Polisle halkın açık görüşü!

Polisle halkın açık görüşü!
Polisle halkın açık görüşü!
Gezi Parkı'nda referandum kararıyla birlikte önce bir memnuniyet yaşandı. Şok dalgası geçince 'referanduma gerek bile yok' tavrı alındı. Gecenin sonunda ise piyano konçertosu vardı. En ilginç olanı ise 'polis-halk' açık görüşüydü...
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

İSTANBUL - Taksim'e önceki gece yapılan müdahale sonrası 'azalması' beklenen kalabalığın tersine yine mahşeri bir atmosferle karşılaşıyorum meydana adım attığı anda. Saat 19.20. Manzara nasıl önce onu anlatayım: Gezi Parkı'na meydan tarafından çıkan merdivenin sonunda bir barikat var önceki geceden kalan. Merdiven ona ilaveten 'insan barikatı'yla dolmuş durumda. Bu bölüm ile The Marmara Oteli arasında kalan 'meydanımsı' alanda ise gazeteciler, fotoğrafçılar, kameramanlar var...

Atatürk Kültür Merkezi önünden meydana kadar giden duvar dibinde -Gümüşsuyu'na inen yoldan devam ederek The Marmara Oteli, Garanti Bankası, meydandaki heykelin çevresi dahil- polisler sıra sıra dizilmiş. Ortam elektrikli... Bir süre izleyip parka geçiyorum. İçeride gaz maskesi istediğim gönüllülerden birisi "Bir ufak kıvılcıma bakıyor. Umarım olay çıkmaz" diyor.

Şunu itiraf etmem gerekir ki, bilime bu kadar yatkın olduğumuzu bilmezdim. Gezi Parkı'na hiç maskeyle gitmedim hep orada temin ettim. Ve her seferinde kısıtlı imkanlarla bulunan çözümlere hayret ettim. Milliyetçi metinlerdeki 'Türkiyeliye övgü'lerde haklılık payı mı var nedir.

Divan Oteli tarafına doğru gidiyorum. Bu yolda da polisler var. Ancak ufak bir grup (50 kişi kadar). Hava da hafif hafif şiddetini artıran şekilde yağan yağmur sunuyor bize. Polisler yağmurdan etkilenince kasklarını takıyorlar fakat biz bunu 'müdahale hazırlığı' zannedeyazıyoruz. Neyseki böyle olmuyor. Sükunet hakim. Ama merak var: "Ne olacak?"

"Yağmur yağarsa biber gazının etkisi değişir mi" sorusunu birbirimize sorarken etkinin azalacağını düşünerek futbol terminolojisinden birbirimize yanıt veriyoruz: "Yağmur protestocu ve direnişçilere yarar. Polis dışında herkese yarar. Polis yerden oynayamaz o zaman!" Demiştim, bu direnişte hiçkimsenin aklında şiddet olmadığı için her durumda espri yapılabiliyor...

Parkın içerisinde sakin bir gerginlik var -olmaz demeyin var öyle bir şey. Hani gerginliğini hissettiğiniz kişiye 'Neyin var' dersiniz de o hep 'Yok bir şey' der ya öyle işte- "Acaba müdahale olur mu" sorusu insanın içini kemiriyor.
Uyarılar yapılıyor, olası müdahalede revire giden yolların açık tutulması için. Bu sıralarda bir grup CHP Milletvekili ve sanatçının meydanda oturma eylemine katılması ve konuşma yapmaları park içerisindeki morali yükseltiyor. İnsanlarda hafif bir rahatlamaya sebep oluyor.


'ZATEN YAPILAMAZ NEDEN OYLAYALIM Kİ?' 


Saatler saatleri kovalarken Ankara 'da Başbakan'ın Gezi Parkı protestocularını temsilen seçtiği grupla yaptığı görüşme sonrası gelen açıklamalar 'baş belası twitter' aracılığıyla okunuyor. "Referunduma gidilebilir" sözü ilk etapta memnuniyetle karşılanıyor. Ancak 'şaşkınlık' hali geçince 'referandum'un 'anlamsız' olduğu, çünkü halihazırda bir mahkeme kararı olduğu, zaten Topçu Kışlası'nın kanunen yapılamayacağı için bu refedandumun malumun tekrardan oylanmasından ibaret olduğu savunuluyor.

