Polise sordum: 'Sana ne yaptım da bana el kaldırıyorsun?'

Polise sordum: 'Sana ne yaptım da bana el kaldırıyorsun?'
Polise sordum: 'Sana ne yaptım da bana el kaldırıyorsun?'

FOTOĞRAF: Anadolu Ajansı - Şebnem Coşkun

Kayıtlara geçsin: 15 Haziran cumartesi günü biber gazı, tazyikli su ve ses bombalarıyla müdahale eden polis, Taksim'de çok fazla çocuk ve yaşlı olduğunu biliyordu...
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Maalesef. Bana malum olur ‘bağzı şeyler’. Yine oldu. Saat 20.00 sularıydı. Gezi Parkı’nda yaklaşık 1 saat kalmış, kayıplarımız için söylenen türküleri, ağıtları dinlemiştim. Sonra umut karşıları söylenmeye başlanmıştı; final ise halaylaydı. Kürtler, ulusalcılar, TKP’liler, LGBT’ler vs. aklınıza gelebilecek her kesimden insan yan yanaydı ve çok güzellerdi... Park’tan çıkıp Kadıköy dolmuşuna bindim. Tam para verecekken, karar değiştirip indim; Taksim meydana doğru yürümeye başladım. Polis iki gündür AKM önünde sadece oturuyordu, (hatta önceki gün piknik bankları ve sandalyeler bile getirilmişti) eğer yine o manzarayı görseydim, yürüyerek Beşiktaş ’a inecektim. Ama…

Manzara şuydu: Onlarca polis ayakta ve depara hazır... Daha ne oluyor anlayamadan, saat 20.15’te meydana ‘Sizinle gurur duyuyoruz’ diyerek anneler(imiz) girdi. Ve bir polis anonsu duyuldu: ‘Alanı boşaltın!’ ‘Çocuklarımızı size vermeyiz’ diyen anneler bu sefer el ele tutuşup çember olmaya başladı. Ancak ısrarlı, ‘Alanı boşaltın’ anonsları üzerine, direnişçilerin yüzde 90’ı, müdahale edileceğini anlayıp Gezi Parkı merdivenlerine doğru yöneldi. Polis, 10-15 dakika, belli aralıklarla ‘Bu yaptığınız kanunsuzdur, alanı boşaltın, boşaltmazsanız gazla ve tazyikli suyla müdahale edeceğiz’ şekilde anonslara devam etti. Ama kimse yerinden kıpırdamadı.



Boynumuzdaki basın kartlarına güveniyorduk ama bize de alandan çıkmamız için çağrı yapıldı. Elbette hiçbir gazeteci alanı yerinden kıpırdamadı. Saat 20.55’te önce TOMA’lar üzerimize gelmeye başladı, sonra da sık sık ses bombaları devreye girdi ve bittabi biber gazı... İnsanlar parkta kısmen güvende olacaklarını zannetmişti, olmadı. Parkın dört bir tarafından biber gazı atılıyordu ve kaçacak hiçbir bir köşe yoktu. Gençler alışkındı ama yaşlılar kıpırdayamıyor, çocuklar kusuyordu. Üstelik bu kez hemen herkes hazırlıksızdı: Müdahalesiz geçen iki günün ardından çok az insanın yanında bareti, gözlüğü, maskesi, Talcid-süt karışımı vardı; bu da herkesin daha çok panik olmasına neden oldu.

Radikal’den Elif (Ekinci) ile parkın içinden çıkıp Divan Oteli’nden aşağı doğru yürümeye başladık. Civardaki bütün sokaklara 10-15 çevik kuvvet yerleştirilmişti. The Marmara’ya çıkmaya çalışıyorduk ancak bir polis bizi geri döndürüp bir ara sokağa yönlendirdi. Dediği sokağın sonunda bizi yine çevik kuvvet bekliyordu. Polis önce, ‘Sizi bu sokaktan geçirmeyiz’ dedi, ancak bizi arkadaşlarının yönlendirdiğini söyleyince ‘Baretle geçirmem’ dedi ve Elif’in başındaki barete doğru hamle yaptı. Güvenlik için bareti alamayacağını söylediğimiz an arbede çıktı. 6-7 polis bir anda üzerimize yürüyüp, coplarına davrandı. Basın kartlarımızı gösterdik ve ‘S*kerim basınını’ yanıtını aldıktan sonra bir polis elini kaldırıp bana tokat atmaya yeltendi. Sokağa bizden sonra giren 4-5 kişilik grup hemen koşup araya girdi. Birkaç kez tekrarladığım ‘Ben sana ne yaptım da bana el kaldırıyorsun?’ sorusuna yanıt alamadım tabii... Neticede o sokaktan da geri döndük. Stadın yanından Dolmabahçe ışıklara indik ama öncesinde, taş kışla civarlarındaki ara sokakların ışıklarının söndürüldüğünü ve hangi kaldırımdan yürüyeceğimize bile polisin karar verdiğini belirtmeli...

Beşiktaş’a ulaştığımızda, bizi yine Başbakanlık ofisinin önünde bol miktarda çevik kuvvet bekliyordu. Polis kornalarla protesto edilirken, amirleri olduğunu tahmin ettiğim bir kişi sayım yapıyordu. Kadıköy vapur iskelesine doğru yürüdük, dolmuşların olduğu yere doğru ilerlemeye başladık. Bir grup sivil polis çekirdek çitlemekle meşguldü. Üsküdar motorunda ise polis ve Başbakan vardı dillerde, haliyle pek hoş olmayan kelimelerle... Benim ise aklım, Gezi Parkı’na girdiğimiz ilk an gördüğüm bir engelli genç ile, 60-65 yaşlarında ele ele tutuşup gazı, TOMA’yı bekleyen çiftteydi...