'Rabbime sordum #direngezi dedi'

'Rabbime sordum #direngezi dedi'
'Rabbime sordum #direngezi dedi'
Gezi Parkı'ndan başlayıp ülkeyi saran protesto dalgasına dair çoğu sözü artık duvarlarda görüyoruz. Yazıyı keşfettiğimizin nişanesi olan duvar karalamaları ise zekâ pırıltısı dolu. İsyan günlerinde duvar turuna buyrunuz...
Haber: BURAK KURU - burak.kuru@radikal.com.tr / Arşivi

 İZLENİM 

"Abi bu 'Çare Drogba' ne ayak" diye bir soru sordu Beyoğlu'nun 'dile gelen' duvarlarını incelediğimi gören bir genç. Ki soruyu sormadan önce fotoğraf da çektiğime dikkat kesilip arkasındaki kepenkle beraber onu da çekmemi istemişti. Adı Mustafa. Onu resimlemeden önce uyardı: "Küfürleri alma abi ayıp olur onlar..."

Ben de Ahmet İnsel'in 'Haysiyet ayaklanması' şeklindeki tespitini onaylayan, duvardaki "Biz iktidarı değil, dans edebileceğimiz sokakları istiyoruz" yazısıyla beraber fotoğrafladım onu. Ardından 'iadei resimleme' işine girip "Ben de seni çekeyim abi" diyerek cep telefonuna kaydetti beni. Akabinde ekledi: "Face'ten de ekle abi!"

Sosyal medya çok kuvvetli malum... Ama bu kuvvet içerisindeki zekâ pırıltısı 'sokağa yansıyınca' çok daha etkili oluyor. İstiklal Caddesi boyunca önceden fazla rastlamadığımız şeyler görüyoruz. Duvarlardan adeta zekâ fışkırıyor. Pırıl pırıldan da öte hem de: Kristal berraklığında!

Gülümseyerek bakınıyorsunuz etrafa. Kimisi 'Devrimci jargon'u haiz, kimisi 'tiki' terminolojisine hâkim, bazısı da deyim yerindeyse 'sosyal medyaca'. Misal Fransız Kültür Merkezi'nin duvarları Fransızca slogan dolu. Arada 'efsunlu dil' Latince ile yazılmış alıntı gözden kaçmıyor: 'Nitimur in vetitum!' Nietzche'nin sözü, Türkçe'ye çevrilmiş hali: 'Yasaklanan için çaba göstermeliyiz.'

Twitter vasıtasıyla Başbakan'ın yeni açıklamalarını öğreniyorum. Cumhurbaşkanı'nın mesajını anlamadım açıklamasını görünce aklıma Nilüfer'in şarkısı geliyor: "Beni anlamadın ya, ben ona yanıyorum!" Bu şarkının sözleri de nereye çekersen gider aslında. "Gülümseyerek ilerlerken bu yazı kaleme alındığı esnada 6701 kez retweet edilip, 3107 kez favorilene eklenmiş olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün kendi yazdığı tweetiyle Başbakan'a bizzat cevap verdiğini düşünüyorum: "İnsan gerçekten hayret ediyor..."

Yürüyorum seyyar satıcılar arasından geçip duvarları izleye izleye... Bu durumlar hemen pazarını yaratıyor. Sokakta 'biber gazı maskesi' satan insanlara rastlamak mümkün. 3'e de var 5'e de. Ama Gezi Parkı'na kadar giderseniz orada bedava. Gezi Parkı demişken oradaki 'Turkish Woodstock' havası bir yana, sükunet mesajları ve yardımlaşma var. "İnsanlar ne güzel sevgi dolu" diyen bir genç kız geçiyor yanımızdan. Yerdeki yazı dikkatimi çekiyor az sonra karşılaştığımda: "Sakin kal ve polise saldırma. Direnişe devam." İhtiyaç reyonu ise şahane. Gece konaklayacaklar için yapılmış bölümde her şey düşülmüş: Sigara bile!

Biz yine İstiklal Caddesi'ne dönelim. Saatler 22.00'yi çoktan geçmiş durumda. Ama 'Alkol satış yasağı' da direnişte. Gezi Parkı'nın ilk kalabalığını gördüğümüzde içimizdeki girişimciyi "Abi alalım bakkaldan 1 kasa bira, 2-3 lira ekleyerek satalım. Kıyak iş valla" şeklinde uyandıran eylemi çoktan uygulamaya başlamış insanlar. Fiyatlar muhtelif ama hemen hemen ortak bir politika izleniyor.

Duvarda 'tiki dili ve edebiyatı'nın şanlı örneğinden türetilmiş bir yazı var. Başbakan'a 'trip' yapıyor: "Üff sanane be Tayyip!" Ardından Başbakan'ın bir beyanına cevap geliyor: "Üçüncü ayyaş benim." Bir saat firmasının kepengine yazılan not ise tarihe geçecek nitelikte: "Zamanın doldu Tayyip."