Ardından başlayan fikir yürütmeler sonucunda da referandumda 'Gezi Parkı'nın yanında eklenebilecek maddelerle referandum sürecinin etkilenebileceği ifade ediliyor. Fakat bu tavır bile Gezi Parkı'ndaki insanların rahatlamasına yetiyor. 1 kere kek, 2 kere meyve suyu, 1 kere lokum, 1 kere sandviç, sayısız kere de mendil, gaz maskesi, ıslak mendil ikramı alıyoruz bütün bunlar yaşanırken. Kimisini kabul ediyoruz...


FİLM ÇEKECEK MALZEME VAR

Taksim Meydanı'na getirilen bir kuyruklu piyano -evet o klasik müzik konserlerinde gördüğünüz, büyük piyanolardan- getiriliyor. Herhangi bir film sahnesinde 'gerçeküstü' duracak şey sahiden karşımızda: Piyanist çalıyor, göstericiler dinliyor. Hatta şunu da söyleyeyim müdahale yapmak için bekleyen polisler bile bekliyor. Birinci konserini meydanda veren piyanist, gece saat 01.00 sularında Gezi Parkı'na giden merdivenlerde 'Bis' yapıyor... Başka piyanistler de dahil oluyor. Keyifli dakikalar yaşanıyor.
Gezi Parkı protestoları boyunca her gün 'olay yeri'ne uğradım ve bir film çekecek kadar şeye tanıklık ettim. Ama en etkileyici olanları devrim gerçekleşen bir ülkede, 'Başkanlık Sarayı'na giren halk misali, kitleyle beraber Atatürk Kültür Merkezi'nin çatısına çıkıp İstanbul'u izleyişimiz ve meydana getirilen piyanoyu dinleyişimizdi. Onları ayrı bir yere
koyacağım. Unutulmaz sahnelerdi...


TOMA'LAR HAZIR BEKLERKEN...

Saatler 02.00'ye gelirken polislere doğru gidip meydanı turlamak istedik. Belirli bir noktanın ardına geçilmemesi uyarısını yapan polis, "Arkadaşlar diğer taraftan" diyor. Bolca sivil polis olması bizi yanılttı herhalde. Halk sandık onları. TOMA'lar çalışır halde bekliyor ama memurlar "Bitse de gitsek" havasındalar çünkü gerçekten sıkılmışlar.


THE HEAT'VARİ SAHNELER...

Meydandaki heykele gelince bir film sahnesiyle filmi bitirdik. Al Pacino ve Robert De Niro'nun başrollerini paylaştığı The Heat (Büyük Hesaplaşma) filminin sonlarına doğru bir sahne vardır: Karşı saflarda bulunan Al Pacino ve De Niro, bir kafede otururlar ve karşılıklı kahve içip birbirlerine öeydan okurlar. Sonrasında da kafeyi terkedip tekrar birbirlerinin karşılarındaki saflarına geri dönerler... İşte buna benzer şekilde protestocular ve polisleri konuşurken bulduk. Aralarına da karıştık...
Ana konu sosyal medya. "Kaç kişinin gözünü çıkardınız ama" sözüne polisler "Bir sürü yalan çıktı orada (twitter). 'Üzerinden TOMA geçmiş' dediler. Yalanmış gördük" savunması yapıyor. Protestocu diretince ise "Ben görmedim" diyorlar.

 

GENÇ POLİSLER DEVLET DİLİNE HAKİM

Polislerin yaş ortalaması çok genç. Çoğu birkaç yıllık polis. Birkaçtan kastım henüz 5 yıl bile olmamış. "Mesainiz ne zaman başladı, ne zaman bitecek" diye soruyorum. "Olaylar hangi gün başladı? 31 Mayıs mı" diye sorup anlatıyor: "O günden beri başladık daha durmadık. Biz de çadır kurduk buradayız." Ama sürekli aynı yerde görev yapmıyorlarmış: "Gazi Mahallesi'nde olay oluyor bazen oraya gidiyoruz. Bazen Dolmabahçe ya da başka bir yere" diyor. Mesai yapınca para almıyorlarmış. Bu arada polisler şuna eminler: Hiçbirinin ailesinden hiçkimse bu protestolara katılmamış. "Ama belki arkadaşlarımız arasında olabilir."
Şahsi fikrini aldığımız bir polis, Gezi Parkı Protestoları için "Çevre için konuşanlar haklı olabilirler bilemem" diyor.


