektim, peşi sıra Bağış’ı aradım. Şansa bakın ki yurtdışındaydı ama “Sen kapıya git, ben bizim çocuklara söylerim” dedi. Binanın yanında kaçanları çembere almak için bekleyen çevik kuvvet ekipleri vardı. Yanlarından süzülüp danışmaya gittim, Mustafa Taha beni almaya gelmişti, yukarıdan olayları takibe koyuldum. Bir de baktım ki karşı kaldırımdan bizim Şenay (Aydemir) geçiyor, telefona sarıldım, “Gel oğlum, buraya sığın” diyecektim, açmadı. Sonrasında açtı, durumu anlattım, “Bahar (Çuhadar), İpek (İzci), ben buradayız, sonra servise geçeriz” dedi. Nihayetinde ortalık biraz sakinleşince indim ve servise doğru yola koyuldum.
 
Sonuç? ‘Polis devleti’nde yeni bir gün daha yaşadık. Biber gazsız bir günümüz yok. Emek yürüyüşü, 1 Mayıs, Beşiktaş maçı, Gezi Parkı fark etmiyor. Devlet, “Size bu yasakları reva gördük, işinize gelirse” diyor. Karşı gelene de gazı, suyu ve vahşetini boşaltıyor. Dünkü ‘orantısız güç’ değerleri açısından belki de en vahşisiydi. Elbette Ahmet’in (Şık) uğradığı şiddetin yanında bizimki nedir? Zaten mimli ve hedef gösterilerek saldırıldığı gün gibi aşikâr. Ama Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünya günümüzün zalimlerine de kalmaz. Meseleleri sürekli CHP ’ye ve ‘kafası kıyak gençliğe’ fatura ederek aradan sıyrılma gayretindeki Başbakan’a da ben geçmiş günlerden kalan kendi dini bilgilerimle şöyle sesleniyorum: “Öte dünyada başta o ağaçlar sizden hesap sorar. Onca yanan canın, onca kırılan kolun, kafanın, akan kanın hesabını vermek çok da kolay olmayacak.”