Polise serzenişleri genelde buraya yazamayabilirim ancak küfürsüz olanlar da çok yaratıcı. "Dostum bu biber gazı bir şahane", "Bütün polisler çok tatlı" ve bir de rica var: "Biz duygusal çocuklarız biber gazına gerek yok.." Bu arada şu siteyi es geçmeyelim lütfen: http://duvardakisesler.tumblr.com/

Bir eylemci ise hazır olduğunu açık etmiş "Kahvaltımı da yaptım artık çatışabilirim." Bu 'çatışma' havasını biraz açmak gerek. Gezi Parkı'nda bizzat gaza maruz kalmış birisi olarak aktarabilirim. En zor dakikalarda bile insanlar biberin ilk etkisinden kurtulunca normal hayatına dönüyor. En çaresiz anlarda şaka yapılıyor. Çünkü bu insanlar arasında kimsenin şiddet uygulamak gibi bir derdi yok.

Yeni nesil 'Deliler'
Biber gazının yoğun atıldığı yerlerde direnen kişiler ise şimdiden efsane olmuş durumda. Bunların bir kısmı ise Osmanlı'da 'Deliler' olarak adlandırılan asker grubu gibi efsane mertebesine ulaştılar. Kim bunlar? Biber gazı yiyen kalabalığın önünde duran, yüzlerinde maske olmamasına rağmen ellerindeki eldiven vasıtasıyla atılan biber gazı kapsülünü yakalayıp polise geri gönderenler! İnsanüstü geliyor değil mi? Bence de. Ama var böyle bir sınıf. Nasıl ki 11 Eylül sonrası ABD'de itfaiyecilik bir kahramanlık nişanesi olduysa bu kesim de 'gayrıresmi' olarak kahraman addediliyor. Haklarında her yerde sitayişle bahsediliyor.

'İdmanlı BDP'liler...'
Bir de yıllardır görülemeyen durum var. Özellikle Doğu illerimizdeki protestolar sonrası İstanbul'a ulaşan bilgiler bunca zaman sonra farkındalık yaratıyor. Anlatılan şu: "BDP'liler ne kadar idmanlı insanlar. Yaptıkları barikatı kimse yıkamıyor!"

Dün gece İstiklal Caddesi'nde zekice göndermeler dışında hiçbir şiddete rastlamadım. Zeki göndermeler ise gerçekten 'orantısız zeka' olarak tanımlanabilir. Çok umut verici bir şey bu tabii... Ama biran düşündüm, böyle bir zekanın oklarına hedef olmak nasıl bir şey acaba diye. Bence gerçekten ürkütücü. Resmen harcıyorlar adamı! Allah düşürmesin, amin...

Gülümseten sloganlardan en zekice olanı ise zamanında Maliye Bakanlığı yapan Kemal Unakıtan'ın eşi Ahsen Unakıtan'ın, operasyon için yollara düşmeden önce yaptığı "Rabbime sordum Cleveland dedi" sözüne gönderme yapanıydı: "Rabbime sordum #direngezi dedi." Şu an için sadece yazı var. Görsel olarak cezbeden duruma gelmiş değiliz. Olsun zoru başarıp 'yazı'yı keşfettik. Sıra resime de gelecektir elbet.

Eski Radikalli Bener'le (Onar) buluşup Şişli'ye doğru yürüyoruz. "3-5 ağaç bak sana neler yapıyor" pankartının asılı olduğu iş makinası güldürüyor. 'Kapalı kapılar ardında neler dönmüş' duyumlarımızı birbirimize anlatıp yürürken arkamızdan bir liseli grup geliyor tezahüratlarla. Laf çakıyorlar bize: "Niye bağırmıyorsunuz abi, hep biz mi bağıracağız. Ses kalmadı" "Aslan biz çok bağırdık" diyesi oluyorum Orhan Gencebay'ın 'Berhudar ol' edasına bürünerek ama "Ses gitti" demekle yetiniyorum. Bener'in "Oy verdik mi gençler" çıkışına grup olarak "İlk defa oy vericez o da MHP'ye" dediklerinde liselerdeki "Ülkücü" faaliyetin sürdüğüne ayıyoruz. Bir tanesi ise "Babam CHP'li ben de ona oy vereceğim" diyor. İçimden zamanla kendi fikrinin de oluşacağını söylüyorum.

Gecenin sonunda şunu anlıyorum: Hep 'apolitik' olarak gördüğümüz ve zekâsından şüphe ederek zaman zaman tepeden baktığımız 'okuyan yeni nesil'in o kadar da tepesinde olmadığımızı anlıyorum. Bunca zaman potansiyellerini bizden saklamışlar meğer. Zamane 'okullusu' işte!