'ANGRY BİRDS OYNAR GİBİ TAŞ ATIYORLAR'
"Çok sert davranmıyor musunuz" sorusu gelince yanıtı garip oluyor polisin: "Bakın masum göstericiyle sorunumuz yok. Bize taş atanlar var. Adam TOMA'dan taş sektiriyor bize doğru. Angry Birds oynar gibi taş atıyorlar." Bir TOMA'nın nasıl yandığını çözemediğimiz ya da daha doğrusu yanmasına inanamadığımız için -çünkü kendi kendisini söndüren görkemli bir araç olarak tanıtılan bir videosu var- memur beye soruyoruz. "Motoru durdu aracın o yüzden sistemi de durdu. Bu nedenle söndüremedi kendisini. Öyle yandı" cevabını veriyor. Yine de ikna olmuyoruz.

Biber gazından normalde etkilenmiyorlarmış ama maskeyi çıkarınca bir süre kendilerine gelemiyorlarmış: "Sigara içemiyoruz, yemek yiyemiyoruz bir süre."
Biber gazı çeşitlerini anlatıyor. Kimisinin daha etkili olduğunu belirtiyor, "En etkilisi smoke" diyor. Çünkü en yoğun duman onunkiymiş. 'Smoke' dedikleri bu el bombası şeklinde olanı. Yakın temas olunca onu orta yere bırakıyorlarmış. Tabii cismen de ağır bir şey olduğundan kafa yaralanmalarına sebep olabiliyor. Tek tek cebinden çıkartıp biber gazı kapsüllerini gösterip soruları cevaplıyor.

Biber gazından laf ilerlerken, ben de "Kimi polisler kural gereği 45 derece açıyla silahı doğrultup biber gazı atmaları gerekirken, direk olarak kişileri hedef alıyor. Buna ne diyeceksiniz" çıkışını yapıyorum. Cevabı, "Çeşitli atış şekilleri var. Kasti olanlar varsa araştırılsın" oluyor. Polislerin soru-cevap yaparkenki hallerine bakınca 'devlet dili'ne hakim olduklarını görüyorum. Alıştığımız cevaplar hep.

'HİÇ ZORLANMADIK'

 
Merak sorularının en bilinenini de yönelttim elbette: "En çok neredeki protestoda zorlandınız?" Ringe çıkacak boksör edasıyla göğsünü şişiriyor ve "Hiçbirinde zorlanmadık" diyip ekliyor: "Taksim'e yürüyerek çıkarken yokuş yordu. Bir de mesela Dolmabahçe'de 40 dakika taş yedik. Talimat gelene kadar müdahale edemedik. Orada taş yağmuru altında kaldık."


'BARİKATLAR AMATÖR İŞİ...'

Protestocuların yaptıkları barikatları da soruyorum. Henüz tecrübeleri kısıtlı olsa da Gezi Parkı protestolarında karşılaştıkları barikatları diğer olaylarla kıyaslamasını istiyorum. Yine aynı boksör edasına bürünüyor. Barikatları beğenmemiş: "Barikatlar iyi değil. Amatör işi. Araç önünde duruyor tamam, demirleri bize doğrultmuşlar ama başarılı değildi. Sağından solundan geçiliyor. Zaten geçmek istesek hepsini yıkar geçeriz." "Barikatların 'tecrübesiz' oluşu bile karşı tarafın şiddet düşünmediği ya da şiddete meyyal olmadığı anlamına gelmez mi" sorumu yorumsuz bırakıyor...


Protestoculardan birisi polislerle fotoğraf çektiriyor. "Sizden korkuyorum" dese de karşıdan "Polisten korkulur mu hiç" güleryüzlü yanıtını alıyor. Ev hanımlarının yaptığı gün buluşmaları gibi ikili sohbetler ve bir uğultu var. Polislerden gelen en çok duyulan ifade şu: "Tamam işte ben de aynı şeyi söylüyorum. Aynı şeyi konuşuyoruz."
Genelde gülümseyen bir ifadeyle protestocularla konuşan bu polisleri görünce "Hangi ara bu şiddeti uyguluyorsunuz" diye sormak istiyorum ama vazgeçiyorum. Çünkü aramıza üniforma girdiği sürece anlaşmanın güç olduğunu düşünüyorum.